SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Bu AKP artık gider Hocam!!!

Yazının Giriş Tarihi: 31.05.2011 17:12

Pazar günü Gökdere'de yapılan CHP mitinginin katılımı ve çoşkusuna bakarak "tamam artık bu AKP gider" diye ham bir düşünce içinde de değilim elbet.

Miting meydanı heyecan katsayısı ile sandık oranlarının hesaplanmasının doğru bir yöntem olmadığını düşünenlerdenim.

Kitle partilerinin il örgüt yapıları ile değişen miting performansları olduğunu gözlemişimdir çoğu zaman. Kitle partilerinin miting katılım sayıları düşükken yüksek oy, katılım beklenenden çok fazla olduğu durumlarda düşük oy alınmış olmasına çoğu zaman tanık olmuşuzdur.

Herhangi bir ilde çok diri bir örgüt yapısı olup başarılı bir miting yapılabilir ancak yaygın seçmenin tercihi bu heyecanla buluşamayabilir. Olur yani böyle durumlar.

Dedim ya, kitle partilerini meydanlardan değerlendirmek "bir ip ucu verir ama" gibi düşünülsede her zaman doğru sonuçlar vermez.

Aynı şekilde "kitle partisi" olamayıp "ideolojik partiler" de bazen meydanlara topladığı toplam sayıdan düşük oy alabilir. Olduğuna benim tanık olmuşluğum vardır. En azından benim gözlemlerimde bu durum da vardır. Neyse konu bu değil.

Yani demek istediğim AKP'nin gidişi tek başına ne 12 Haziran seçimiyle ilgilidir ne de CHP'nin meydanlarda gördüğü ilgiyle ilgili.

Ancak AKP'nin gidiş süreci gerçekten başlamıştır.

Bunları söylerken farkındayım,çok partili dönemde şimdiye dek hiçbir partinin gösteremediği bir başarıya imza attı AKP. En son Demokrat Parti üst üste üç seçim başarısı sergilemiş, ancak sonuncusunun sonun başlangıcı olduğu o anda ortaya çıkmıştı. Son seçim yoklamaları AKP'nin yeniden yüzde 40 civarında bir oranla seçileceğini gösteriyor. Eğer böyle olursa, bunun, herkes tarafından AKP için önemli bir başarı olarak kodlanacağı açık. Ama durum böyle olsa bile AKP'nin gidiş süreci başlamıştır.

Bana bunu düşündüren bir çok emare mevcut aslında. Sanırım AKP'nin akibetide ANAP gibi olacak. Hatırlayalım 12 Eylül faşizminden çıkışta "sivilleşmenin" temsilcisi gibi kendisini pazarlayan ANAP, uzun süre iktidarda kaldıktan sonra gidişini hazırlamıştı.

Başlangıçta değişimin ve sivilleşmenin odağı gibi görünen ANAP'ın değişimi ancak ithalatın serbest bırakılarak çikita muzların ülkeye girişinin serbestleştirilmesi,döviz alım-satım yasağının kaldırılması,kontrolsüz özelleştirme yağmalarının başlaması olarak topluma "değişim" gibi pazarlanmıştı.

Sonra ortaya çıkan yeni zenginler, hayali ihracatlar, etrafta oluşan papatyalar, gösterişler ve "ben zenginleri severim" söylemleri gidişin başladığını gösterdi. Sonuçta hiç gitmeyecekmiş gibi iktidar sürdürenler gittiler. Anlıyorum ki AKP'de böyle olacak.

Bence AKP'de gerçekten böyle olacak. Hatırlayalım ANAP'ın bitişinin başlangıcı, işçi sınıfının mücadele tarihinde özel bir yeri olan "Zonguldak Madenci İşçilerinin Ankara Yürüyüşü" olmuştur. Zonguldak maden işçilerinin grevini hatırladınız sanırım. Grevin heyecanı tüm ülkeyi sarmıştı.

Biz üniversite öğrencisiydik o yıllarda. Fakültelerimizde Zonguldak maden işçilerini desteklemek için eylemler düzenlemiştik.

Yani toplumda karşılık bulan heyecan yaratan bir umut dalgası yayılmıştı tüm ülkeye. Sadece işçileri değil tüm toplumu hatta bizi bile yakalamıştı bu heyecan.

En çok kullanılan slogan rahmetli Özal'ın kilolarına işaret ediyordu "Çankaya'nın şişmanı, İşçi Düşmanı". ANAP artık değişimin, 12 Eylül'den çıkışın değil statükonun ve sivil diktatörlüğün adresi olarak algılanır olduğu hissedilmişti.

Tıpkı bu durum gibi bence AKP'nin gidiş sürecini başlatan işaret Tekel İşçilerinin başlattığı direniştir. Çünkü artık AKP "mağdur" ve "demokratikleşme" algısından çok emeğin ve özgürlüklerin önündeki en büyük tıkaç olarak algılanır olmuştur.

AKP NEDEN GİDECEK?

AKP'nin mevcut durumunun, bugüne kadar aldığı yolun, halk üzerinde kurduğu ideolojik hakimiyet ve devlet mekanizmalarındaki tahakküm derecesi bakımından gücünün farkında olmama rağmen neden gideceğini ve bana bu gidişi düşündüren başlıkları tartışmak isterim.

1 - Öncelikle bunca desteğe, baskıya, kural tanımazlığa ve medya üzerindeki hakimiyete rağmen halkın yarısını hiç ikna edemediler. Üstelik, uyguladıkları strateji öyle bir sonuç verdi ki, kendi kontrollerindeki toplum ile diğerleri arasındaki geçişkenlik sıfırlandı.

Bunun anlamı, hakim olamadıkları toplum üzerinde, hakim olma olanaklarının bundan sonra da bulunmadığıdır. Yani AKP sınıra dayanmıştır.

İkna edemedikleri bölümde Kürtler, Aleviler, laik değerleri benimsemiş katmanlar, çarpıtılmış biçimde de olsa bağımsızlıkçı duyarlılıklarını koruyan Cumhuriyetçiler, her yerde verimli biçimde boy atan çevreciler ve halen sınıf kimliğiyle zayıfta olsa tepki verebilen emekçi sınıflar ve sayıları gün geçtikçe artan güvencesiz çalışan taşeron işçiler, 4C-4B çalışanları, artık tarlalarını ekemeyen tarım kesimi bulunuyor. Bu kesimler toplumun yarısından fazlasını oluşturmaktadır. 

2 - Diğer yandan, AKP, toplumu ideolojik olarak ele geçirme ve zor unsuruyla baskılama stratejisi açısından da yolun sonuna gelmiştir. Daha doğrusu elindeki barutu tüketmiş bir görüntü sergiliyor.

Dini söylemler ve Osmanlıcılık üzerinden ideolojik hakimiyet kurmak bakımından herhalde bundan daha fazlası olanaklı olamayacaktır. Söylenen söylenmiş ve en geniş tabana oturulmuştur. Bu kadardır yani.

3 - Zor unsuru ise, Ergenekon'un son dalgalarında gözlendiği gibi, ters tepmeye başlamıştır, "demokratikleşme" söyleminin neredeyse tümüyle bir yalandan ibaret olduğu anlaşılmıştır. Evet elindeki güç, AKP'nin kendine güvenini artırıyor ve hırslandırıyor.

Ancak bu gelişme aynı zamanda kontrolsüz bir davranış modelinin de ortaya çıkmasına neden oluyor. Kontrolsüzlük, kontrol dışındaki taban tarafından baskı ve şiddet olarak algılanıyor. Bakınız miting meydanlarında Erdoğan'ın tehditkar tutumuna ya da Arınç'ın tepeden, aşağılayıcı,azarlar tarzına.

Kısaca: AKP'nin hakimiyeti bıçak sırtında yürüyor. Olağan seyir içinde AKP tavanı bulmuştur, bundan sonrası "meçhuldür".

4 - Demokratikleşme söylemlerinin,ileri demokrasi lafazanlıklarının inandırıcılığı kalmamıştır. Kürt sorununda açılımdan , "kürt sorunu yoktur" noktasına gelmişlerdir. Alevi açılımda, "inaçlara saygılıyız"dan, "bu CHP genel başkanı var ya,o alevidir" ötekeleştirmesine savrulmuşlardır. Özgürlükler ve demokratikleşme açısından hiç bir inandırıcılıkları kalmamıştır.

Tüm bunların yanında toplumsal reflekslere göz attığımızda AKP'nin gidişinin emareleri buralarda da başlamıştır. Aslında bu süreç TEKEL işçileriyle başladı gibi. Sonra Ergenekon tutuklamalarına karşı ve özel olarak Şener ve Şık için yapılan gösteriler, 1 Mayıs'ın bu yıl her yerde çoşkuyla kutlanması ve Taksim'in sol ve işçi sınıfı tarafından kitlesel olarak kazanılması, liselilerin sınav yolsuzluklarına tepkileri, üniversitelilerin piyasalaşma ve gericileşmeye karşı mücadelesi, hekimlerin sağlıktaki piyasalaşmaya karşı ördükleri cephe ve en son olarak mühendislerin kalabalık mitingleri.

Belli ki, halkın değişik kesimlerinde, AKP'nin gerici, işbirlikçi, piyasacı politikalarının oluşturduğu tahribata karşı ciddi bir rahatsızlık gelişiyor.

AKP'nin elinde tuttuğu hukuksal, siyasal ve toplumsal güç ile ortaya çıkan tepkilerden anlaşılacağı üzere muhaliflerin rahatsızlığının bir "pat" durumuna gelmekte olduğu söylenebilir.

12 HAZİRAN SEÇİMİ REFARANDUM ÖZELLİĞİNDEDİR.

Yukarıda "olağan seyir" dedik. Olağan seyir içinde, AKP'ye tepkinin seçim sonrasında daha da yükselmesi ve organize olması beklenmelidir. Bu nedenle beklenen 12 Haziran seçimlerinde AKP'nin gitmesi değil, tıpkı ANAP'ın siyasal macerasında olduğu gibi gidişin başlamasıdır.

AKP ve arkasındaki güçler bunun bilincindedir. Bu nedenle, seçimlerden Anayasa'yı tek başına değiştirecek güçle çıkılması kendileri açısından yaşamsaldır. Ancak bugünkü görüntüde bunun zor bir ihtimal olduğu kabul edilmelidir.

Önümüzde Anayasa değişikliğine ilişkin referandum özelliğinde bir seçim var gibi görünüyor. Her referandum, rejim üzerine gerçekleşecek her tartışma genel anlamda solun işine yarayacaktır. Bunu görmek ve net olmak gerekir. Çünkü artık AKP mağdur ve değişimci değildir. Statükocu, baskıcı, şoven, ırkçı, piyasacı, emek düşmanı, kendi zenginini yaratıp toplumu yoksullaştıran bir özelliktedir.

Şimdi yeni sosyal projeleri ve şiddeti gittikçe artan özgürlükçü söylemi ile CHP daha yenilikçi ve değişimci görünmektedir. Roller değişmiştir. AKP'nin işi zorlaşmıştır. Tayyip Erdoğan ve Bülent Arınç'ın bu öfkesi ve saldırgan üslubu işte bu nedenledir.

GELECEĞE HAZIR OLMAK

Bundan önceki seçimlerde siyaset çok daha dar bir alana hapsedilmişti ve gündemi sadece AKP belirliyordu. Neyin tartışılıp neyin tartışılamayacağını, neyin gündeme gelip gelmeyeceğini AKP belirliyordu. Şimdi CHP'nin çıkışı ve hamleleri, solun genel olarak tartıştırmak istediği diğer meselelerin de siyasetin gündemine gelmesine, tartışılmasına olanak tanıyor.

Siyasetin gündeminin sadece vesayet/demokratikleşme tartışmasının dışında insanların gündelik hayatına değiyor olması, taşeron meselesinin, yoksulluk meselesinin, işsizliğin, Kürt sorununun bu kadar konuşuluyor olması önemli. Tüm bunların genel anlamda sol bir stratejinin gelişmesine olumlu etkileri olacağını düşünüyorum.

Bu hat olumlu ve doğru bir hattır. Sadece siyaseti Turhan Tayan'ın yaptığı gibi bulandırmamak gerekir. Medyadan izlediğim kadarıyla Tayan AKP karşıtı bir hattı kendi geçmişinde arıyor. Seçim konuşmalarında sık sık "bizim zamanımızda aldığınız hizmetleri size AKP sunuyormu?" türünden anlamsız cümleler kuruyor, siyasal ortamı bulandırıyor.

T.Tayan'ın sözde çok hizmet sunduğu dönemin adresi neresi DYP ve ANAP dönemi. Yurttaşlarımız bu hizmetlerden!! memnun olsaydı sanırım Tayan'ın geçmişini siyasetin tarihine göndermezdi. Ya da T.Tayan CHP'ye "misafir" olmaya gelmez, çok övündüğü hizmetlerine bulunduğu yerde devam ederdi. Boş konuşuyor ama hoş konuşmuyor anlayacağınız. Bulanık konuşmalar bunlar.

Bir de yerel medyanın ürettiği tuhaf bir retorik var. Neymiş ? "CHP'yi T.Tayan sürüklüyormuş!" Sayın Tayan'ın kendini sürükleyecek bir politik hattı yok ki, olsa ancak kendini sürükleyecek.

Ayrıca kimse dert etmesin CHP'yi sürüklemekte Sinan Aygün,Mehmet Haberal,Turhan Tayan gibilere kalmaz. Zaten onlarda bunu becerecek yüreğe ve politik derinliğe raslamakta mümkün olmaz. Misafirler işte. Yani o kadar.