SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Ak Parti; Nereden nereye (Büyük başarı mı, başarısızlık mı?) (2)

Yazının Giriş Tarihi: 15.10.2020 00:50

Ne var ki, 2009'dan itibaren bu güzel yürüyüşten yavaş yavaş uzaklaşmaya başlayan Ak Parti iktidarı, özellikle 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği sonrası, parti yöneticilerinin aslına rücu etmesiyle, eski reflekslerin ortaya çıktığı, ortak aklı dışlayan lider kültüne ve liyakati ıskalayan yandaş kayırmacılığına dayalı bir yönetim biçimine evrilmeye başladı.

İşte Ak Parti'nin büyük yanlışlarından özetler:

Rövanşist siyaset

Rövanşist siyaset anlayışı ile hareket edilerek, Türkiye'nin önemli kurumlarını kontrol altına aldıktan sonra, ideolojik takıntılar üzerinden geçmişten hesap sorma, hemen her konuda intikam alma yoluna gidildi. Safları sıklaştırma amacıyla kutuplaştırıcı ve nefret dilinin egemen olduğu bir siyasi anlayış, toplumu kalın çizgilerle ayrıştırdı.

Bu noktada denilebilir ki, Ak Parti'nin ilk yıllarında zinde güçlerin iktidarın meşruiyetini kabul etmeme, partiye açılan kapatma davası, "367 Krizi" ve benzeri gerekçeler, Ak Parti yönetiminin intikamcı noktaya sürüklenmesinde pay sahibidir. Bu argüman kısmen doğru olmakla birlikte, güçlü liderlik edebilme becerisi ve başarısı karşısında tutarsız bir argümandır. Güçlü liderlik, tam da zor zamanların işidir. Yani esas liderlik, ülke yönetiminin tamamını kontrol altına aldıktan sonra, ferasetli davranma, geleceği okuma ve geleceği yönetme becerisi ile mücehhez bir duruşu ifade eder. Bu duruşu maalesef Ak Parti liderliğinde göremedik.

Rövanşist siyaset anlayışı, kendi zenginini yaratma çabasından kendinden olmayanı dışlamaya, devlette  ideolojik kadrolaşmadan kayırmacılığa, hak ve özgürlüklerden adalete,  mimariden kültür ve sanata, eğitimden inancın alanına kadar her yeri adeta kuşatmıştır.

Kamuya eleman alımı, eskiden olduğu gibi fakat sadece aktörlerin değiştiği biçimde yine parti binalarında şekillenmekte, sosyal medyada yazdıkları suç teşkil etmeyen eleştirel mesajlar yüzünden insanlar hapse atılmakta, günümüz mimarisi ile yapılması gereken cami, kamu binası ve benzeri binalar, 800 yıl öncesinin mimarisi taklit edilerek yapılmakta,  televizyon dizileri ile tarihi olaylar ve şahsiyetler gerçek dışı mesajlarla işlenmekte, seküler eğitime karşı teoloji eğitimi veren okullar üzerinden yeni bir eğitim sistemi kurgulanmakta, geçmişte mağdur edildikleri iddiaları üzerinden cemaatler, tarikatlar devlete egemen kılınmaya çalışılmaktadır.

Yani eskiden jakobenizm, egemen güçler, şeffaf olmayan kamu yönetimi, yöneten ve yönetilen ayrımı, halkın mağduriyeti, adaletsizlik, antidemokratik uygulamalar, kamu kaynaklarının yandaşlara peşkeş çekilmesi, yolsuzluk ve rüşvetin sürüp gitmesi diye yakındığımız çarpık sistemde bir değişiklik olmadı, sadece aktörler değişti.

Bu rövanşist siyaset ve rövanşist siyasete karşı güçlü liderlik bağlamında konuyu, Nelson Mandela örneği ile biraz daha açmak istiyorum. Bir kabile reisinin oğlu olan Mandela bildiğiniz gibi, Güney Afrika'da siyahlara uygulanan ayrıma (Apartheid) karşı mücadelenin, 27 yıl hapis yatan abideleşmiş ismidir. Güney Afrika'da beyazlar, 1990'a kadar siyahlara yıllarca akla gelebilecek pek çok insanlık dışı muameleler yapmış, okullarını, hastanelerini, restoranlarını ayırmış, adeta zulüm uygulamışlardır.

1990'da seçildiği Güney Afrika Devlet Başkanlığı görevi sırasında, beyazlardan çok şiddetli intikam alacağı bekleniyordu. Ama Mandela, partisi içindeki baskılara ve taraftarlarının rövanşist çağrılarına rağmen öyle yapmadı. Tüm kin, nefret ve intikam duygularından arınarak, dünyaya büyük bir insanlık dersi verdi ve beyazlarla siyahlara eşit muamele yaptı.

Elbette Türkiye'de Güney Afrika örneğindeki gibi bir ayrımcılık hiç olmadı. Ama Mandela örneği, siyahların uğradığı hapis, ölüm, işkence ve idam gibi zulümlere karşı bile rövanşist davranmayacak kadar yüksek bir erdemlilik içermesi bakımından önemlidir.

Yolsuzluklar meselesi

Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele iddiasıyla yola çıkan Ak Parti, bu iddialardan vazgeçerek, merkezde ve yerel yönetimlerde hızla yolsuzluk batağına saplandı.

Kamu İhale Kanunu'nunda yapılan değişikliler konusunda 17 yıllık verilere ulaşabildim. 17 yılda yaklaşık 190 kez değiştirilen Kamu İhale Kanunu'nda 2018'de yapılan düzenlemeleri, Sayıştay'ın uygun bulmamasına rağmen iktidar hayata geçirmiş ve Sayıştay denetçilerinin hiçbir görüşü ciddiye alınmamıştır.

Yolsuzluğa adı karışan bakanlar istifa ettirilmiş, ancak yargı önüne çıkarılmamış, hatta Egemen Bağış Büyükelçilikle (Prag Büyükelçisi) taltif edilmiştir. Reza Zarrab denilen İran asıllı iş insanından çok pahalı bir saat hediye alan bakan Zafer Çağlayan, bu durumun meşruiyetini kamuoyunu ikna edebilecek biçimde açıklayamamıştır.

Öte yandan özellikle inşaat rantı üzerinden kentler adeta yağmalanmış, belediyeler eliyle bu rantlar sayesinde siyasetin finansmanı sağlanmış, çoğulculuk göz ardı edilerek, halkın yerel yönetim süreçlerine katılımına müsaade edilmemiştir. Şeffaflığa izin verilmeyerek, yerel kaynaklardan keyfi uygulamalarla çeşitli vakıflara çok miktarda paralar aktarılmış, yandaş medya finanse edilmiştir.

Uluslararası şeffaflık örgütünün (Transparency İnternational) 2012'deki yolsuzluk raporunda Türkiye bir önceki yıl, 180 ülke arasında 61'inci sıradayken, 2012'de 54'üncü sıraya yükseldi. Yani Türkiye, yolsuzlukla mücadelede iyileşme gösteren ülkeler arasında yer almıştı. Bu hususu o dönemde başbakan sıfatı ile Sayın Erdoğan iyi bir veri olarak televizyonlardan paylaştı.

Aynı kuruluşun 2018 yılı raporunda, Türkiye, Gana, Hindistan, Burkino Faso, Kuveyt gibi ülkelerle aynı puanı alarak 78'inci sıraya geriledi. 2019'da ise bu ülkelerin de gerisine düşerek, 91'inci sıraya indi.

Yasakların sıradanlaşması ve özgürlüklerin sınırlandırılması

Özgürlüklerin alanı, nasılsa halk desteği arkamızda düşüncesinden hareketle olacak ki, mütemadiyen daraltıldı, temel hak ve özgürlükler adeta askıya alındı. Eleştiri yapan herkese, düşman gözü ile bakılır oldu. Tutuklu gazeteci sayısı hiçbir dönem olmadığı kadar çoğaldı.

2002 Seçim Beyannamesinde, "İnsanların ekmek kadar, kendilerini gerçekleştirebilecekleri özgürlüğe de ihtiyaçları vardır" diyen Ak Parti iktidarı, 2020'ye geldiğimizde özgürlükleri kısıtlayan, her muhalefet edene vatan haini damgası yapıştıran bir iktidara dönüşmüştür.

Özgürlüklerin kısıtlanması konusu o derece gemi azıya aldı ki, TBMM'deki Ak Partili milletvekillerinin dahi konuşma özgürlüğü çok sınırlı hale geldi. Hatta herhangi bir eleştiri yapmaları mümkün değildir. Yani milletvekili de özgür değildir.

Merkezi Washington'da bulunan ve demokrasi, insan hakları ve siyasi özgürlüklerin teşvik edilmesini amaçlayan düşünce kuruluşu Freedom House'un (Özgürlük Evi), 'Dünyada Özgürlükler 2020' raporunda Türkiye, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da 'Özgür Olmayan Ülkeler' kategorisinde yer aldı.

Bu ülkelerin arasında durumu en kötü olan ülkeler olarak, Suudi Arabistan, Kuzey Kore, Türkmenistan, Tacikistan, Sudan, Güney Sudan, Suriye, Özbekistan, Libya, Somali, Eritre, Ekvator Ginesi ve Orta Afrika Cumhuriyeti var.

Türkiye'nin raporda, özgür olmayan ülkeler grubuna dahil edilmesinde, Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento seçimlerinin aynı anda ve olağanüstü hal şartlarında yapılması, önemli bir etken olarak belirtiliyor.

Ak Parti iktidarında gelinen son nokta itibarı ile, grev yasakları, etkinlik ve gösteri yasakları, toplantı yasakları adeta rutin yasaklara dönüştü. Özellikle valilere tanınan yetkilerle bu yasakçı zihniyet ayyuka çıkmış vaziyettedir.

Yasaklardan hem toplumsal muhalefet hem de siyasi muhalefet nasibini almaktadır. Medya yasakları ile halkın haber alma özgürlüğü adeta ortadan kaldırılmıştır. Muhalif yayın yapan televizyonlar, gazeteler ağır baskı altındadır. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin hiçbir hükümeti döneminde, medya üzerinde bu derece baskı görülmemiş, ulusal ve yerel medya bu derece kontrol altına alınmamıştır.

Yoksullukta değişen bir şey yok

TÜİK verilerine baktığımızda, en yüksek gelire sahip yüzde 20'lik grubun toplam gelirden aldığı pay, 2018'de bir önceki seneye kıyasla 0,2 puan artarak yüzde 47,6 ve en düşük gelire sahip yüzde 20'lik grubun payı 0,2 puan azalarak yüzde 6,1 oldu.

Yani en zengin ile en fakir kesimler arasındaki oran, zengin kesim lehine büyümeye devam ediyor. 2002 ile kıyaslandığında zengin fakir uçurumu, gelir dağılımı dengesizliği değişmemiştir.

Ak Parti; Nereden nereye (1)

Ak Parti; Nereden nereye (3)

Ak Parti; Nereden nereye (4)

Ak Parti; Nereden nereye (5)