SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Ak Parti; Nereden nereye (Büyük başarı mı, başarısızlık mı?) (1)

Yazının Giriş Tarihi: 14.10.2020 00:50

Bu yazı dizisinde, başlangıçta erdemliler hareketi olarak adlandırılan, 2003 Bursa 1. Olağan İl Kongresi'nden sonra benim de içinde bulunduğum, ülkemiz için giderek büyük bir yanılgıya, hayal kırıklığına ve talihsizliğe dönüşen, bir kısmı bizzat tanıklıklarım ekseninde gelişen Ak Parti iktidarının serüvenini anlatacağım.

Tarih sahnesinden büyük çilelerle çekilen Osmanlı İmparatorluğu'nun yerine, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin temel hedefi, aklın ve bilimin önderliğinde "Modern Türkiye" idealini gerçekleştirmekti.

Bu amaca dönük olarak Cumhuriyet tarihimiz boyunca üç büyük değişim ve dönüşüm evresine tanıklık ederiz. Bunlardan birincisi Cumhuriyetin kendisidir. Yani Osmanlı'da ayak sürüyerek geliştirilen 134 yıllık modernleşeme çabalarının keskin dönüşümünün gerçekleştiği ve ulus devletin kurulduğu dönemdir bu dönem.

İkinci büyük dönüşüm 1946'da çok partili siyasal hayata geçiştir. Gerçi 1946 Seçimleri demokratik olmayan açık oy gizli tasnif esasına göre yapıldığından, esas çok partili demokratik hayatın başlangıcı olarak 1950 Genel Seçimlerini kabul ederiz.

Üçüncüsü de 1983'ten itibaren Turgut Özal'la başlayan, devletin üretimden çekildiği, liberal ekonomiye, serbest piyasa ekonomisine geçiştir.

Çok partili siyasal hayatımız, ayrı bir yazı konusu olacak büyük kırılmalarla 20. Yüzyıl'ı tamamladı. Bu çalışmanın münderecatında olmamakla birlikte, Ak Parti iktidarına giden yolu açan nedenlerden olması münasebeti ile kısaca özetlersek, 20. Yüzyıl'da çok partili siyasal hayatımız, Atatürk'e rağmen geliştirilen 'Jakoben Kemalizm'in buyurgan, tepeden inmeci, halk katılımına kapalı ve oligarşilerin egemen olduğu bir çizgide seyretti.

Özellikle emperyalizmin desteklediği darbe süreçleri, militarizmin hemen her alanda belirleyici olması, merkeziyetçi elitist katı bürokratik devlet anlayışı, kentleşmedeki gecikme ve kötü kentleşme, batı standartlarında demokratik modern bir hukuk devleti inşa edebilmemizi engelledi.

21. Yüzyıl'a büyük hatalarla girdik

Merhum Turgut Özal, 'Eğer büyük hatalar yapmazsak, 21. Yüzyıl Türkiye'nin ve Türklerin yüzyılı olacaktır' demişti.

Özal'ın da ikinci döneminde sürüklendiği popülist politikaların egemen olduğu 90'lı yıllarda, kişisel ihtiras peşinde koşan, dünyadaki değişim ve dönüşümü zamanında göremeyen ufuksuz politikacıların yönetiminde ve militarizmin postmodern baskıları altında, Türkiye hem büyük hatalar yaptı, hem de dünyadaki değişim ve dönüşüme ayak uydurmada çok geç kaldı.

Ancak 3 Kasım 2002'de yapılan erken genel seçimlerde tek başına iktidara gelen Ak Parti ile Türkiye, hem 90'lı yılların büyük hatalarını telafi edebilecek, hem de her bakımdan dünyadaki değişim ve dönüşüme ayak uydurabilecek tarihi bir fırsat yakaladı. 

Üstelik şimdiye kadar tam 18 yıl kesintisiz süren bu dönem, dünya konjonktürüne de bağlı olarak, her alanı iyileştirebilecek, tarihin altın tepsi içinde ülkemize sunduğu avantajlarla dolu bir dönemdi.

"Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" taahhüdü ile yolan çıkan Ak Parti iktidarı, hukuk düzeninden demokratik değerlere, kamu idaresinin şeffaflaştırılmasından liyakate, her alanda modernleşme iddialarından adalet içinde kalkınmaya kadar, oldukça hacimli bir program ve ilkelerden oluşan kuşatıcı ve manifesto niteliğinde bir program ortaya koymuştu.

Ak Parti'nin kuruluş felsefesi ne idi?

Özellikle parti programı, hiçbir alanda boşluk bırakmayan, modern Türkiye hedefini eksiksiz karşılayan bir içeriğe sahipti. Mesela programın giriş bölümünde şöyle denilmektedir:

"Partimiz, ideolojik platformlarda değil, çağdaş demokratik değerler platformunda siyaset yapmayı benimseyen bir partidir. Partimiz, laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin, sivilleşmenin, inanç özgürlüğünün ve fırsat eşitliğinin esas kabul edildiği bir siyasal zemini benimser. Toplumları ve devletleri tahrip eden yozlaşma, yolsuzluk, usulsüzlük, çıkarcılık, iltimas, hukuk önünde ve fırsat açısından eşitsizlik, ırkçılık, partizanlık, despotluk gibi olumsuzluklar partimizin en yoğun mücadele alanlarıdır."

Temel Hak ve Özgürlükler başlığı altında ise, "Partimiz laikliğin, din düşmanlığı şeklinde yorumlanmasına ve bu şekilde örselenmesine karşıdır. Laiklik, özgürlük ve toplumsal barış ilkesidir. Partimiz kutsal dini değerlerin istismar edilerek, siyaset malzemesi yapılmasını reddeder." ifadeleri vardır.

Siyasi Yapılanma başlığı altında ise şöyle denilmektedir: "Partimizin iktidarında, başta bakanlar olmak üzere tüm atamalarda ehliyet ve liyakat esas alınacaktır."

Hukuk ve Adalet başlığında da şu ifadelere yer verilmektedir:

"Özgürlükçü, tüm toplumun ihtiyaçlarına cevap veren, demokratik hukuk devleti ilkesine ve demokratik ülkelerin standartlarına uygun, toplum ile devlet arasında yeni bir 'toplum sözleşmesi' kurmayı hedefleyen, tümüyle yeni bir anayasa önerisi hazırlanacaktır. Yasama, yürütme ve yargı güçleri arasında denge ve denetim sağlanacak, kuvvetler ayrılığı ilkesi hassasiyetle uygulanacaktır."

Ekonomi başlığında da, "Partimiz, ülke kaynaklarını bilgiye, teknolojiye ve verimliliğe dayalı üretim ekonomisini gerçekleştirmek için kullanacaktır" denilmektedir.

Yine başlangıçta çıkarılan eğitim kitaplarından Temel Kavramlar adlı çalışmada şunlar denilmekteydi:

"Muhafazakar Demokrat düşünceyi benimseyen Ak Parti'ye göre siyaset alanı, uzlaşı kültürüne dayanır. Ak Parti, sınırlandırılmış ve tanımlanmış bir siyasal iktidardan yanadır. Dayatmacı ve baskıcı bir hal alan otoriter ve totaliter anlayışları kabul etmez." (Temel Kavramlar-sf.85-86)

3 Kasım 2002 Seçimleri öncesi Ak Parti'nin yayınladığı Seçim Beyannamesinde de şöyle denilmekteydi:

"İnsanların ekmek kadar, kendilerini gerçekleştirebilecekleri özgürlüğe de ihtiyaçları vardır." (Seçim Beyannamesi sf.22)

Bu arada Ak Parti 2006 yılında kendi teşkilatlarına yönelik bir eğitim programı başlattı. Ben de o programda Bursa Teşkilatlarını eğitmek üzere 'Siyasal Kimlik ve Dış Politika' konu başlığında görevlendirildim. Ankara Genel Merkez'de aldığımız bir haftalık eğitimden sonra, dönüp Bursa'da üç ay süre ile parti teşkilatlarını eğittik.

Arşivimde hala bulunmakta olan eğitim dokümanlarında yazılı bazı hususları da bu giriş bölümünde paylaşmak isterim:

"Ak Parti'ye göre halk, askerlerin, dış güçlerin, totaliter partilerin, dini yapıların, ekonomik oligarşilerin ve güç odaklarının etkisi altında olmamalıdır. Ak Parti, hareketinin merkezine tek bir dini anlayışı, mezhebi veya etnik özelliği yerleştirerek 'biz ve diğerleri' ayrımı yapan, ayrışmacı siyaset tarzının Türkiye şartlarında kutuplaştırıcı bir tarz olduğunu gören bir siyasi partidir ve bunu kabul etmemektedir. Ak Parti, grup aidiyetini ve sivil toplumu önemli bulurken, cemaatçi bir yaklaşımı kabul etmemektedir. Ak Parti'ye göre ideal olan, seçimlere indirgenmiş mekanik bir demokrasi değil, idari, toplumsal ve siyasal tüm alanlara yayılmış organik bir demokrasidir." (Ak Parti Teşkilat Eğitimi Eğitmen El Kitabı-sf.5-6-7-8-9)

Yine eğitim dokümanında ve Genel Merkezce hazırlanan powerpoint sunumda, din-siyaset ilişkisi üzerine şunlar denilmektedir:

"Din üzerinden siyaset yapmak, dini ideolojik bir araç haline getirmek, din adına dışlayıcı siyaset yürütmek, hem toplumsal barışa, hem de siyasi çoğunluğa zarar vermektedir. Dini bir ideoloji haline getirmek, devlet aygıtı marifetiyle toplumu din temelli olarak zorla dönüştürmeye çalışmak, hem topluma hem de dine yapılabilecek en büyük kötülüktür."

Hem parti programında, hem seçim beyannamelerinde, hem de eğitim dokümanlarında, bütün alanları kapsayan daha pek çok demokratik kavrama, hukukun üstünlüğüne, şeffaflığa, katılımcılığa, yerinden yönetime, düşünce hürriyetine, liyakate,  özgürlüklere ve adalete vurgu yapan ifadeler yer almıştır.

Ak Parti'nin ilk yılları

Ak Parti iktidarının ilk yıllarında, kuruluş ilkeleri bağlamında, Avrupa Birliği perspektifli modern Türkiye hedefi yönündeki çabalar ile temel hak ve özgürlükler alanında yapılan iyileştirmeler, demokrasinin derinleştirilme çabaları, içeride ve dışarıda Türkiye'ye olan güveni artırıyor, yabancı sermaye girişini büyütüyor ve hızla ekonominin sayısal görünümünü iyileştiriyordu.

Nitekim 2009'a geldiğimizde, 2002'de 3200 USD civarında olan kişi başı milli gelir, önceki koalisyon döneminde Kemal Derviş'le birlikte alınan kararların korunması, mali disiplinin muhafaza edilmesi ve yukarıda ifade ettiğim demokratik gelişmeler neticesinde yaklaşık olarak 11.000 USD seviyesine çıkmıştır.

Ak Parti; Nereden nereye (2)

Ak Parti; Nereden nereye (3)

Ak Parti; Nereden nereye (4)

Ak Parti; Nereden nereye (5)