İklim krizi; yükselen sıcaklıklar, aşırı hava olayları ve bozulan ekosistemler nedeniyle hem var olan hastalıkların yayılımını artırmakta hem de yeni sağlık sorunlarını ortaya çıkarmaktadır. Sıcaklık artışlarıyla birlikte sivrisinek ve kene gibi taşıyıcı canlıların yaşam alanları genişlediği için vektör kaynaklı hastalıklar daha sık görülmekte; kirlenen su varlıkları ve artan seller ise suyla bulaşan enfeksiyonların salgına dönüşme riskini tetiklemektedir. Ayrıca hava kirliliği, çöl tozları ve uzayan polen dağılım süreleri; alerjik reaksiyonları şiddetlendirirken, sıcak hava dalgaları kalp-damar ve böbrek hastalıklarına bağlı ölümleri artırmaktadır.
Tüm bunlara ek olarak, değişen çevre koşulları nedeniyle buzulların erimesi patojenlerin yeniden gün yüzüne çıkma ihtimalini gündeme getirmektedir. Yaban yaşamından insanlara geçen yeni zoonotik virüslerin ortaya çıkması, iklim krizinin küresel çapta yarattığı diğer tehditler arasında yer almaktadır.
Sıcaklığın artması termal çalışma koşullarını etkilediği gibi kullanılan çözücülerin, pestisitlerin ve ağır kimyasalların buharlaşma hızını artırarak işçilerin hücre dokularına dahil olan toksisite oranını da yükseltir. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) son raporları, dünya genelindeki 3,4 milyarlık işgücünün 2,41 milyardan fazlasının (küresel işgücünün yüzde 70’inden fazlasının) çalışma yaşamı boyunca aşırı sıcağa maruz kaldığını göstermektedir. Bu maruziyet, her yıl 18970 işçinin yaşamını kaybetmesine ve 22,8 milyondan fazla iş kazasına yol açan doğrudan bir iş cinayeti rejimidir.
Atmosferde yükselen sera gazı seviyeleri ile tarım işçilerinin susuzluğa bağlı böbrek hasarı yaşaması, metabolik yarılmanın birbirini tamamlayan iki boyutunu temsil eder. Nitekim bu tablo, iklim krizinin henüz tam anlamıyla gün yüzüne çıkmamış küresel sağlık risklerinden biri olan Nedeni Bilinmeyen Kronik Böbrek Hastalığını (CKDu) işaret etmektedir. Doğrudan aşırı sıcak altında, yeterli mola hakkı tanınmadan ve temiz suya erişim sağlanmadan ağır fiziksel işlerde çalıştırılan işçilerin sürekli dehidrasyona (susuzluğa) maruz kalması sonucu gelişen böbrek iflasıdır.
ILO verilerine göre, bugün küresel ölçekte 26,2 milyon işçi işyerindeki aşırı sıcak stresi altında çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Tarlalardaki mevsimlik işçilerinden dökümhane işçilerine kadar milyonlarca emekçinin böbrekleri, sermayenin kâr hırsı uğruna hücresel düzeyde tahrip edilmektedir. Mevzuata bağlayıcı azami çalışma sıcaklık sınırı getirmeyen, sıcaklık kritik seviyeye ulaştığında işçilere ücret kesintisiz işi durdurma hakkı tanımayan ve tarlalara temiz su ile gölgelik alan zorunluluğu koymayan devletler, şirketlerin kâr marjlarını işçilerin böbreklerinden ve yaşamlarından daha değerli gördüklerini kanıtlamaktadır.
Benzer bir yıkım üreme sağlığında yaşanmaktadır. ILO ve UN Women raporları; aşırı sıcaklara ve ağır çalışma koşullarına maruz kalan gebe kadın işçilerde preeklampsi (gebelik zehirlenmesi), erken doğum ve ölü doğum risklerinin yüzde 15 ila yüzde 20 oranında arttığını belgelemektedir. Aşırı sıcaklar ve iklim krizinin tetiklediği su krizleri, hane içindeki bakım yükünü katbekat artırarak kadınların sırtına biner. Kuraklık nedeniyle mülksüzleşen ve topraksızlaşan kadınlar, kentin çeperlerinde ve tarlalarda en korumasız koşullarda çalıştırılırken, yaşadıkları üreme sağlığı sorunları sağlık istatistiklerinde iklim kaynaklı olarak kaydedilmemekte, unutturulmaktadır.
Saha Gerçekleri
Açık alanda, doğrudan güneş altında çalışan tarım işçileri ve mevsimlik işçiler, iklim krizinin en savunmasızlarıdır. Aşırı sıcaklar ve düzensiz yağışlar altında günde 12-14 saati bulan çalışma süreleri; tarlalarda su ve gölge alan yetersizliğiyle birleşmektedir. Bu sektör, böbrek vakalarının, güneş çarpmalarının ve aşırı sıcak stresi kaynaklı ölümlerin en yoğun yaşandığı alandır.
Bir diğer açık alan sektörü olan inşaat, altyapı ve maden işçileri, yükselen sıcaklıklar ve nem oranıyla birlikte aşırı fiziksel efor sarf eder. Betonun ve asfaltın ısıyı emip yaymasıyla oluşan kentsel ısı adası etkisi, şehir içi şantiyelerde çalışan inşaat işçilerinin maruz kaldığı termal stresi katlamaktadır. Açık maden ocaklarında ve şantiyelerde ağır ekipman kullanımı, sıcaklık stresiyle birleştiğinde iş cinayetlerine yol açmaktadır.
Gözlerden uzak tutulan ama iklim krizinden en ağır etkilenen kesimlerden bir diğeri kapalı alanlarda, sanayi, dökümhane, tekstil ve metal fabrikalarında çalışan işçilerdir. Zaten eritme fırınlarının ve ağır makinelerin yarattığı yüksek ortam sıcaklığı, dışarıdaki iklim anomalileriyle birleştiğinde fabrika içlerini yaşanamaz hale getirmektedir. Çoğu fabrikada havalandırma ve iklimlendirme sistemlerinin yetersizliği ya da maliyet gerekçesiyle çalıştırılmaması nedeniyle iç ortam sıcaklıkları 40– 50 C seviyelerine çıkmaktadır. Yüksek sıcaklık, tekstil ve kimya fabrikalarında kullanılan boya, çözücü gibi kimyasalların buharlaşma hızını artırarak işçilerin ciğerlerine dolmaktadır.
Lojistik, kargo çalışanları ve motokuryeler, güvencesiz iklim işçilerini oluşturmaktadır. Sıcak hava dalgalarında, aşırı fırtınalarda, ani sel baskınlarında veya dondurucu soğuklarda; sipariş yetiştirme baskısı altında çalışan kuryeler ve lojistik personelleri doğrudan hayati riskle yüzleşmektedir. Asfaltın yakıcı sıcağında saatlerce motosiklet veya havalandırmasız araç kullanan lojistik emekçileri, kentsel ısı krizinin ve kuralsız çalıştırmanın en ön cephesinde yer almaktadır.
Seller, fırtınalar, orman yangınları, aşırı kar yağışları yaşandığında sahaya sürülen belediye, temizlik, arama-kurtarma ve itfaiye işçileri, yetersiz donanım ve aşırı mesai baskısıyla ekolojik krizin doğrudan hasar tespit ve enkaz kaldırma gücü haline getirilmektedir. Altyapı yetersizliklerinin yarattığı sel sularının temizlenmesinden orman yangınlarına müdahaleye kadar en tehlikeli görevleri üstlenen belediye emekçileri, koruyucu ekipman eksikliği ve uzun vardiyalar yüzünden zehirlenme ve hayatını kaybetme riskiyle baş başa bırakılmaktadır.