Komedyen Deniz Göktaş, 'Ölü Deniz' adlı stand-up gösterisinde Kur'an-ı Kerim hakkında "İlk 3 kitap iyi de 4'ncüde çeviri zayıf. Ben sadece berbere gitmedim ben böyle şeyler düşünmüyorum. Hatta 4'ncü kitap favorim birçoğunuz gibi. İmamoğlu okuduysa o da sevmiştir diye tahmin ediyorum. 4'ncü kitap en iyisi o bence. Bir kere çok iddialı. 600'lü yıllarda bu son kitap demek... Daha yeni yeni kitaplar çıkıyor. Ben 1200 yılında bir tane daha çıkar diye düşünürdüm. Yazarı için de çok zor. Aklına yeni bir fikir gelse 'son kitap dedik ya, domuzda yemeği versinler'" cümleleri nedeniyle "dini değerleri aşağılama" ve "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamalarıyla gözaltına alınıp tutuklanmıştı.
Elbette herkes bu gösteriyi eleştirebilir. Mizahın sınırları tartışılabilir. Yalnız bir kişinin özgürlüğünün elinden alınıp hapse atılması doğal olarak tepkiye de neden olabilir. Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç da tutuklamaya tepki gösteren isimlerden biri olmuştu.
Gelelim Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin 14 Temmuz'da gerçekleştirilen Temmuz ayı ikinci meclis toplantısına...
AK Parti Grup Sözcüsü Ahmet Alperen Aydın, aldı eline sazı, yumdu gözünü...
Deniz Göktaş ve Ahbap üzerinden yaptığı konuşmada, yalnızca dini hassasiyetleri savunmakla kalmadı; konuşmasını Cumhuriyet tarihine ve İsmet İnönü'ye uzanan bambaşka bir siyasi hesaplaşmanın zeminine dönüştürdü.
"Bu sözler aslında bir turnusol kâğıdı gibi kimin nerede durduğunu da açıkça ortaya koymuştur. Adına sanat diyorlar, mizah diyorlar, özgürlük diyorlar ama işin özünde bu milletin inancına, mukaddesatına açık bir saygısızlık vardır. Daha da vahimi, bu saygısızlığa alkış tutanların ve bu çirkinliği ifade özgürlüğü diye pazarlamaya çalışanların varlığıdır." diyerek Deniz Dalgıç'ı hedef gösterdi.
"Sizin neşenizi bozan Cumhurbaşkanımız değil; sizin neşenizi bozan milletle ters düşen siyasetinizdir, değerlerden kopmuş anlayışınızdır. Bu milletin diniyle, kitabıyla, peygamberiyle, değerleriyle asla alay edilmesine sessiz kalmayız." diyerek niyetini açık etti.
Konuşmanın devamında Ahmet Alperen Aydın'ın, adeta "kısasa kısas" anlayışıyla Cumhuriyet'in kurucu kadrolarına yöneldiğini gördük.
Yücel Akbulut'un Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in Kurtuluş Savaşı'na ilişkin sözlerine yönelik eleştirilerine cevap verirken bu kez hedefinde İsmet İnönü vardı.
Masaya vurarak defalarca şu soruyu sordu:
"İsmet İnönü eşini Venizelos'un koluna taktı mı, takmadı mı?"
Bu sözlerin ardından meclis karıştı. CHP grubu salonu terk etti. Bursa kamuoyundan Ahmet Alperen Aydın'a tepkiler yükseldi. Bursa Büyükşehir Belediyesi önünde protesto düzenlendi ve istifası istendi.
Biz de Bursaport olarak bu protestoları haberleştirdik.
Asıl dikkatimi çeken ise bundan sonra yaşananlar oldu. Bir haber paylaşımına normal şartlarda yüzlerce yorum gelebilir. Ancak burada dikkat çeken yalnızca yorum sayısı değildi. Bir paylaşımın altına yaklaşık 1.800, diğer paylaşımın altına ise 729 yorum yapıldı.
Bu yorumların çok büyük bölümü Ahmet Alperen Aydın'ı destekleyen ifadelerden oluşuyordu.
"Adam doğru söylüyor."
"Doğruları duymak zorunuza mı gitti?"
"Adam soru sormuş, cevaplayın."
"Adam yalan mı söylemiş?"
Yüzlerce yorum...
Neredeyse aynı cümle.
Aynı üslup.
Aynı kelime tercihleri.
Özellikle sürekli tekrar eden "adam" vurgusu...
Bu tablo bana, bu hesapların bir iletişim içerisinde hareket ettiği izlenimini veriyor. Organize bir yapı mı? Ücretli kullanıcılar mı? Bir gruba mensup üyelerin linç kampanyası mı?
Yorumların benzerliği ve tekrar eden kalıpları, bunun doğal bir kullanıcı davranışından çok daha fazlası olabileceğine dair güçlü bir izlenim oluşturuyor.
Deniz Göktaş'ın gösterisi de Ahbap özelinde olanlar da Yusuf Tekin'in sözleri de eleştirilebilir.
Ancak bu eleştiriyi fırsata çevirerek Cumhuriyet'in kurucu kadrolarına, İsmet İnönü'ye ve Cumhuriyet değerlerine yönelik sistematik bir saldırının parçası hâline getirmek bambaşka bir meseledir.
Yazarımız Gürhan Çetinkaya'nın "Hadi Canım Sen de" başlıklı yazısında, Ahmet Alperen Aydın'ın "İsmet İnönü eşini Venizelos'un koluna taktı mı?" sorusunun tarihsel karşılığı ayrıntılı biçimde anlatıldı.
1930 yılında Venizelos'un Türkiye ziyareti ve ardından İsmet İnönü'nün Yunanistan'a yaptığı iade-i ziyarette uygulanan diplomatik protokol gereği, Mevhibe İnönü ile Venizelos; İsmet İnönü ile de Venizelos'un eşi Elena birlikte yürümüş. Bu, uluslararası diplomatik protokolün olağan bir uygulamasıymış.
Buna rağmen sosyal medyada bunun üzerinden kadınları aşağılayan, cinsiyetçi ve hakaret içeren yüzlerce yorum yapıldı. yorumlarda, "Karısını başkasının koluna taktıran...", "Senin karın benim koluma girecek deseler kabul eder misin?", "Hangi inanç sisteminde var?" gibi ifadeler kullanıldı.
Üstelik "karı" gibi kadınları aşağılayan ifadelerle...
Bu yorumlar yalnızca tarihsel bir bilgiye itiraz etmiyor; aynı zamanda kadını aşağılayan, Cumhuriyet değerlerini hedef alan ve hakaret dilini normalleştiren bir anlayışı da yansıtıyor.
"Kutsal" kavramı...
Türkiye'de uzun yıllardır bazı siyasi çevreler tarafından yalnızca dini değerler için değil, kendi siyasi söylemlerini dokunulmaz hâle getirmek için de kullanılıyor.
Elbette insanların dini inançları kutsaldır.
Kimsenin buna saygısızlık yapmasını savunmak mümkün değildir.
Deniz Göktaş'ın gösterisini eleştirebiliriz.
İfade özgürlüğünün sınırlarını tartışabiliriz.
İnançlara saygıyı konuşabiliriz.
Ama "kısasa kısas" anlayışıyla Cumhuriyet'in kurucu değerlerini hedef alan, İsmet İnönü üzerinden yeni bir cephe açan dili de görmezden gelemeyiz.
Bugün sosyal medyada gördüğümüz yorumlar da bu kutuplaştırıcı dilin nasıl yeniden üretildiğini gösteriyor.
Cumhuriyet tarihini yeniden yargılamaya kalkmak, Cumhuriyet'in kurucu kadrolarını hedef göstermek ve bunu "kutsalları savunuyoruz" söylemiyle meşrulaştırmaya çalışmak, başka bir siyasal amaca işaret ediyor. Dini değerler değil, Cumhuriyet'in temel değerleri hedef tahtasına konuluyor.
Bugün sosyal medyada gördüğümüz şey yalnızca birkaç yorum değil.
Cumhuriyet değerlerini aşağılama ve yok etme hedefi üzerinden sistematik bir çalışma yürüten, aynı dili kullanan, aynı cümleleri tekrar eden, aynı hedefleri işaret eden büyük bir dijital propaganda mekanizmasıyla karşı karşıya olduğumuz izlenimi giderek güçleniyor.