Özgür Özel ve kurmaylarının yeni bir parti kuracağı artık kesin gibi.
Peki, bu parti nasıl bir parti olacak; kaç milletvekili, kaç CHP il yönetimi bu yeni partiye katılacak?
Dahası programı, temel siyasi ideolojisi ve perspektifi ne olacak?
Gündem çok sıcak ve sorular muhtelif…
CHP, iktidar yargısı eli ve “Butlan Kemal” marifetiyle hızla “AK CHP” olarak yeni bir kimliğe bürünmek üzere.
Biraz sonra, CHP’de kalmakla ayrılmak arasındaki tartışma tamamıyla anlamsızlaşacak; keza kalınan parti iktidar ittifakına eklemlenmiş bir partiye dönüşecek.
Kalan bunu bilerek kalacak.
Haliyle yeni parti kurulması bir “zaruret” ve bir “aciliyet” halini almış gibi gözüküyor.
İyi de nasıl bir parti?
Siyaset kulislerine yansıyan haber ve bilgiler eğer doğruysa, yeni parti “sol bir parti” olmayacak, “merkezde bir parti” olacakmış ve “bu merkez parti” kimliğine uyan tanınmış bazı isimler de bu partinin kurucuları arasında yer alacakmış.
Kestirmeden söyleyeyim, eğer bu bilgi doğruysa ve bu şekilde yola çıkılacaksa “büyük bir hata” ve hatta “büyük bir fırsatın heba edilmesi” demek.
Neden mi?
Bu konuya ilgili bugün T24’te Mehmet Y. Yılmaz “Yeni parti, ‘ne kuş ne deve’ mi olacak?” ve Bekir Ağırdır, “Mesele ‘CHP içi kriz’ değil, yeni bir siyaset gerekli!” başlıklıklarıyla yazılar yazdı.
Birkaç gündür bu konuyla ilgili ben de bir şeyler yazmak istiyordum, ama Mehmet Y. Yılmaz ve Bekir Ağırdır’ın yazılarını okuyunca kendi düşüncelerimi de paylaşmak, naçizane bir uyarıda da ben bulunmak istedim.
Her iki yazarın analiz ve yorumlarının önemli kısmına katıldığımı belirtmek istiyorum ve bunları tekrarlamak istemiyorum (yazıların bağlantılarını bıraktım), ama belki de “siyasi perspektiflerinden” dolayı eksik bıraktıkları yerleri doldurmak, konuya biraz da “açık, net ve köşeli” bir perspektiften bakmak istiyorum.
Yılmaz ve Ağırdır’ın, “Kuş mu, deve mi?” ya da “yeni siyaset” diyerek gri alanda bıraktığı mevzulara daha net bir çerçeve çizmek istiyorum.
Dost acı söyler!
Birincisi, ünlü filozof Herakleitos’un dediği gibi “Aynı suda (nehirde) iki kez yıkanılmaz”; CHP ise, bırakın ikiyi defalardır aynı suda yıkanıp duruyor; son 15-20 yılda farklı siyasi kökenden gelen isimleri, grupları bünyesine alarak “seçim kazanma adına” binbir türlü takla atıyor…
Sonuç, koca bir sıfır!
Bunun zirvesi 2023 seçimlerinde yaşandı; “6’lı masa” ile bir garip ittifak kuruldu ve kaçınılmaz olarak büyük hüsran yaşandı.
Farklı “kültür, kimlik ve sosyolojiyi” temsil eden bazı önemli isimleri (parti ve yapıları) bir araya getirince, otomatik olarak kitlelerin de bundan etkileneceği ve oy verme davranışına dönüşeceği hesap edildi.
Yanlış bir hesaptı, hayat (gerçeklik) karşılığını verdi; kaybedildi…
Ne olmalıydı?
Ekonomik analiz ve programı, demokrasi vaadi (hukuk, adalet, özgürlükler) net, bunu taşıyacak lider ve kadrosu güçlü ve net, bunları halkla buluşturacak tek bir organizasyonu olan bir siyasi parti (hareket) olması elzemdi.
Var mıydı?
Yoktu...
İkincisi, birincisinin devamı gibi; “merkezde” siyaset vaadi otomatik olarak iktidara muhalif olanları “zihnen, ruhen ve fiziken” de “merkez” olarak tanımladığınız alanda bir araya getirmiyor.
Özgür Özel ve kurmaylarının Macaristan’da Victor Orban’ın otokratik rejimini deviren Peter Magyar’ın siyasi hareket ve yolculuğundan etkilendiği ve benzer bir hikâyeyi Türkiye’ye teşmil etmeyi hedeflediği anlaşılıyor.
Bu konuyu bir önceki “Özgür Özel’in Peter Magyar yolu!” başlıklı yazımda etraflıca analiz ettim.
Kuşkusuz Peter Magyar’ın hikayesinden “öğrenilecek ve esinelecek” şeyler olabilir; ama benzerlik ve ayrılık noktalarını (ki yazıda bunları etraflıca aktardım) iyi kavramak gerekiyor.
Peter Magyar, sistemin içinden gelen ve sert biçimde kopan, “yolsuzluklara karşı” ortak bir siyasi platform kurarak Orban otoriterizmine baş kaldıran genç bir isimdi.
Özellikle sosyalistler ve diğer sol kesimlerin aday çıkarmayarak Magyar hareketini desteklemesiyle bir zafer elde etmeyi başardı.
Peter Magyar bunu Macaristan’ın “homojen sosyolojisi” ve “zımni bir siyasi ittifakla” başardı ama “ekonomik program ve perspektifi” Macaristan için hala sorun olmaya (yanıtı aranmaya) devam ediyor.
Özgür Özel’in “Türkiye İttifakı” söylem ve perspektifi halkı bir araya getirme vaadi olarak doğru bir söylem, ama sırf Erdoğan otoriterizmini sona erdirmek için bile bu ittifak söylemi Macaristan’daki gibi başarıya götürme şansı çok zayıf; çünkü benzer bir “homojon sosyoloji” ve “siyasi hedef” yok.
Üçüncüsü, yeni parti bir tercih olarak değil mecburen “sol” bir parti olmak zorunda.
“Kapitalizm” ve “neoliberalizm” ölüm döşeğinde, dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de derin bir ekonomik kriz, eşitsizlik ve adaletsizlik yaşanıyor.
Orta sınıflar çöktü, çok az sayıdaki bir azınlık aşırı zengileşirken milyonlarca yurttaş derin bir yoksulluk içinde yaşıyor.
“Radikal bir sol program” oluşturup, kamusal politikaları açık ve net biçimde vaat etmeyen, “merkez parti” adına bu alanları “gri alanda” bırakan, seçim sonrasına öteleyen bir program(sızlık) ile başarı elde etme şansı yok.
“Sol” ya da “sol bir ekonomik programdan” kaçınılması, bunun göz ardı edilmesi, eğer “sol” sözcüğünden ürküntüye (kaygıya) dayanıyorsa bu geçmiş “ön yargı ve kabullere” dayanan, boş bir kaygı. Topluma sunacağınız vaat, kavramın bizzat kendisi değil o kavramın içeriğini dolduran somut vaat ve programın kendisidir.
AKP’nin kuruluş ve iktidara geliş hikayesinden bile çıkarılabilecek dersler var.
Partinin kurucuları “Milli Görüş” kökenli “siyasal İslam” ideolojisine sahip isimler olmasına rağmen, vaat ettikleri “hukuk, adalet, ekonomik hak ve eşitlik” vaatleriyle daha geniş kitleleri etkilemiş ve harekete geçirmeyi başarmıştı.
Oysa destek veren kitlelerin önemli bir kısmı “siyasal İslam”a değil, bu yeni partinin “hukuk, adalet, özgürlük ve ekonomik vaatlerine” destek vermişti.
Bu yüzden, yeni sol bana göre “hukuk, adalet, özgürlük, eşitlik” vaatlerinin yanı sıra bırakın “sol”dan kaçınmasını, “demokratik sosyalist” bir ekonomik program ve perspektifte olmalı, 8-9 alanı piyasanın (rekabetin) dışına çıkarılmasını güçlü biçimde vaat etmeli ve bunu siyaseten cesurca örgütlemeli.
Örneğin, “Evrensel Temel Hizmetler” (ETH) perspektifiyle, “sağlık, eğitim, ulaşım, enerji, barınma (konut), internet (iletişim), bakım hizmetleri (çocuk, yaşlı ve engelli), hukuk ve güvenlik” alanları tamamen “kamusallaştırılmalı”, bu alanlar piyasanın (rekabetin) inisiyatifinden kurtarılmalı.
Dünya büyük bir yıkım ve yeniden inşa sürecinden geçiyor.
“Çöken neoliberalizmin ekonomik ve siyasi zihin haritasında (ideolojisinde) kalarak, mevcut buhrana bir çözüm ve topluma kurtuluş reçetesi, umut oluşturamazsınız.”
Hele hele bunu “sol olmayan” bir parti, “merkez” adıyla gri alanda bir partiyle hiç başaramazsınız.
Yalnızca bir yenilgiye daha kapı aralar, zaman kaybına vesile olursunuz…
Son olarak şunu vurgulayarak tamamlayalım:
Hem bir sol programı olan yeni bir parti kuracaksınız, hem de bu programı hayata geçirecek süreci “aşağıdan yukarıya, halkla birlikte” inşa edeceksiniz.
Umarım Özgür Özel’in şu sıralar kasaba kasaba, sokak sokak gezileri, traktör römorkları ya da meyve kasaları, banklar üzerinden yaptığı konuşmalar siyaseten çok şeyi gösteriyor ve öğretiyordur.
Binaların içinde oturup nutuk atarak değil, sokakta, tarlada, serada, fabrikada kendisine doğru kollarını açarak gelen siyasi kadroları halkın kucakladığı mecburiyetten de kaynaklansa öğreniliyor!
Bir liderin halka bu şekilde öncülük etmesi kuşkusuz önemli ama yeni partiyi de “yeni parti tüzüğüyle” birlikte demokratik olarak “aşağıdan yukarıya özgüvenli biçimde” organize eden yepyeni bir yapı kurulmalı.
Hâsılı, halka, siyasetin sahibinin kendisi olduğu ve bunu kendi elleriyle inşa etmelerine fırsat verildiği sahici biçimde ispat edilmeli.
Yani, temel olan “sol” olarak kavramın bizzat kendisi değil, ona kimlik kazandıran “program ve vaatlerin somut çerçevesi” olmalı…
Bu yapılmayacaksa, geriye kalan yeni bir hüsranı, yeni bir partide yaşamak olacak.
Aynı suda, güncel bir versiyon ile yıkanmaya devam edilecek!