SON DAKİKA
Hava Durumu

Özgür Özel’in Peter Magyar yolu!

Yazının Giriş Tarihi: 22.06.2026 19:03
Yazının Güncellenme Tarihi: 22.06.2026 19:24

Özgür Özel, Macaristan’da Peter Magyar’ın başardığını Türkiye’de de başarabilir mi?

Magyar’ın, Victor Orban’ın otoriter yönetimini 16 yıl sonra sona erdirdiği gibi Özel de, Erdoğan’ın otoriter yönetimini 25 yıl sonra sona erdirebilir mi?

Magyar’ın 1,5 yılda sıfırdan yüzde 54 ile tek başına iktidarı aldığı siyasi yürüyüşün bir benzerini Özel Türkiye’de gerçekleştirerek bir değişime imza atabilir mi?

Benzerlikler, farklılıklar, örnek alınması ya da kaçınılması gereken yönler…

İşte çıkarılması gerek dersler…

Bu yazıyı, Özgür Özel liderliğinde kurulması beklenen yeni parti hazırlığını analiz ettiğim bir önceki Nasıl bir parti? başlıklı yazımın devamı olarak da okuyabilirsiniz.

Malum, Victor Orban’ın Macaristan’ı ile Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’si “otoriter rejimler” kategorisinde uzun süredir birlikte ele alınıyor, benzerlikleriyle gündeme taşınıyordu.

Bu denklem 12 Nisan 2026’da Macaristan’daki seçimle bozuldu.

Rejimin içinden evrilen Peter Magyar isimli genç bir siyasetçi, kararlı ve sert bir muhalefet örgütlenmesiyle 1,5 yıl içinde Orban rejimininin 16 yıllık iktidarını, yüzde 54 oy ve üçte ikilik parlamento çoğunluğuyla tarihsel bir zaferle yıktı.

Benzetmeler ve analizler bu kez tersine döndü: “Özgür Özel de aynı yolu yürüyebilir mi?”

İki ülke, iki lider, iki otoriter baskı ortamı.

Benzerlikler çarpıcı; ama farklar da hiç küçümsenmemeli.

MAGYAR VE ÖZEL’İN BAŞLANGIÇ NOKTALARI

“Büyük siyasi dönüşümlerin” çoğu, bir lider “tercih ettiği” için değil, “tercih etmek zorunda kaldığı” için başladığı anlarda doğuyor.

Magyar da Özel de tam olarak bu noktada buluşuyor.

Magyar, Cumhurbaşkanı Katalin Novák’ın Şubat 2024’teki skandal affını (bir çocuk yuvasındaki cinsel istismarı örtbas etmekten hüküm giyen bir kişiyi affetti; bu toplumda infial yarattı) protesto ederek Fidesz’den istifa etti; ardından hem mevcut hükümetten hem de umut olmayı başaramayan mevcut muhalefetten bağımsız, tamamen yeni bir “siyasi platform” kurarak yola çıktı.

Sistemi içeriden bilen, o sistemin dilini konuşan, dolayısıyla hem iktidar tabanına hem de muhalefetten yorulmuş seçmene aynı anda seslenebilen bir isimdi.

Magyar’ın avantajı, aynı anda hem “içerideki biri” hem de “kopuşun simgesi” olarak algılanmasıydı; bu çift konumlanma, hiçbir zaman eski muhalefeti desteklemeyecek muhafazakâr ve siyasetten kopuk seçmenleri kendine çekmeyi başardı.

Özel’in hikâyesi “farklı koşullarda”, ama “benzer bir yapıyla” şekilleniyor.

21 Mayıs 2026’da Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin mutlak butlan kararıyla “CHP genel başkanlığı” hukuken askıya alındı. Krizin en radikal aşamasında Kemal Kılıçdaroğlu kontrolündeki geçici MYK, Özel’in bütün “beyin takımını” hedef alan kapsamlı bir tasfiye hamlesi başlattı.

Özel ise genel merkez binasından ayrılarak TBMM’ye yürüdü; bu görüntü, pek çok kişinin dile getirdiği gibi yeni bir dönemin ve yeni bir başlangıcın sembolü oldu.

Fark ise şurada: “Magyar sıfırdan başladı”.

Özel’in yanında yaklaşık 110 milletvekili, 70’in üzerinde CHP il yönetimi ve 370'e yakın belediye başkanı var; kuracağı parti, ilk günden itibaren ana muhalefet konumuna oturabilecek güçte.

Bu, Özel için hem büyük bir avantaj hem de tehlikeli bir yük. Çünkü “mevcut yapıları” taşıyanlar, “köklü alışkanlıkları” ve “çözülmemiş hesapları” da birlikte taşır.

ANADOLU YÜRÜYÜŞÜ: SOKAĞIN SİYASETİ

Tizsa Partisi’ni (hareketini) 1,5 yılda iktidara taşıyan Peter Magyar, 14-24 Mayıs 2025 tarihleri arasında “1 Milyon Adım” adını verdiği bir girişimle Budapeşte’den Oradea’ya 300 kilometre yürüyerek yeni bir siyasi değişimin fişeğini ateşledi.

Magyar’ın en dikkat çekici hamlelerinden biri “bir yürüyüştü”.

Mayıs 2025’te “Bir Milyon Adım” adını verdiği girişimle (14-24 Mayıs 2025 tarihleri arasında) Budapeşte’den Oradea’ya (300 kilometre) yürüdü. Bu yürüyüş ulusal basında büyük yankı uyandırdı ve Fidesz’in asla erişemediği “coğrafi” ve “duygusal” bir mesaj taşıdı.

Ama “asıl dönüşüm” yüzey altında, “örgütsel yapıda” gerçekleşti.

Magyar sahneye çıktığında insanlara “gerçek bir değişim” fırsatının varlığını hissettirdi.

“Bu his”, taraftarlarını taban örgütlenmesine yöneltti ve “Tisza Adaları” adıyla anılan “2 bini aşkın yerel”, büyük ölçüde “özerk grup ağı” kuruldu.

Bu ağlar “yerel toplantılar” düzenledi, “ihtiyaç sahibi insanlara” yardım etti, “anketler” yaptı, “mitingler” için seferber oldu ve “kampanya materyalleri” dağıttı.

Parti sonunda “50 bin gönüllüye” ulaştı ve milyonlarca kırsal hanehalkına defalarca dokunebildi.

Bu model “klasik parti örgütlenmesinden” temel bir noktada ayrılıyordu.

Tisza Adaları’ndaki aktivistler “merkezi ve katı bir yapıya” bağlı değildi. Bu sayede Budapeşte dışında yerel örgütsel yapı kuruldu; geleneksel parti inşasında gerekli olan “merkezi üyelik” organizasyonuna ihtiyaç duyulmadan…

Hem “yönetilebilirlik” hem de “gönüllülerin sahiplenme duygusunu” besleyen bu esneklik, “modelin ruhuydu”.

21 Mayıs’tan sonraki sürece baktığımızda Özgür Özel’in de “benzer bir refleksle” harekete geçtiği görülüyor.

Ve ayrıca Magyar’ın ulusal siyaset sahnesine çıktığında insanlarda “gerçek bir değişim” fırsatının varlığını hissettirmesindeki gibi, Türkiye’de de halkta “gerçek bir değişimin” varlığını hissettirdi.

Anadolu turuna çıkan Özel, Denizli’den sonra Burdur’un Çavdır ilçesinde bir kahvehanede sandalyenin üzerine çıkarak yurttaşlara seslendi ve “Bizi devletimizin polisini kullanarak zorla binadan attılar. Ama biz Burdur’dayız, Çavdır’dayız, milletin gönlündeyiz. Bundan sonra meydandayız, sokaktayız, sandalyenin üstündeyiz” derken, toplumun reaksiyonu büyük bir coşku ve sahiplenme oldu.

Bu sahne, Magyar’ın Orban’ın güçlü olduğu kırsal Macaristan’a uzanma çabasıyla neredeyse birebir örtüşüyor: Gücün fiziksel mekânlarından (genel merkezden) koparılmış, yeniden meşruiyetini aşağıdan yukarıya kurmak için yola çıkmış bir liderin hikâyesi…

Kulislerde artık kesin gözüyle bakılan yeni parti için tartışılan isimlerden birisinin “Yürüyüş” olması da tesadüf değil. Bu sözcük, hem “taktik” hem de “sembol” olarak “Magyar yoluna” gönderme içeriyor.

BENZERLİKLER, SÖYLEM ÇERÇEVESİ, YENİ NESİL ÖRGÜTSEL ERİŞİM

Peter Magyar, Budapeşte’den Oradea’ya yürürken, kırsal bölgelerde halkla buluşmalar gerçekleştirerek güçlü bir bağ kurmayı başardı.

Magyar’ın zaferi yalnızca iktidara duyulan “öfkenin” ürünü değildi; “kesişen (ortak) şikâyetlerin”, “katılımcı örgütlenmenin” ve “yoğun kampanyanın” bileşimiydi.

Devletin “medyaya” egemen olduğu koşullarda “seçmenle doğrudan temas kurmak” belirleyici oldu.

Hem Macaristan hem de Türkiye’de bu tablo çok büyük benzerlikler içeriyor: Muhalefet “devlet medyasına” erişemiyor, yandan merkez medya ya görmezden geliyor, ya da muhalefeti manipüle ediyor; “bağımsız basın” sistematik baskıyla zayıflatılıyor.

Bu asimetrik koşullarda seçmenle “yüz yüze temas”, “sokak ve dijital platformlar” üzerinden kurulan ilişki, seçim siyasetinin olmazsa olmaz aracına dönüşüyor.

Tisza’nın “dijital iletişim stratejisi”, özellikle Facebook üzerinden yürütülen sosyal medya kampanyası, çevrimdışı aktivizmi “ulusal bir anlatıyla” bütünleştirdi ve Orban’ın güçlü olduğu Macaristan kırsalındaki bölgelerde “örgütsel erişimi” genişletti.

“Söylem çerçevesi” açısından da “paralellikler” dikkat çekici.

Tisza’nın anlatısı “geleneksel sol-sağ” ayrışması üzerine değil, “ahlaki yenilenme” üzerine kuruluydu: “Yolsuzluğa batmış suç ortaklığı sistemine” karşı “yolsuzluktan arınmış Macaristan.”

“Bu çerçeveleme”, partiyi “geleneksel muhalefet tabanının” çok ötesine taşıdı; hayal kırıklığına uğramış Fidesz seçmenlerini ve siyasetten kopmuş vatandaşları çekmeyi başardı.

Özel cephesinin hazırlıklarını sürdürdüğü yeni parti için öngördüğü çizgi de buna yakın gözüküyor: “Türkiye ittifakı vurgusunu öne çıkaran, solda, merkez demokrat bir parti.”

Anlaşıldığı kadarıyla, Magyar gibi Özel’in de geliştirmek istediği formül, “kutuplaşmadan” değil, “bütünleşmeden” güç almayı hedefliyor.

Denizli ziyaretinde bir bankın üstünde halka seslenen CHP lideri Özgür Özel, büyük bir coşku ve destek ile karşılandı.

FARKLAR: TÜRKİYE MACARİSTAN DEĞİL

Ancak burada durup “gerçekçi” olmamız gerekiyor.

İki ülke arasındaki “yapısal farklar”, Magyar modelinin “doğrudan transferini” imkânsız kılmasa da son derece zorlaştırıyor.

Bir kere Macaristan “AB üyesi”.

Hukuk devleti ciddi biçimde aşındırılmış olsa da “seçimler denetlenebilir” bir zemine oturuyordu ve yaklaşık yüzde 80 oranla rekor katılım sağlandı; sonuçlar açıklanır açıklanmaz “Orban yenilgiyi kabul etti”, iktidar “barışçıl biçimde” devredildi.

Türkiye’de ise “baskı mekanizmaları” daha derin ve “daha yapısal”.

Muhalefet liderleri “tutuklanabiliyor”, seçilmiş belediye başkanlarının “yetkileri fiilen kısıtlanabiliyor”, parti binaları mahkeme kararlarıyla el değiştirebiliyor.

Magyar yola çıkarken partisinin içinde tek bir çatışma cephesi vardı: “Fidesz ve sistemi”.

Özel ise üç cephede aynı anda savaşıyor: “Yargı baskısı”, “iktidar partisi” ve “kendi partisinin kontrolünü ele geçirmeye çalışan, atamayla gelmiş bir eski lider”.

CHP içindeki krizin en kritik anında Özel’in tüm “örgütlenme” ve “strateji ekibi” partiden tasfiye edildi.

Magyar, 1,5 yıllık yolculuğunda ve mücadelesinde hiçbir zaman böyle bir kambur taşımak zorunda kalmadı.

Öte yandan, Magyar, Fidesz’in içindeydi; yolsuzluğu bizzat gözlemlemiş, sistemin nasıl işlediğini yakından bilen bir “iç ifşacı”ydı.

Bu, seçmenin gözünde güçlü bir “güvenilirlik zemini” oluşturdu.

Özel ise ana muhalefet partisinin lideri ve AKP tabanına “sistem içindeki tanık” kimliğiyle seslenmesi yapısal olarak mümkün değil.

(Belki bu rolü Ali Babacan oynayabilirdi, ama daha başlangıcından itibaren hiçbir zaman Ali Babacan, kendi partisini kurarken Peter Magyar gibi sistemi ve Erdoğan’ı cepheden hedef olarak, radikal bir kopuş ve hesaplaşma içine girmedi. Bunun için de kısa sürede soluklaşıp, silikleşti.)

Yine de Özgür Özel cephesinin kuracağı yeni parti AKP tabanından da hatırı sayılır oy alabilir; siyasi sürece ve yeni partinin program ve çalışmalarına bağlı olarak Doğu ve Güneydoğu’da da (en azından batıdaki büyükşehirlerde yaşayan Kürt seçmen nezdinde) büyük destek bulabilir; bu iddialı görülebilir ama imkânsız değil.

TİSZA ADALARI VE ANADOLU KÖYLERİ: ÖZÜN TRANSFERİ

Magyar modelinin kalbi olan “Tisza Adaları” yapısının Türkiye’ye uyarlanması, açıkçası bu yazımız ve analizimizin can alıcı noktası.

Magyar, yerelde kendiliğinden gelişen “taban hareketlerini” ve “toplulukları” siyasetçilerle seçmenler arasında doğrudan “demokratik bir bağ” olarak tanımladı ve bu durumu, “İnsanlar beğenmediklerinde durabilirler; bu, bilet aldıkları film ya da tur değil diyebilirler” diyerek tanımladı.

Yani “adalar” bir “kalabalık yönetme” aracı değil, “demokratik hesap verebilirliğin” mekanizması oldu.

CHP içindeki Özgür Özel destekçileri de benzer bir dili benimsemeye başlamış gözüküyor.

“Hiçbir lider, yönetici ya da kurum tek başına bu süreci aşamaz. Çözüm, yerelinde örgütlenmiş parti üyelerinin emek ve meslek örgütleriyle birlikte mücadele gücünü büyütmesindedir. Mahalleden başlayan yeni bir örgütlenme seferberliği gereklidir.”

Bu söylemin “sahaya” yansıması, “eyleme” dönüşmesi, “teorik” tartışmadan çok daha önemli.

Doğrusu, Özel’in öncülüğünde kurulacak yeni partinin “Tizsa Adaları” benzeri “taban hareketlerini” belirli bir esneklik içerisinde organize etmeyi başarması Macaristan’a göre çok daha önemli; keza bir senaryo etrafında konuşulan Özgür Özel ve bazı kurmaylarının dokunulmazlıklarının kaldırılarak tutuklanması olasılığına karşı da bir “siyasi panzehir” rolü görebilir. Böylece “taban hareketinin kendisi” bizzat “siyasi hareketin kendisine” dönüşebilir, liderin varlığını bir aşamadan sonra “sembolik” hale dönüştürebilir.

Ayrıca Türkiye coğrafyası açısından değerlendirildiğinde, kırsal seçmene erişim de Macaristan’dan daha zorlu bir denklem sunuyor.

Hem “siyasi baskı” daha yoğun hem “coğrafya” daha geniş hem de “ulaşım altyapısı” daha çeşitli kırılganlıklar barındırıyor.

Ama bu aynı zamanda AKP iktidarının da zayıf noktasını işaret ediyor:

Tisza’nın zafer kazandığı seçim çevrelerinin analizi, ekonomik zorlukların yoğun biçimde hissedildiği ve ulusal siyasetçilerin nadiren ziyaret ettiği bölgelerde sürdürülen yoğun kırsal varlığın siyaseten belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.

Türkiye’de de onlarca yıldır Erdoğan’ın vaatlerinin peşine takılmış olan, ama derin bir hayal kırıklığı yaşayan Anadolu kasabalarında da benzer bir yılgınlık, kıralganlık ve açlık var.

ÖZEL’İN AVANTAJ VE ZORLUKLARI

CHP lideri Özgür Özel, Anadolu kasabalarını ziyarete ağır vermeye başlarken, yollarda kendiliğinden binlerce kişi toplanmaya ve yürüyüşüne katılmaya başladı.

Magyar’ın Macaristan’daki mücadelesinde “kolay” olan şeyler vardı.

AB üyeliği bir “dış denetim mekanizması” sağlıyordu. Avrupa Parlamentosu seçimi hem bir deneme sahası hem de görünürlük platformu sundu. Ve Fidesz, 16 yıl sonunda kendi tabanında yorgunluğa yol açacak kadar uzun hüküm sürmüştü.

Özel için yol daha çetrefilli.

Türkiye’de “seçim güvenliği” sorunu daha derinden hissediliyor.

Olası “baskın seçim” tehdidi, örgütlenme için zaman baskısı yaratıyor.

Özgür Özel ekibi hem CHP içinde mücadeleyi sürdürmek hem de seçime girebilecek alternatif bir yapıyı paralel olarak hazır tutmak zorunda. Bu iki cepheli strateji, “kaynakları” ve “dikkat kapasitesini” zorunlu olarak bölüyor.

Bununla birlikte, Özel için Magyar’ın sahip olmadığı bir avantaj da var: “İmamoğlu faktörü”.

Hapisteki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, “siyasi bir sembol” olarak son derece “güçlü bir işleve” sahip.

Oysa Magyar’ın yanında böyle bir figür yoktu; onun kampanyası neredeyse tamamen kendi kişisel gücüne dayanıyordu.

Özel ise hem kendi siyasi tabanını hem de İmamoğlu’nun “toplumsal rezonansını” aynı anda taşıyabilir.

Bu, doğru kullanıldığında olağanüstü bir “siyasi sermayeye” dönüşebilir.

ÖZGÜR ÖZEL'İN YOL HARİTASI

Burdur’da tarım işçileriyle buluşan Özgür Özel, CHP’nin bağlarının zayıf kaldığı kırsal bölgelere yönelik yeni bir yönetim anlaşıyının işaretlerini verdi.

Kanımca “Magyar örneği” bir “model” olarak değil, bir “yöntem” olarak ele alınmalı.

“Mekanik kopya” işe yaramayacaktır.

Ama “özün transferi” mümkün; eğer doğru önceliklerle yapılırsa.

Peki, bunlar neler olabilir?

ÖRGÜTSEL DERİNLİK ŞART, GÖSTERİŞ DEĞİL: Magyar’ın Tisza Adaları modelinde olduğu gibi büyük şehir dışındaki “görünmeyen seçmene” dokunmak zorunlu. Çavdır’daki kahvehane sahnesi umut verici bir başlangıç; ama bunu bir “imaj gezisine” indirgemeden, “kalıcı mahalle (köy) ağlarına” dönüştürmek gerekiyor. Parti binasından çok “kahvehane”, mitingden çok “köy meydanı”.

MEDYA YOKLUĞUNUN ÜSTESİNDEN DİJİTAL ARAÇLARLA GELİNMELİ: Magyar, hükümet etkisindeki medya engelini aşmak için Facebook başta olmak üzere dijital kanalları yoğun kullandı; “yerel aktivizmi” bu sayede “ulusal bir anlatıyla” bağladı. Özel için de “sosyal medya” ve “bağımsız platformlar” hayati önem taşıyor. Devlet ya da yandaş medyadan iletişim beklemek yerine, kendi iletişim altyapısını kurmalı.

TEK BİR SEMBOLİK MERKEZ OLUŞTURULMALI: Magyar, kampanyasının merkezine “yolsuzluğa karşı mücadeleyi” koydu; “kültür savaşlarının” ve “kimlik çatışmalarının” tuzağına düşmedi. Özel de benzer bir netlik oluşturmalı. “Ekonomik adaletsizlik”, “hukukun üstünlüğü” ve “demokratik normalleşme”; bu üçlü eksenin “sade bir dille” çerçevelenmesi, hem AKP tabanından kopanları hem de siyasetten uzaklaşmış genç seçmeni kazanmanın anahtarı olacaktır. Elbette, Macaristan’ın homojen toplumsal dokusuna göre, Türkiye’de “kimlik ve kültür çatışması” riski ve mayın alanları daha fazla; ama yeni parti bu tuzağa düşmeden, bu çerçevelemeyi “adalet, hukuk ve demokrasi” içerisine “ürkmeden, korkmadan, cesaretle” ama “sade bir dille” oturtabilmeli.

TABANI SAHİBİ, BÜROKRATİK ORGANIN DEĞİL: Tisza’nın siyasi tabanı homojen değildi; hayal kırıklığına uğramış Fidesz seçmenlerinden kentli liberallere, hatta sosyalistler ve siyasetten kopmuş gençlere kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyordu. Bu geniş tabanı buluşturan “temel unsur” ise Orban sistemine duyulan öfkeydi. Özgür Özel de yeni partinin sunacağı fırsat ile CHP tabanının ötesine geçme, “bizim seçmenimiz” sınırını aşma, yeni partiyi bir “toplumsal harekete” dönüştürme şansına sahip. Böylesine “tarihi kriz ve kırılma” anlarında “parti aidiyetini” değil, “ülke talebini” ön plana çıkaran “bir dil” bunu mümkün kılar.

Özetle, Magyar, Macaristan’da 16 yıllık bir otoriter yönetimi sona erdirerek tarih yazdı.

Kuşkusuz, Özgür Özel’in önünde daha “çetrefilli”, daha “tehlikeli”, ama tarihin yine de “açık bıraktığı” bir yol var.

Ankara’da “yağmurun altında”, bir “panzerin üzerinde” ve “portakal kasasının üzerinde” başlayan bu yürüyüş, ancak Anadolu’nun her köyünde bir “ada” kurulursa, her mahallede bir “gönüllü yapı” örgütlenirse başarıya ulaşabilir.

Magyar, Budapeşte’ye sıkışmadan başlattığı ve kendi koşullarıyla sürdürdüğü uzun yürüyüşünü zaferle taçlandırdı.

Evet, Özgür Özel’in yürüdüğü yol, şiddetli yağışlarla, fırtına ve kasırgalarla dolu; ama Budapeşte sokaklarında ve Macaristan kırsalında yankılanan o güçlü değişim arzusunda olduğu gibi, doğru bir “metodoloji”, tükenmeyen bir “saha enerjisi” ve toplumun tüm kesimlerine güven veren “samimi bir taban örgütlenmesiyle” birleştiğinde; Türkiye’de de makus talihi yenecek, güçlü bir iktidar değişiminin en somut müjdecisi olabilir.

Yol uzun ve engebeli, ancak “pusula” doğru ayarlandığında “menzile ulaşmak” kaçınılmaz.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.