Başlığı görüp şaşırdığınızı ve bu satırları okumaya başladığınızın farkındayım.
“Nasıl yani!” diye şaşkınlığınızı yansıtan iç sesinizi de duyar gibiyim!
Bana izin verin merakınızı gidermeye, izah etmeye çalışayım.
Jack Dorsey birkaç gün önce ne yaptı biliyor musunuz?
10 bin kişinin çalıştığı şirketi Block’tan 4 binden fazla çalışanını çıkaracağını duyurdu.
Buna tekrar döneceğim.
Ama yine izninizle, yazılarımı takip edenlerin anımsayacağı bazı şeyleri burada yeniden anımsatmam gerekiyor.
2026 yılının ilk aylarındayız…
Yer küremizde insanlık tarihinin en büyük devrimlerinden biri için çok alametler belirdi…
Isınmadan kaynamaya, nicelikten niteliğe geçişin eşiğindeyiz…
Bir tarihin hem “maruz kalanları” hem de “tasarımcılarıyız” ve büyük bir devrimin kritik bir yerindeyiz.
Tarihi okurken değil, bizzat yaşarken içinde bulunduklarımızı, olup bitenleri “canlı yayındayken” anlamak ve kavramak elbette güç olabilir…
1990’ların başında hızlanan teknoloji ve özellikle yapay zeka devrimi, kapitalizmi, üretim ilişkilerini, toplumsal ilişkileri, ülkeleri ve coğrafyaları kökten değişime zorluyor…
200-300 YILLIK BİR “KÜRESEL DÜZEN” ÇÖKÜYOR…
Süregelen bir sistemin “evrimsel” aşamasında değil, “devrimsel” bir eşiğindeyiz…
Bundan 112 yıl önce yaşıyor olsaydınız, 1914’te Saraybosna’da patlayan bir silahın, o anda bir dünya savaşına yol açmak üzere olduğunu düşünmeyebilirdiniz…
Oysa “buharlı motor”, “elektrik”, “kömür madenlerinin paylaşımı” üzerine Avrupa kaynamış, Arap yarımadasında ve Ortadoğu’da fışkırmaya başlayan “petrol kaynakları” epeydir dünyanın ve yeni düzenin “evrimsel” altyapısını oluşturmuştu.
Yeni kaynaklar, yeni sınıflar, yeni güç ilişkileri, yeni paylaşım savaşlarının kapısını aralamıştı…
Ve silahlar her yerde patladı, imparatorluklar çöktü, yeni bir emperyal paylaşım dönemi başladı,”faşizm” yükseldi…
Sovyet devrimiyle tanıştı insanoğlu ve “yoksullar” ilk kez “iktidar kudretiyle” tarihteki yerini aldı.
“Kapitalizmin makinesi” çalışmayı sürdürdü, “evrimsel” değişim devam etti…
Sovyetlerin varlığıyla İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1945’te kurulan yeni denge dönemi ve “refah devleti” 1975 yılında sona erdi.
Neoliberal ideolojinin hegemonyasıyla sermaye birikimi ve sermaye sınıfı 1980’den itibaren “refah devletini” ayakta tutan tüm “kamusal yapıları” yok ederek (yutarak) 2000’lerin başına kadar kendini yenilemeye (sermaye birikimini devam ettirmeye) ve genişlemeye devam etti…
Ancak 2008’de duvara tosladı ve deniz bitti…
Üretileni adilane dağıtmayan, hukuk, yasa tanımayan, kuralsızlaşan, zamanla üretimden koparak yapay, sentetik finansal araçlara yoğunlaşan; balon piyasalar ve ekonomiler oluşturan “neoliberal düzen” patlamaya mahkumdu ve lağım patladı…
1990’ların başında “tarihin sonunu” ilan edenler 15-20 yıl sonra tarihlerinin sonuna geldi.
“Emekçiler” ve “mülksüzleşen yoksullar” onlarca yıl süren saldırılar sonucu “sınıf savaşını” kaybetti; tüm ülkelerde yoksulluk ve adaletsizlik, gelir dağılımındaki uçurum çığ gibi arttı…
Neoliberalizm “deregülasyonlar, özelleştirmeler ve finansallaşmayla” tasarladığı küresel hegemonya ve yeni düzen, 2000’lerden itibaren “verimliliği” ve “karlılığı” artırma gerekçesiyle “teknolojiyi” ve giderek “yapay zekayı” kutsayarak bir kaldıraç gibi kullanmaya başladı.
Yeni sermaye birikimi ve büyümeyi sağlayamayan küresel sermaye sınıfı “içe patlamaya” başladı; sosyal harcamaları sert biçimde kıstı, sosyal güvenlik sistemlerini, emeklilik haklarını, çalışma yasalarını altüst etti. Ulusal bütçeler ve zenginlik “faiz ve vergi politikalarıyla” yoksullardan bir avuç azınlığa transfer edildi, ediliyor.
Kapitalizm, internet teknolojileri, ağ ekonomisi, otomasyon, robotik sistemler ve 2022’den sonra yoğunlaşan yapay zeka teknolojisi daha az insanın (işçinin) içinde yer aldığı, insan emeğini (ücretli emek) azalttığı (gereksizleştirdiği) bir düzene “evrildi”; “verimliliği ve karılığı” artırdı ve sermaye sınıfı ayakta kalmaya çalıştı.
2020 yılında dünyanın en zengin yüzde 1’lik kesimi kürsel servetin yüzde 16-18’ine hakimken bu oran 2025 itibariyle yüzde 46-48 oranına yükseldi.
Neoliberal politikalarla küresel servet 500-600 bin kişilik (ki özünde 3-5 tekno-otokratın) cebinde toplanırken, 8 milyarlık dünya nüfusunun yarısı günde 4-5 dolarla yaşam mücadelesi vermeye başladı.
İNSANLARIN YOKSULLAŞMASINI ŞENLİKLE KARŞILAYAN BORSA
Dönelim Jack Dorsey’e…
Elon Musk’ın ayak oyunlarıyla ele geçirilen Twitter’ın (şimdiki X) CEO’su olan Jack Dorsey’den söz ediyorum…
Dorsey, Twitter sonrası kurduğu ödeme şirketi Block’tan çalışanlarının neredeyse yarısını oluşturan 4 bin kişiyi “yapay zekayı işaret ederek” işten çıkardı…
Sonra ne oldu?
Ne olacak, yatırımcıları bu haberi şenlikle karşıladı; hisse senedi bir gecede yüzde 24 fırladı.
Ama Dorsey’in dürüst itiraflarını da takdir etmeliyiz:
“Defalarca tekrarlanan işten çıkarma dalgaları morali, odağı ve güveni yıkıyor. Bir yıl içinde çoğu şirket aynı yere varacak. Ben bunu reaktif biçimde zorlanmak yerine dürüstçe ve kendi koşullarımda yapmayı tercih ettim.”
Ardından ekledi: “Sıradaki şirket sizsiniz.”
Microsoft AI CEO’su Mustafa Süleyman da 10 gün önce Dorsey’in sağlamasını yaparcasına “bilgisayar başında oturmayı gerektiren işlerin büyük bölümünün gelecek bir yıl ila 18 ay içerisinde tamamen otomasyona geçeceğini” söyledi.
Dorsey, “Perşembenin gelişi çarşambadan belli. Ben elimi çabuk tuttum. Sıradaki şirket sizinki” derken, on binlerce çalışanın kapının önüne konulacağını bugünden muştuladı, öncü olmanın hazzını yaşadı!
Block’un 4 bin kişiyi kapının önüne koyması, Tesla’nın on binlerce işçiyi çıkarması, Amazon ve Salesforce’un “yapay zeka verimliliği” gerekçesiyle büyük tasfiyeler gerçekleştirmesi ve eBay’in bu hafta açıkladığı 800 kişilik yeni işten çıkarma dalgası, aslında aynı tablonun farklı kareleri.
HANGİ ŞİRKET DAHA HIZLI VE DAHA FAZLA İŞÇİ ÇIKARTACAK YARIŞI…
Bazen çok üzülüyorum…
Özellikle LinkedIn gibi platformlarda beyaz yakalıların OpenAI, Antrophic, Google gibi teknoloji devlerinin yeni dil modellerini ve yeni versiyonlarını büyük bir “coşku ve meftunluk” içinde karşılamaları hüzün verici…
Sanki üretkenliklerine, iş piyasasında onlara bir yarar sağlayacakmışçasına… Makineyle (yapay zekayla) rekabet edeceklermiş gibi…
Kasabının bıçağını yalayan kurbanın zavallığından başka bir his yaratmıyor; biraz sonra başına geleceklerden bihaber…
Sonra Mustafa Suleyman’ın ve daha nicelerinin sözleri, şirketlerin kafileler halinde çalışanlarını kapının önüne koyma furyaları geliyor aklıma…
Forrester Research’ün geçen ay yayımladığı rapor ise bir başka gerçeği işaret ediyor:
“Şirketlerin büyük çoğunluğunda yapay zekanın vaat ettiği verimlilik kazanımları henüz gerçekleşmedi; işten çıkarmalar çoğunlukla finansal baskıdan kaynaklanıyor, yapay zekadan değil.”
2000’lerden beri kapitalizm büyük bir kriz içinde; sermaye birikimi durdu ve genişleyemiyor.
Kapitalizm kâr üretemediği ve genişleyemediği yerde kaçınılmaz olarak kriz sarmalına giriyor!
Bir de ABD, AB gibi hegonomik sermayesinin karşısına “Çin devlet kapitalizmi ve sermayesi” belası çıktı!
Araştırmalar şimdilik tam aksini gösterse de “yapay zeka hülyası” bile emeği dışında yaşamını ayakta tutmasını sağlayacak bir şeyi olmayan milyonlarca insanı kapının önüne konulmaktan kurtaramadı…
Bir de bunun eşikte bekleyen “yapay zekanın verimlilik kazanacağı” boyutunun yaratacağı fırtınayı düşünün!
TETİĞİ ÇEKENLER, SİLAHI SAHNEYE ASANLAR…
Gelelim Jack Dorsey’in İran’a yönelik saldırılardaki parmağına!
Elbette tetiğe basan Trump ve Netanyahu’nun parmağı…
Ama Çehov’un o ünlü tiyatro retoriğinde olduğu gibi; sahnenin bir yerinde asılı bir silah göründüğünde finalde o silah mutlaka patlar!
O silahı sahneye asanlar, Elon Musk, Jack Dorsey, Peter Theil, Mark Zuckerberg, Alex Karp gibi tekno-oligarklar..
Ve onların Trump ile kurdukları yeni hegemonik güç ilişkileri nasıl bir krize saplandıklarını ve çaresizce çırpındıklarını gösteriyor.
Kapitalizm, eski nizamını ayakta tutabilecek ne “ideolojik” bir dayanağı kaldı, ne de teknik olarak bunu sağlayacak bir “mecali”…
Trump ve etrafını çevreleyen yeni sağcı ideologlar bunu biliyorlar ve “post-kapitalizm” dönemini tasarlamaya, “post-demokrasi” koşullarını yaratmaya çalışıyorlar.
Irak’ta “kimsayal silahların olup olmaması” Bush’un umurunda olmadığı gibi İran’ın “nükleer silaha sahip olup olmaması” da Trump ve ideologlarının umurunda değil…
Onlar bir önceki yazımda da aktarmaya çalıştığım gibi “sistemin çöküşünü” önlemeye çalışmadıkları gibi bizzat “hızlandırmaya” çalışıyorlar.
O yüzden yeni bir hegemonik güç inşa edebilmek için “tetiğe bastılar”; devlet başkanı kaçırıyorlar, Latin Amerika’yı arka bahçe ilan ediyorlar, “ya benimsin ya kara toprağın” nobranlığıyla gözü kara her yere saldırıyorlar…
Yani, Dünya, bugün Jack Dorsey’in temsil ettiği tekno-otokrat sermaye sınıfı ile Trump’ın pervasız militarizmi arasında bir ölüm kalım savaşı veriyor.
DOĞUM SANCISI YAŞAYAN İNSAOĞLU
Ancak bu tablo bir kader değil…
Kapitalizmin “verimlilik” adına milyonları sokağa atması ve “kârlarını” korumak adına dünyayı bir savaşa sürüklemesi, sistemin “tarihsel ömrünü” tamamladığının ve artık insanlığa verecek hiçbir şeyi kalmadığının kanıtı.
Yapay zeka gibi muazzam bir teknolojik imkanın, insanoğlunu özgürleştirmesi ve adil, eşit bir refah düzeyine kavuşturması yerine bir avuç tekno-otokratın elinde bir “giyotine” dönüşmesine izin veremeyiz, vermemeliyiz!
Gelecek, “algoritmalara” boyun eğenlerin değil, o algoritmaları “üretenlerin” ve “mülkiyetini talep eden halkların” olacak.
Eğer halklar, Dorsey’in “Sıradaki sizin şirketiniz” tehdidine karşı “Sıradaki sizin mülkiyetinizdir” diyebilecek “cesareti, örgütlülüğü ve dayanışmayı” gösterebilirse, bu karanlık tünelden demokratik, eşitlikçi ve barışçıl bir dünyaya çıkış mümkün olacak.
“Savaşın” değil “barışın”, “kârın” değil “insanın” merkeze alındığı bir dünya, bugün her zamankinden daha acil bir ihtiyaç ve tek gerçekçi çıkış yolu.
Ve insanoğlu yerkürenin her yerinde, bu yeni siyasi gerçekliği idrak edip, politik program haline getirmenin; muhalefet hareketini ve siyasi oluşumlarını yaratmanın ve çıkış yolunu inşa etmenin doğum sancılarını yaşıyor!