SON DAKİKA
Hava Durumu

Direnişin yeni mevzisi: Yapay zekayı kamusallaştırmak

Yazının Giriş Tarihi: 12.01.2026 00:05
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.01.2026 23:01

İnsanlık, bize uzun süredir anlatılan bir rüyanın, yani “teknolojik bir devrimin” eşiğinde değil; aksine “emeğin” ve “bilginin” tarihteki en büyük “gasp” süreciyle karşı karşıyayız.

Bir düğmeye bastığınızda ya da bir “tık”lamayla, “algoritma” sizin için karar veriyor. Hangi haberi “okuyacaksınız”, hangi ürünü “satın alacaksınız”, hatta hangi “siyasi görüşe” sempati duyacaksınız; bunların hiçbiri artık “tamamen” size ait değil.

Yapay zeka (YZ), 21. yüzyılın en büyük “iktidar aracı” haline gelirken, tekno kapitalistler ve sermaye onu bize bir “hizmet” olarak yutturmayı başardı ve “bu algımızı” kuvvetlendirmeye ve yönetmeye devam ediyorlar.

Oysa gerçek şu ki, YZ bugün sermayenin elinde “yeni bir sömürü” ve “kontrol mekanizmasına” dönüşmüş durumda.

YZ, ana akım medyada anlatıldığı gibi gökten inen mistik bir “tanrısal zeka” veya saf bir “mühendislik harikası” değil.

Matteo Pasquinelli’nin Patronun Gözü (The Eye of the Master) kitabında ustalıkla saptadığı gibi, YZ, “kolektif toplumsal emeğin”, insan emeğiyle (el yordamıyla) üretilen bilginin ve yüzyılların birikimi olan “genel zekanın” (general intellect) algoritmik olarak otomatize edilmesinden ibaret.

Bugün sermaye, işçinin elinden sadece “bedensel emeğini” değil, “toplumsal hafızasını” ve “karar alma yetisini” de çalıyor.

Bugün karşı karşıya olduğumuz temel sorulardan biri şu:

“Neoliberalizmin yıkıma uğrattığı sağlık, eğitim ve barınma gibi temel hakları kamusallaştırma mücadelesi verirken, insan iradesini ve toplumsal ilişkileri belirleyen bu dijital altyapıyı görmezden gelebilir miyiz?”

Dünyamız, hepimiz öylesine büyük bir tehditle karşı karşıyayız ki, yapay zekayı bir “piyasa ürünü” olmaktan çıkarıp, onu “demokratik sosyalist” bir perspektifle “kamusal bir hak ve direniş mevzisi” olarak yeniden tanımlamamız gerekiyor.

Bu yazıyı biraz da buna yönelik bir çağrı mahiyetinde okuyabilirsiniz.

PATRONUN YENİ GÖZÜ: ALGORİTMİK TAHAKKÜM

Pasquinelli’nin anımsattığı gibi, ilk bilgisayar tasarımlarından modern sinir ağlarına kadar tüm teknolojik gelişim, üretim sürecini denetlemek isteyen “patronun gözünü” keskinleştirme çabası oldu.

YZ, insan iradesini ve tercihlerini belirlerken aslında bizim geçmişteki “kolektif davranışlarımızı” bize birer “zorunluluk” gibi geri yansıtıyor.

Tüketim kararlarımızdan siyasi tercihlerimize kadar her alanı kuşatan bu algoritmalar, sadece “ne alacağımızı” değil, neyi “isteyeceğimizi” de belirliyor. Bu, demokrasi ve toplum için büyük bir tehdit; çünkü “iradenin” piyasa algoritmaları tarafından sömürgeleştirildiği bir yerde, “özgür seçimden” söz edemeyiz.

Sermaye, YZ aracılığıyla toplumu bir “veri madeni” olarak görüyor ve her birimizi kendi kâr mekanizmasının birer “pasif dişlisi” haline getiriyor.

DİJİTAL EMPERYALİZM VE "YARBAY" SİLİKON VADİSİ

ABD’nin, özellikle Trump yönetimi döneminde “kristalleşen teknoloji vizyonu”, YZ’nin sadece “ticari” değil, “jeopolitik” bir silah olduğunu kanıtladı. Venezuela’ya yönelik dijital saldırılar, sosyal medya ağları üzerinden yürütülen dezenformasyon operasyonları ve finansal sistemin algoritmik olarak silah haline getirilmesi, “tekno-emperyalizmin” yeni aşamasını oluşturuyor.

Bir önceki yazımda da söz ettiğim Silikon Vadisi’nin dev şirket yöneticilerinin yemin ederek “yarbay” rütbesiyle orduya entegre edilmesi, devlet ve sermaye arasındaki sınırın silindiğini gösteriyor.

Bu, teknolojinin “tarafsızlığı” mitinin çöküşüdür. Artık teknoloji şirketleri, Pentagon’un “dijital kolu”, Pentagon ise Silikon Vadisi’nin “küresel pazar koruyucusu” haline geldi.

Bu “simbiyotik ilişki”, küresel düzeyde ülkelerin ve toplumların egemenliğini ve demokrasilerini tehdit eden dijital bir kuşatmaya dönüşmek üzere.

TEKNO-KAPİTALİZMDEN DİJİTAL DİKTATÖRLÜĞE

“Piyasa anarşisi” ile otoriter devlet aygıtının bu yeni birleşimi, bizi “dijital diktatörlüklere” doğru sürüklüyor. Trump’ın ve onu çevreleyen ideologlarının politik vizyonu, bu tehlikenin en somut örneği niteliğinde.

ABD’nin son bir yılına dönüp bir bakın; sosyal yardımların budandığı ancak gözetim teknolojilerinin (yüz tanıma, önleyici polislik, biyometrik kontrol) her yere yayıldığı bir sistem, tekno-kapitalizmin bir sonraki evresini işaret ediyor.

Dünyada Hindistan’dan Macaristan’a kadar uzanan benzer otoriter eğilimler, YZ’yi “muhalefeti bastırmak”, “kitleleri manipüle etmek” ve “sınıf farklarını kalıcı hale getirmek” için kullanılıyor.

Dolayısıyla yapay zeka eğer “kamulaştırılmazsa”, ortaya çıkacak olan şey “algoritmik bir kast sistemi” olacak: “Veriyi yönetenler” ve “veri tarafından yönetilenler”.

PİYASA DOGMASININ REDDİ: NEDEN KAMULAŞTIRMA?

“Liberal paradigma”, tarihsel ideolojik akışına uygun olarak yapay zekanın da ancak serbest piyasa içinde gelişebileceğini iddia ediyor.

Oysa bu büyük bir yalan.

YZ’nin beslendiği “veri”, hepimizin “ortak üretiminden” oluşuyor; onu işleyen temel algoritmalar ise “kamu kaynaklı üniversitelerde” geliştiriliyor (En popüleri olan Elon Musk’ın Starlink dahil neredeyse tüm projeleri, Google’ın birçok projesi; binlerce örnek var).

Pasquinelli’nin vurguladığı gibi, YZ “toplumsal bir bilgidir.”

Öyleyse sormalıyız: “Toplumun ortak üretiminden doğan bir güç, neden sadece üç-beş milyarderin kâr hırsına terk edilsin?”

Tekno-kapitalizmin dijital emperyalizme ve dijital diktatörlüğe evrildiği bir siyasi süreç ve aşamada demokratik sosyalist hareketler için yapay zekayı “kamusallaştırmak” ve bunun için “mücadele etmek”, tıpkı 20. yüzyılda “elektriği”, “hastaneleri” veya “suyu” kamusallaştırmak kadar hayati.

YZ, piyasanın bir “öznesi” değil, toplumsal refahın bir “aracı” olmalı.

YENİ SOL DALGA: DİJİTAL MÜŞTEREKLER MÜCADELESİ

Neoliberalizmin çöküşüyle birlikte sağlık, eğitim, ulaşım ve barınma alanlarında yeniden yükselen kamucu arayış, artık “teknoloji” başlığını da içermek zorunda.

Yapay zekayı şu üç temel eksende yorumlamalı ve bu alanda da güçlü bir mücadele yürütülmeli:

Mülkiyetin Dönüşümü: Veri merkezleri ve hesaplama gücü “stratejik altyapı” olarak kamulaştırılmalı. Veri, “yeni petrol” değil, “yeni kamusal alan” olarak görülmeli.

Algoritmik Demokrasi: Karar alma süreçlerinde kullanılan algoritmalar “şeffaf olmalı” ve mutlaka “halkın denetimine” açılmalı. Kamunun hakim olmadığı “kara kutu” algoritmalarla yönetilmek, sömürge olmaya eşdeğer.

Zamanın Özgürleşmesi: YZ, işçiyi “işsiz bırakmak” için değil, “çalışma saatlerini” radikal bir şekilde düşürmek (haftalık 15-20 saat) ve “angarya işleri” makinelere devrederek “insanı özgürleştirmek” için kullanılmalı.

DİSTOPYA VE ÜTOPYA ARASINDA BİR TERCİH

Önümüzde iki yol var: “Distopya” ya da “Ütopya”.

Distopya, yapay zekanın “Patronun Gözü” olarak kalmaya devam ettiği, her adımımızın “puanlandığı” ve emeğimizin “değersizleştiği” bir dünyadır.

Ütopya ise Pasquinelli’nin işaret ettiği o “kolektif zekanın” özgürleştiği; “kıtlığın” yönetildiği değil, “bolluğun” adilce paylaşıldığı bir dünyadır.

Oysa yapay zeka, planlı bir ekonomi için muazzam bir fırsat sunuyor.

Karmaşık “toplumsal ihtiyaçların” anlık olarak analiz edildiği, “ekolojik sınırların” gözetildiği ve “kimsenin geride bırakılmadığı ve ezilmediği” bir üretim modeli, YZ ile mümkün kılınabilir.

Ancak bu, teknolojinin “piyasanın elinden” söküp alınmasıyla başlayabilir.

GELECEĞİ KİM KODLAYACAK?

“Direnişin yeni mevzisi” klavyelerin başı veya ekranların arkası değil, bu teknolojilerin “mülkiyet ilişkileri” olacak.

Demokratik sosyalist perspektif, yapay zekayı bir “teknoloji sorunu” olarak değil, bir “sınıf mücadelesi sorunu” olarak görmeli.

Eğer algoritmaları “biz yazmazsak”, başkaları “bizi kodlamaya” devam edecek.

Trump ve idologlarınınn tekno-otoriter vizyonuna karşı “tek gerçek alternatif”, teknolojiyi “sermayenin denetiminden” çıkarıp “halkın hizmetine” sunan “radikal bir kamusallaştırma” programı oluşturmak.

Gelecek, ya “algoritmik bir kölelik” ya da “dijital bir müşterekler” dünyası olacak.

Seçim de, mücadele de “bizim seçimlerimize” ve “siyasi kudretimize” bağlı olacak.

NOT: Bir sonraki yazıda Matteo Pasquinelli’nin“Patronun Gözü” kitabını yorumlamaya ve biraz daha ayrıntılara odaklanarak yapay zekanın nasıl “kollektif zekaya” dönüşerek insan emeğini simüle ettiğini aktarmaya çalışacağım. Bunu çok önemsiyorum. Keza, bugün soyut bir kavram ve algı üzerinden dev teknoloji tekellerinin özel mülkiyeti altında muazzam bir hegemonik sistem inşa edilen bu yapıyı (yapay zekayı) kamulaştırma yönünde güçlü bir “ideolojik mücadele” yürütmenin yeni bir sol dalga yaratmak için çok kritik bir mücadele eşiği olduğunu düşünüyorum.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.