SON DAKİKA
Hava Durumu

Eğitim yönetiminde bilim, liyakat ve birlikte yaşama kültürü üzerine

Eğitimci Cem Yalçın, eğitim kurumlarındaki otoriter yönetim anlayışına ve sendikal hakların yok sayılmasına karşı açık mektupta; şeffaf, demokratik, hukuka uygun ve ortak akılla yönetilen bir okul iklimi çağrısında bulundu.

Haber Giriş Tarihi: 30.10.2026 16:40
Haber Güncellenme Tarihi: 30.10.2026 16:55
Kaynak: Haber Merkezi
Eğitim yönetiminde bilim, liyakat ve birlikte yaşama kültürü üzerine

BURSAPORT ÖZEL / CEM YALÇIN

Okul İdarecilerine, Millî Eğitim Yöneticilerine ve Eğitim Bileşenlerine Açık Mektup

Eğitim kurumları; yalnızca müfredatın aktarıldığı binalar değil; akıl, bilim, adalet, karşılıklı diyalog ve sağlıklı iletişim ilkelerinin yaşantısal olarak öğretildiği ve deneyimlendiği kamusal yuvalardır. Bu dinamik yapının kalbinde yer alan okul yöneticiliği ise; yasal mevzuatı uygulamak, kurum içi barışı tesis etmek, katılımcı bir iklim yaratmak ve güvenli bir eğitim ortamı sunmakla yükümlü stratejik bir kamu görevidir.
Ancak ne yazık ki günümüz eğitim sisteminde sıkça karşılaştığımız yönetsel krizler, 'liderlik' kavramının yerini giderek 'keyfî ve otoriter yönetim' pratiklerine bıraktığını göstermektedir. Okulu kurullarla, mevzuatla, şeffaf mekanizmalarla ve ortak akılla yönetmek yerine; kişisel kaprislerin, anlık ruh hâllerinin ve benmerkezci tutumların merkeze alındığı bir anlayış hâkim kılınmaya çalışılmaktadır. Yönetimin öngörülebilir ilkelere değil, kişisel inisiyatiflere ihale edildiği bu tür yapılarda, okul iklimi hızla bir "yönetsel belirsizlik" alanına dönüşmektedir.

Kurumsal Mekanizmaların Baypas Edilmesi ve Yarattığı Tahribat

Bir okulda demokratik karar alma süreçlerinin ve kurul mekanizmalarının devre dışı bırakılması, sistemin dengesini temelden sarsar. Ortak aklın ve eğitim bileşenlerinin görüşlerinin hiçe sayıldığı, alınan kararların tek taraflı tasarruflarla değiştirildiği her müdahale;

* Güven Duygusunu Zedeler: İletişim kanallarının kapandığı, mesleki muhataplığın reddedildiği veya diyaloğun koşullara bağlandığı ortamlarda kurum içi güven yerini tedirginliğe bırakır.

* Okul İçi Kutuplaşmayı Besler: Şeffaflıktan uzak, kişisel sempati ve mesafeler üzerinden yürütülen yönetim tarzı; çalışanlar arasında adalet duygusunu yıkarken kurum içi gruplaşmaları ve huzursuzluğu tırmandırır.

* Psikolojik Güvenliği ve Mesleki Onuru Yok Eder: Eğitim çalışanlarının fikirlerinin yok sayılması ve idari dayatmalara maruz kalması, mesleki özerkliği sakatlayarak ağır bir tükenmezlik sürecini tetikler.

* Kurumsal Hafızayı ve Aidiyeti Siler: Belirsizliğin ve keyfîliğin egemen olduğu kurumlarda aidiyet duygusu kaybolur; okul, bir gelişim alanı olmaktan çıkıp herkesin görevini isteksizce yerine getirdiği bir yük alanına dönüşür.

Sendikal Hakların ve Kolektif Diyaloğun Hedef Alınması: Hukuksuz ve Bölücü Yönetsel Yaklaşım

Kurumsal mekanizmaların aşındırılmasının en tehlikeli ve kabul edilemez boyutlarından biri de, eğitim emekçilerinin en temel anayasal ve yasal güvencesi olan sendikalara ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik keyfî tavırlardır. Sendikalar, çalışma hayatının süsleri değil; yasalarla, Anayasa ile ve Türkiye'nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış, okul içindeki yasal ve meşru en temel söz söyleme, hak arama ve temsil mekanizmalarıdır.

Ülke genelinde mali ve özlük hakların belirlendiği toplu sözleşme masalarından bakanlık düzeyindeki görüşmelere kadar her kademede sendikaların yasal bir muhatap olarak yeri ve işlevi varken; yerelde bazı idarecilerin çıkıp "Ben bu sendikaları tanımam, taraf olarak kabul etmem" demesi açık bir kanunsuzluktur. Şahsi aidiyetler arkasına sığınarak "Ben de bir sendika üyesiyim ama onları muhatap almam" mantığıyla sergilenen bu tutum; hem hukuka aykırıdır hem de çalışma hayatına demokratik mekanizmaların girmesini sindirememiş otokratik bir zihniyetin ürünüdür. Yöneticiler sendikaların meşruiyetini tartışamaz; aksine yasaların kendilerine yüklediği sorumluluk gereği bu yasal yapıları ve temsilcilerini muhatap almak zorundadır.

Bu otoriter ve anti-demokratik yaklaşım, ne yazık ki yalnızca genel kurumsal muhataplıkla da sınırlı kalmamaktadır. İdarecinin herhangi bir sendikal yapının veya öğretmen topluluğunun "toplu olarak gelip talep iletmesini veya konuşmasını" peşinen reddetmesi, hatta bu kolektif iradeyi hiçe sayarak "Ben şu öğretmenlerle konuşurum, şu öğretmenlerle veya bu grupla asla konuşmam; içlerinden şuna evet, şuna hayır derim" şeklinde ayrımcı bir süzgeçten geçirmesi; çalışma barışına vurulmuş en büyük darbedir. Çalışanların toplu halde söz söyleme hakkını ve meşru temsil zeminlerini keyfî kriterlerle engelleyen, okul içinde gayriresmî bir ötekileştirme ve hedef gösterme düzeni yaratan bu anlayış; ne kamu yönetimi etiğiyle ne de demokratik yönetim ilkeleriyle bağdaşır. Kamusal bir okulda yöneticilik yapmak; çalışanlar arasında ayrım yapmayı, toplulukları kategorize etmeyi ya da "kiminle görüşüp kiminle görüşmeyeceğini" kişisel ruh hâline göre belirlemeyi değil, tüm eğitim bileşenlerine eşit mesafede durmayı ve ortak akılla kapı açmayı gerektirir.

Faturayı Ödeyen En Temel Bileşen: Öğrenciler

Unutulmamalıdır ki idari seviyedeki bu keyfîlik, hukuksuzluk ve belirsizlik yalnızca öğretmenler odasının duvarları arasında kalmaz. Çalışanların mesleki tükenmezlik yaşadığı, adaletin, sendikal hakların ve şeffaflığın kaybolduğu bir okul iklimi, doğrudan sınıflara ve öğrencilerin gelişimine yansır. Eğitimin niteliği düşer; adalet duygusu örselenen öğrenciler, demokratik ve hukuka saygılı bir modelden mahrum kalır. Nitekim bir kurumdaki yönetim biçimi, öğrencilere verilen en dolaylı ama en kalıcı derstir.

Sonuç ve Çağrı

Eğitim kurumlarımızın adil, huzurlu ve nitelikli bir iklime kavuşması acil bir zorunluluktur. Bu doğrultuda beklentimiz;
* Kişisel kaprisleri, benmerkezci anlayışı, sendikal hakları yok sayan otokratik refleksleri ve ayrımcı diyalog kıstaslarını bir kenara bırakan,
* Okulu tüm bileşenleriyle (öğretmen, öğrenci, veli ve personel) bir bütün olarak gören,
* Kurul kararlarına, anayasal yasalara, uluslararası sözleşmelere ve mesleki liyakate sadık kalan,
* Şeffaf, erişilebilir, eşitlikçi ve kurumsal mekanizmaları işleten bir yönetim anlayışının tüm okullarımızda eksiksiz bir şekilde inşa edilmesidir.

Okul kültürüne, iş barışına, sendikal haklara ve eğitim sistemimizin geleceğine katkı sağlaması dileğiyle, tüm idarecilerin, üst makamların ve kamuoyunun dikkatine sunarım.

Kaynak: Haber Merkezi

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.