SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Yetti mi 'evet'çiler!

Yazının Giriş Tarihi: 17.03.2014 03:34

Değer olarak öğretilen inançlarının bile çıkarlara paravan edilmesi karşısında şaşkın. Yüreği ve aklı doğru işleyenler, bunca yolsuzluk, yalan, iftira, hakaret, rüşvet ... ortamı içinde uyanamadığı bir kâbus gerginliği yaşıyor. Karabasanlar, göğüslerinde tepiniyor, nefes almaları zorlaşıyor.

Biliyorlar ki 30 Mart'ın ertesinde de bu kâbus bitmeyecek, hatta artacak, bu yüzden daha da endişeliler!

Ahh ahh, en çok da dünün "Yetmez ama evet"çilerine tepkim! Bu iktidara, cemaatin oyları kadar katkıları oldu. Hiç de zor değildi, riyayı, takiyyeyi görmek. Entelektüel olmak, tarafı olduğun düşüncenin güruh şeklinde güdümünde olmak değildir; kavrayış ve anlama gücüne bağlıdır: bu yüzden tek başına da kalsan gerektiği yerde, hayır, demeyi bilmektir.

Şimdilerde bu ayıplarını mı desem, günahlarını mı, örtülemek için aynı kıvraklıkla kalem oynattıklarını görmek, aklımı ekşittiriyor.

"O Devlet'in kalemi!"

Gümrük memuru Teoman'ı okuyunca, duygusal yapım gereği, gözlerimden süzülen yaşı engelleyemedim. Doğru olan bir şeye hasretimize ağladım daha çok, ne hallere geldiğimize. Babamı hatırladım. 1979 yılında, henüz 47 yaşında vefat eden babamı. Babam, işçi statüsünde yer aldığı (gözüne kaçan torna çapağından sonra) DSİ'de mutemet olarak görev yapıyordu. Bir akşam iş dönüşünde ceketini çıkardığı sırada, resmi evrakları yazdığı sabit kalemi (silinmesi mümkün olmadığı için kayıtlar bununla yapılırdı) yanında getirmiş olduğunu fark ederek, masanın üzerine koydu. Ben de o sırada ders çalışıyorum, kalemle defterime bir şey yazmak isterken babam hızla kalemi elimden çekti, "O devletin kalemi!" dedi. O zaman öğrendim ki devletin bir kalemi de olsa, el uzatmak haramdır.

Ablam da işyerinde bir tarafı işlenmiş kağıtları müsvedde olarak getirmesini istediğinde, babamın kendisine ne kadar çok kızdığını hâlâ anlatır.

Baş kakan!

İtham ağırlıklı hakaretlerinize, nefret saçan sözlerinize, bağırış çığırış konuşmalarınıza alkış tutanları gördükçe, sizin halinizden daha çok bu insanlar yüreğimi darlandırıyor. Hezeyan içindeki kişiliğinizin farkında olmayıp, bu tavırlarınızı kendinize duyduğunuz güvene bağlayanlar daha çok korkutuyor beni. Çünkü bunlar, yatak odalarına kadar emir buyurduğunuz üzere, çok daha hızla çoğalıyorlar.

Boş başak da dik durur, Baş kakan! Olgun başak ise eğik. Sizi dinlediğim kimi zamanlarda, Cuma Suresi'nin beşinci ayeti geliyor aklıma: Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu (içindeki derin anlamları, hikmet ve hükümleriyle) gereği gibi yüklenmemiş olanların durumu, koskoca kitap yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir.

Özellikle, "Yaradılanı, Yaratan'dan ötürü severiz" dedikçe siz, Yunus'un gözlerinden kanlı yaş geldiğini görür gibi olurum. Eylemini, söyleminin tutarlılığında yaşamış Yunus'un, İlahi Aşk'la dilinden dökülen bu sözler, ne eyleminize ne söyleminize yakışır. Bu arada size bir hatırlatmada bulunayım,Yunus da Alevidir.

Cem Evi'ndeki ibadet

Konuyla ilintisi bağlamında yeri gelmişken yazmak istedim. Kısa bir süre önce Evrensel Sevgi Derneği'nin bir aş evi ve Cem Evi açılışı vardı. Dernek Başkanı Kemal Güzelaslan'ın çağrısı üzerine ailece açılışa katıldık. Sevgili Kemal, lise 2 öğrencisi olduğumuz 1978 yılında sınıfımıza yeni bir öğrenci olarak gelmişti. Erzincanlı olduğunu öğrendiğimiz bu arkadaşla bağımız, sevgi ile hep korundu.

Sözü getirmek istediğim nokta şu: Felsefe eğitimim sırasında İslâm Felsefesi dersinde, siyasetin din üzerindeki etkisini de tüm açıklığı ile öğrenmiştik. Sünni - Alevi çatışmasının hangi nedenlerle siyasi bir çatışmaya dönüştürüldüğünü vs. Ancak, katıldığımız Cem ibadeti, okuduğum nice bilgiden çok daha sağlıklı bilgiyi yaşamamı sağladı.

"Hak, Muhammed, Ali" sevgisinin yürekleri nasıl birbirine bağladığını görmek, herkesin anladığı dille Kur'an'dan ayetler dinlemek, sevgi, barış, kardeşlik çağrılarıyla Canlar'a seslenildiğine tanıklık etmek iman güçlendiriciydi.

Bulunduğumuz o ortamda Hanefi mezhebine bağlı bir Sünni olduğumuzu, Kemal dışında bilen de yoktu.

Yazımızın bütünlüğünü, Hacı Bektaş'tan şu dizelerle bağlayalım:

"Ayağa kalkarsan hizmet amacıyla kalk,
Eğer konuşacaksan, hikmet ile konuş,
Ve oturacağın zaman, saygı ile otur!"