SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Uyruğum evren, inancım ...

Yazının Giriş Tarihi: 22.09.2011 06:15

Ben ne bir dine mensubum, ne de inançsız!

Ne uçta laflar edip ilgi çekmenin derdindeyim, ne de saçmalıyorum!

Aidiyet duygusu, insana özgüdür.

Bir yere, bir şeye ait olmak kişinin kendisini daha güvende hissetmesini sağlamakla beraber, varlığını korur ve yaşamla bağını güçlendirir.

Küçük bir çocuğun bile hissettiği, dile getirebileceği içerikte bir konudur bu.

Ben de zaten bir yere ya da bir şeye ait olmamaktan söz etmiyorum!

Farkında olduğum şu ki, kendinizi ait hissettiğiniz şey ne kadar sığsa, o kadar zayıf oluyor ve bir o kadar korunmaya ihtiyaç duyuyorsunuz; buna bağlı olarak da bir o kadar saldırganlaşabiliyorsunuz. Çünkü korumak istediğiniz, güvence altında tutmak istediğiniz bir sınırınız var.

Sınır!

Bu da başka sınırlar demek. Sınırını korurken, tehdit gördüğün sınırlara karşı saldırganlaştığında kaçınılmaz olarak ya yok edici oluyorsun ya da yok oluyorsun!

Doğaya bakarak bu konuya ilişkin üretilebilecek her düşünce, tartışma süresince bambaşka açı ve başlıklara kişiyi taşıyabilir.

Canlılar dünyasına tamamen bu sınırların hâkim olduğuna ilişkin bir sürü kanıt ileri sürülebilir.

Öte yanda bir bütünlük içinde birbirlerini besledikleri, korudukları, bu sayede güçlendikleri konusunda da bir o kadar kanıtı, elinizin altında bir araya getirebilirsiniz.

Canlılar dünyasının en seçkin, hatta "kutsal" sayılan varlığı olan insan açısından konuya yaklaştığımızda, değerlendirme ölçü ve kriterlerimizin daha özellikli ve önemli olması gerektiği kaçınılmazdır.

Bu seçkinlik ya da kutsallık, kendimizce yüklenen ya da dinlerce biçimlenen bir durum olmanın çok ötesindedir; çünkü insanı, diğer varlıklara üstün kılan yetilerinin gelişme düzeyi, bu seçkinliğini belirler.

Konunun pek çok kişi tarafından sıkıcı bulunabileceğini, varmak istediğim noktaya ulaşmanın da kolay olmadığının farkındayım.

Kalanlara selam ederek, gideceğimiz günlerin ne uzaklıkta olduğunu bilmediğimiz için, "insan" olarak yüklendiğimiz sorumluluğun gereğini yapmak adına, bu "dar alanda kısa paslaşmalar"a girişeceğim.

Sevgili Okur, hâlâ buradaysan (teşekkür ederim), konuya ne diyerek girmiştim hatırlatayım: ne sadece Türkiyeli ya da dünyalı, ne de bir dine mensup ya da inançsız olmadığımdan söz etmiştim değil mi?

Sonra da sözü, insanı sınırlandıran şeylerin insanı saldırganlaştırdığına getirmiştim?

Aslında buncacık söz bile ne demek istediğime yetiyor, siz de farkındasınız!

Ama sözü bu şekilde bırakmak, yine de bir eksiklik oluşturacağı için, izninizle ben sözü biraz daha çekeleyeyim.

Şahsım adına, kişilerin Türk, Kürt, Laz, Rum, Ermeni, Gürcü, Rus, Alman vs vs vs olması kadar, Hıristiyan, Budist, Musevi, Müslüman, Pagan, Hindu, Zerdüşt vs vs vs olması da beni ilgilendirmiyor.

İyi de ben beş vakit namaz kılan, orucunu tutan, İslâm dininin gereken seremonilerini olabildiğince yerine getiren biriyim; ben bu durumda ikiyüzlülük mü yapıyorum.

Hayır!

Demagoji ya da polemik mi yapıyorum?

Hayır!

Bundan sonraki hayatımda da bu seremonileri mümkün olduğunca yürekten yerine getireceğim.

Çünkü her biri, yeşerdiğim kültür içinde kendimi iyi hissetmemi sağlıyor. Çocukluğumda, babacığımın arkasında saf tutup öğrendiğimden bugüne kılarım namazlarımı.

Anacığımın yaptığı yufkanın ucundan dayanamayıp yiyecek kadar küçüklüğümden beri, tutarım oruçlarımı.

Ben Müslümanlıktan, taşıdığı anlam gereği, Allah'a kendini teslimiyeti anlarım.

Bu yüzden, imanımın, yüreğimi sevgiyle yücelterek beni Allah'a yakınlaştırdığı yolda seve seve yürürüm. Ve kültürüm içindeki bu seremoniler, bu yolumdaki emeğimdir, niyetimdir.

Yüreğimde köklendiği orandaki sevgiyle bu evreni kucaklarken, kucaklandığımı bilirim.

Adının God, Rab, Lat, Tengri, Buda, İlâh, Mutlak Tin, Kutsal Ruh, Evrenin Bilinci ... olması ne fark eder?

Yürüttüğü yol (sınırlardan kurtularak, her var olanı varlığımda hissedip, her var olanda varlık bulmam) aynı olduktan sonra!

Bu yüzden bir dine mensup değilim; sevgiyle kucaklamaya ve kucaklanmaya götüren yol aynı yoldur, buna inanırım.

Bir inanç seremonisi içinde yapılanların, bir kültürün ürünleri olduğunun ayırtında olarak, başım secdeye, gönlüm var edilenden ötürü, Var Eden'e ulaşır!

Ne Türkiyeli ne dünyalıyım dedim bir de, evrenli bilirim kendimi!

Dünyalı desem, Marslı, Uranüslü, Satürnlü, .... sınırın dışına itildiği için, sadece Dünyalı olmayı istemem.

Sınırların, sınırlandırmaların bencilleştirdiğine, kavga ettirdiğine, savaştırdığına tanıklık ettim ömrümce.

Bu nedenle, sınırlarımın olmasını istemiyorum.

Gelgelelim, benim gibi düşünen on binler, bu sınırlarını tümüyle silmek istediğinde, milyonların bu sınırların ötesine vahşice sahip olmaya yeltendiğini biliyorum.

Milyonlar, on binlerle aynı düşünmediği sürece, ne yazık bu sınırların kalkamayacağını da!

Bu nedenle on binlerin Türk, Kürt, Rum, Ermeni, Gürcü, Rus, Alman; Müslüman, Hıristiyan, Musevi, Budist, Hindu, Zerdüşt, ... sınırında kalmak durumunda olduğunu görüyorum.

On binler, milyonların varlıklarını asla istila etmeyecekleri gibi, onların varlıklarını güven altında sürdürebilmeleri için ne gerekiyorsa yapma çabasındadırlar.

Ancak, milyonların hastalıklı gürültüleri içinde on binlerin sesleri boğulur, duyulmaz.

Gerçekte, milyonlara bu hastalıklı gürültüyü çıkarttıran "yüz"ler vardır.

"Yüz"ler, saklandıkları yerlerden, milyonlarının iplerini ellerinde öyle sıkı sıkı tutarlar ki, kaçırırlarsa varlıklarını tüketeceklerini bilirler.

Milyonların gözleri, on binlerin, güven, saygı, değer, hak, ... gibi "insana dair" olan ve yaşayarak ortaya koydukları bu gibi değerleri görmez de, kulakları, bunları sadece birer söz olarak dile getirip kendilerini birbirlerine kırdırtan "yüz"lerin sesine dikkat kesilir.

Yüzler, insanın ilkel genlerinden beslenir.

Bu yüzden var olmak için sadece yok etmeyi bilirler.

İnsanı bir değer haline getiren değerlerini (bilimi, sanatı, felsefeyi, ...) bile kendilerine araç olarak kullanmaktan kaçınmazlar.

Son söz:

Uyruğum, evren.

İnancım, var olan her şeyde varlık bulan, varlığında her şeyi kucakladığına inanan bir inancın yolcusuyum.

Haftaya, "aşk" konusunda buluşabilmek dileğiyle.