SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Ölümden korkmamak

Yazının Giriş Tarihi: 17.10.2011 11:39

Damdan düşercesine ettiğim bu söz de neyin nesi?

İnsan, böylesi bir konuda sözü inceden inceye işler de sunar okuyucusuna, değil mi?

İçimden gelmedi, ne yapayım!

Ölümün, en basit şekliyle, canlılığımızın sona ermesi anlamını taşıması gerekirken, aksine, hemen her birimiz için ölüm, sonsuz karanlığın içinde, başımıza neler geleceğini bilmediğimiz yapayalnız yolculuğumuz anlamına gelir.

Korkarız!

Hatırlıyorum da ortaokuldayken din bilgisi öğretmenimiz, Allah'a inanmamız için üstü örtülü olarak ölümü gerekçe göstermişti.

Eğer Allah'ın varlığına inanmıyorsak ve inandığımız gibi de yoksa, öldüğümüz zaman bitkiler gibi çürüyüp gideceğimiz için problem olmayacağını söylemişti.

Ardından da üstüne basa basa, ya varsa, demişti.

Varsa ve inanmıyorsak, ne olacak halimiz?

Akıllı bir insan bunu iyi hesaplayabilmeliydi ve işini sağlama almalıydı.

Sadece öğretmenlerimiz mi, hemen herkes, kendi adına korktuğu ölümden iliklerimize kadar korkmayı öğretti bize.

Büyük hesaplar yapan, küçük insanlar olarak yetiştirildik!

Elbette, bu durumun bizim toplumumuza özgü olduğundan söz etmiyorum.

En ilkel dönemlerinden bugüne, insan, bu korkusu ile baş edemediği gibi, ölümsüzlük iksirini bulma çabasında olmuş.

Günümüz bilim insanlarının insan ömrünü uzatma gayretleri de bu dürtüye, bilimsel bir örtülemede bulunmaktan başka nedir ki?

Toplumların gelişmişlik düzeyi ile bile bir orantı göstermeyen bir olgu, bu durum.

Ama ya böyle olmasaydı, bize, ölümden değil, kötü yaşamaktan korkmamız öğretilseydi!

Gariptir ki kötü yaşamak denildiğinde bile genellikle düşkün olduğumuz bir hayatı anlıyoruz, bayağı yaşamayı değil!

Aç ve açıkta, güvenlikli olmayan bir hayat, kötü bir yaşam diye düşünülür.

Adil, hakkaniyetli, araştırıp sorgulayarak bilgi üreten, emekten kaçınmayan, çıkarlarına göre yapıp etmelerde bulunmayan, kendisinin ve başkalarının gelişerek değişimini bir değer olarak gözeten ... bir insan olarak yaşamak, "iyi bir yaşam"dır, şeklinde öğretilseydi insanlığın tarihi nasıl yazılırdı acaba?

Birileri, birilerini sömüremeyeceği, aldatamayacağı, çıkarlarına alet edemeyeceği için diyalektiğe aykırı bir durum mu ortaya çıkardı?

Dünya cennet misali yaşanacağı için, ölümden sonrasının bir önemi mi kalmazdı?

Bayağı bir yaşamın (basit, sade bir yaşamı kastetmiyorum) zaten hayatı kendimiz ve başkaları için cehenneme çevirdiğini, ölümden sonrasında da bir şey fark etmeyeceğini görmek niye bu kadar zor?

Ülkede ve dünyada neler neler olup biterken, ben nelerden söz ediyorum!

Ülkeler sıcak ya da soğuk, hep savaşıyorlar.

Devlet ya da kişi düzeyinde bazı insanlar bazı insanlar üzerinde egemenlik kurarak, kendi varlıklarını besliyorlar.

Büyük hesaplar yapan, küçük insanlar dünyayı parmağında oynatıyorlar.

Ve saire ve saire ve saire ...

Tüm bu içerikteki konuları ister kendi ülkenizin mikro sorunlarına, ister dünyanın makro boyuttaki sorunlarına uygulayarak somutlaştırıp örneklendirin, özü, benim soyut ifademdekine karşılık gelmektedir.

Bugünün gündeminden küçük bir örneklemede bulunalım;

Başbakan Erdoğan Obama ile İran ve İsrail konularında restleşmiş.

Ben de farklı bir şey söylemedim ki;

Ülkeler sıcak ya da soğuk savaşıyor, birileri birileri üzerinden kendi varlığını besliyor, hesaplar peşinde, dünya birilerinin parmağında oynatılıyor.

Kendi penceremden de bu problemin çözümünün nerede yattığı konusunda kafa yoruyorum, hepsi bu!

Eğer, insan olma değerinin bilinciyle yetiştirilmiş olsaydık, insanlığın problemleri katlanarak çoğalmazdı.

Yaşamdaki varlığımızın önemi bizlere kavratılabilseydi, iyi yaşamak için ölümden sonrasını beklememiz gerekmezdi.

Cennetin de cehennemin de bu dünyadaki eylemimizle şekillendiğini anlayabilirdik.

İşte bu yüzden ölümden değil, kötü yaşamaktan korkuyorum!