SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Nasrettin Hoca ...

Yazının Giriş Tarihi: 15.05.2014 12:58

Kıssadan hisse anlatılmak istenen kimi şeyi Nasrettin'in dilinden aktarmak, konuyu mizahla yumuşatmaktan başka bir şey değildir.

Velakin, biz mizah kısmını iyi belleriz de ders kısmını ne kadar anlarız, sizlerin takdirine bırakıyorum.

Çocukluğumuzdan bu yana en iyi bildiğimiz hoca fıkralarından biri de Nasrettin'in suya göndereceği çocuğu, testiyi kırmaması için önceden tokatlaması üzerine olanıdır.

Cemaat bu olay karşısında hocaya tepki gösterince, Hoca Nasrettin, "Kırıldıktan sonra ne önemi var ki?" diye yanıt verir ya hani, işte o fıkra.

Üç gündür Soma faciası ile içimizde yas, gözümüzde yaş, yakalarımızda siyah kurdela.

İsyan ediyoruz, meydanlara koşuyoruz, neden olanlara ana avrat küfrediyoruz, suçluyoruz ...

Bu kırılan kaçıncı testi; yaşanan kaçıncı facia, yok olan kaçıncı can(lar), yıkılan kaçıncı yuva(lar)!

Çok değil, birkaç gün sonra yine boşalacak meydanlar, garajlarına çekilecek TOMA'lar, kapanacak çeneler ... yeni bir felakete kadar.

Madencilerin ne kadar zor koşullar altında ekmek derdinde olduklarını bu felaketle mi öğrendik?

Çok gerilere gitmeye gerek yok, 2013 Ocak'ında Kozlu'da yaşanan grizu patlamasında 8 can yitmişti. 2009 Aralık'ın da burnumuzun dibi Mustafakemalpaşa'da 19 can kurban verilmişti. 1941'den bu yana ise toplamda 3 bin can.

Üzülmek, kederlenmek en insani göstergedir; sözüm yok. Ancak elde olan şeyler için önlem alınmadığı takdirde yakınmak, dertlenmek, kederlenmek, akıllı insan işi değildir. Tanrı katında kabul görebilecek bir "tevekkül" hiç değildir!

Çocukluğumuzdan bu yana iyi belletilen şeylerden biri de "eşeğini sağlam kazığa bağla, sonra Allah'a emanet et" deyimidir.

Bu ölümleri, "işin fıtratı" olarak görenleri, gösterenleri başımıza yönetici olarak seçmek "akıl düzeyimizle" değerlendirildiğinde, bu yaşananlara pek de şaşırmamak gerektiği zaten ortada.

Şili'de maden işçileri tünel açılarak sağ kurtarılmıştı 

Zât, İngiltere'de 1800'lerde yaşanmış maden felaketlerinde ölü sayılarını örnek gösterirken, Şili'de 4 sene önce yaşanan felaketten 33 madencinin yerin 700 metre altından, 80 gün sonra sağ çıkarıldığını ağzına almıyor. Çok biliyor ya, ağzından çıkan kanun ya, ne derse sürü peşi sıra "meee"liyor ya.

Bir kesimin dilinden düşürmediği Kur'an, hemen her fırsatta, aklı kullanmayı emreder, sürü olmamaya çağırır.

Uzun yazınca okunmuyor, ölçüsünde bırakayım.

Velakin, ne kendime ne halkıma kızgınlığım geçmedi, sözüm de bitmedi.

Felaketlere ağlanmak yerine, başımıza gelmeyeceği şekilde yaşamayı öğrenelim. Geleceğimize bu yönde borçlu olduğumuzu hiç akıldan çıkarmadan, çenelerimizi kapatıp, çözümlerimizle harekete geçelim.

Yarın bir deprem olsa bu kez bu felakete ağlayıp, isyan edeceğiz.

Bayram gelince yaşanacak trafik kazalarının bilançolarını gözümüze gözümüze sokacağız.

(Trafik yoğunluğu nedeniyle bu haberleri yapmak adet olmuştur, oysa şimdi de yüzlerce can bu kazalarda yitip gidiyor.)

İşsizlikten, sefaletten, şiddetten bunalan yüzlerce insanın trajedisi şu anda da hayatımızın içinde ama yaşanan olayla sokaklara dökülüyor, akşamına çekiliyoruz.

Sosyal mastürbasyonlarımızla rahatlıyoruz. Yürüdük mü, yürüdük. Ağladık mı, ağladık. Bağırdık mı, bağırdık.

Tepki vermeyelim diyen yok, açık ve seçik olarak şunu söylüyorum:

Felakete uğramış insanların öykülerine gözyaşı dökmek mi daha insanî, yoksa insanların bu felaketleri yaşanmaması için çözüm üretmek mi?