SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

İstanbullu'nun mangal yüreği

Yazının Giriş Tarihi: 15.09.2011 06:19

İkindi saatleri gibi, bir sağlık problemim nedeniyle eşimle özel bir sağlık biriminden aracımızla dönüyoruz.

Aracı kullanan eşim bulunduğumuz trafik noktasından uygun geçiş zamanını beklerken, hemen arkamızdaki özel toplu ulaşım aracının selektörlü tacizine uğruyormuş, ben farkında değilim.

Araç yanımızdan geçerken, eşim şoförün neden sabırsızlık gösterdiğine ilişkin tepki verdi.

Aman Allah'ım!

Ben, durumun da henüz farkında olmadığım için, daha ne olduğunu anlayamadan otobüs şoförünün yolun ortasında garç diye el frenini çekip, üstümüze doğru uçuşa geçme girişimiyle kendime geldim.

Ani bir toparlamayla durumu anladığımda, benim de tepkim gecikmedi.

Hatun kısmının siniri tavan yaptığında celallenişi okkalı olur ya, haklı olmanın verdiği cüretle de öfkem gözlerimden nasıl fışkırmışsa, gençten şoför direksiyonunun başına geçti.

Gelgelelim adam da hırsını alamamış olmalı ki, koca otobüsle bize doğru öyle bir direksiyon kırdı ki Amerikan filmlerindeki gibi bir sahneyi bizzat yaşadık!

Eşim sıkı bir refleksle direksiyona hükmetmese, kesin araç bize vurmuş olacaktı.

Türkiye manzaralarında buraya kadar olan öykü, çoğumuza pek de ilginç gelmeyebilir.

Devamında yaşadıklarımızı ben hâlâ unutamıyorum, unutabileceğimiz gibi de değil.

Biz olayın şokundayken, bizim artist şoför bastı gitti.

Güzergâhımız Kükürtlü Altıparmak istikâmeti.

O sırada yanımıza yanaşan beyaz renkli bir aracın (sonradan Linea marka, otuz dört plâkalı olduğunu gördüğümüz bir araç) şoförü, "Ne istiyordu o sizden?" diye sordu.

Tali yoldan ani çıkışımızı, mealinde bir laf ettik. Biz öfkeli, adam bizden bin kat öfkeli.

Trafiğin akışı sırasında, bulunduğu noktadan kırmızı ışıkta beklerken olaya tanıklık ettiğinden, "görür şimdi", diyerek aracını otobüsün ardından bir sürüşü var, biz şoktayız!

İstanbullu, tam Altıparmak Kavşağı'nda kırmızı ışığın da yanmış olmasını fırsat bilip, otobüsün önüne zınk diye geçip, aracından indi ve otobüs şoförünün yanına gidip, "İn aşağı lan, burası dağ başı mı?" diye bir hiddetlendi.

Otobüsün şoförü, kelimenin tam anlamıyla, siyah beyaz Türk filmlerinin kabadayı karakterlerinden.

Haklı da olsak bu kez ben, bizim yüzümüzden İstanbullu'nun başına bir şey gelecek telaşına düştüm.

Bu arada otobüsün yolcuları bize ateş püskürüyor, niye yollarından alıkoyduk diye.

Hiç olmadık bir zamanda, hiç olmadık bir muhasebeye düştü zihnim: İşe bak, bizi hiç tanımayan bir kişi, insan olma sorumluluğu, vatandaşlık bilinciyle bizim bile üstüne gitmediğimiz bir olayda şahin kesiliyor, diğer yanda yığınla insan bize tepki yağdırıyor.

Bizim İstanbullu, Stadyum Altıparmak Kavşağı noktasındaki trafik polis devriyesini çağırdı ve durumu özetledi.

Eşim de polisle görüşmede, ben yolcuların öfkesini püskürtmekle meşgul, ama bir o kadar da öfke patlaması içindeyim.

"İnsaf, hiç tanımadığımız bir insan, uğradığımız taciz karşısında böylesine duyarlı davranırken, yaptığınıza bakın" gibi son derece "aklı başında (!)" laflar ediyorum.

Derken, otobüsün şoförü, baktı ki durum pahalıya mal olacak, otobüsten inmiş yolculardan birini çevirdi, bizi gösterip, "bunlar kırmızı ışıkta geçmedi mi?" diye, geciktirilmiş yolcuların öfkesinden yararlanmak istedi.

Orta yaşlardaki bey döndü, "Ne seni tanırım, ne onları. Kırmızı ışıkta geçen de sensin, onları sıkıştıran da sensin, haksız olan da sensin" deyince, film orada bitti!

Polis otobüs şoförüne ceza kesme işlemini başlatmış, İstanbullu yoluna koyulmak üzere aracına yönelmiş, yolcular başlarının çaresine bakma halindeyken, biz de eşimle şaşkın bir halde eve dönme girişimindeydik.

O telaş içinde plakasını aklımda tutamadığım, adını öğrenmediğim İstanbullu'yu sadece "insan olma ve vatandaşlık bilinci gelişmiş bir kişi" diye saygıyla anacağım.

Doğrusunu söylemek gerekirse, ben ve eşim, o denli öfkelendiğimizle kalacak ve otobüs şoförünün son derece tutarsız davranışlarının daha büyük bir sıkıntıya yol açmaması için işi bu noktalara vardırmayacaktık; ve yanlış yapacaktık!

İstanbullu affetmedi.

Buraların bir dağ başı olmadığını ve kuralları takmayan birine bu kuralları bedelini ödeterek, hatırlattı.

Hep deriz ya, insanlık için, ülke için bir şeyler yapmak lâzım, diye.

Aslında bir şey yapmak, hiç de zor değildir.

İster işimizin başında, ister tanık olduğumuz bir olay karşısında "gerekenin yapılması" halinde, bir şey yapılmış olacaktır.

Gerekenin yapılmasıdır bütün formül. İnsan olmanın değer ve onuru korunarak, ona bir şeyler katarak üretmekten başka bir şey değildir gerekeni yapmak.

İşte ben de 9 Eylül günü, İstanbullu örneğimden aldığım feyzle böyle bir işe kalkıştım.

Yer yine Stadyum Altıparmak Kavşağı, saat 20.30, 21.00 arası. Kültürpark tarafından gelen iki genç kız, arkalarından koşturan bir grup gencin tacizine hedef oluyorlar.

Bursa'nın göbeğinde cereyan eden bu olayda gözlerime inanamıyorum. Kızlar aynı yerdeki devriyeye koşuyorlar.

Gençler yolun karşı tarafına geçip soğukkanlılıkla olaydan sıyrılma girişimindeler. Polisten hareket bekliyorum, yok! Bekliyorum, yok!

Dayanamayıp, polisin yanına gidiyorum, kızlara tacizde bulundular, niye sessizsiniz diyorum

"Sorduk şikayetçi değiller" diye bir yanıt. İnanamıyorum. Herkesin gözü önünde cereyan eden bir olay, zaten genç erkeklerin bağırtısı karşısında kafalar oraya çevrilmiş, kızlar durumu ayrıca polise söylemiş olmakla şikayetlerini dile getirmişler.

Alınan yanıt ise, şikayetçi değiller, şeklinde oluyor.

Bir ayrıntıya da yer vermem gerekirse, genç kızlarımızın kıyafetleri, bazı kişiler tarafından dekolte sayılabilecek görüntüde olduğu için, ortada cereyan eden duruma ilişkin genelin kanaatinde şöyle bir hava esiyor: bu saatte, bu kılıkta, bu kızların parkta ne işi var? Pes diyorum, pes!

Şikayetçi değiller, diyen polis, herkes amirimiz kesildi diye bana kızıyor ve arkamdan bağırıyor, vergi veriyorsunuz ya!

Ben yine saf saf, ne ilgisi var, ben de memur emeklisiyim diyorum.

Ahh İstanbullu, gerekeni yapmak istedim ya, beceremedim, demem o ki senin gibi yürekli olamadım.

O kızların mağduriyetinin bir bedeli olmasını sağlayamadım.

Bu ülkede, fahişeye tecavüzden bir suçlunun ceza indirimi aldığı düşüncesi zihnimi dirsekleye dirsekleye, kös kös evin yolunu tuttum.