SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Bir ölümün düşündürttükleri

Yazının Giriş Tarihi: 03.12.2014 00:11

Uludağ Üniversitesi'nde yapılan cenaze törenine katıldığım sırada, lisedeyken benim, üniversite yıllarında ise Ahmet Hocamın öğrencisi olmuş Derya, beni gördüğünde gözleri ağlamaktan kızarmış bir halde boynuma sarıldı; "İyi ki böyle bir insanı tanımışım" diyerek ağlamaya devam etti.

Tören sonrasında, üniversiteden evime oldukça uzun sayılacak mesafedeki yolu yürüdüm. Yaşamı ve ölümü düşündüm; var olduğumuz zaman aralığını! Bu iki kavram da hemen her gün kutsayarak andığım ve gereklerini yerine getirmeyi başardığımda da arındığım gerçeklerdir.

Kimi zaman çevreme baktığımda, gördüğüm herkesin bir gün öleceğini düşünürüm. Ölü yüzleri şekillenir zihnimde. Kendi üzerimde de hep bir kefen hissederim. Bu düşünceler ne ürkütür ne tedirgin eder beni. Çevreme daha bir dikkat kesilirim; hücrelerimin her zerresine, duyumsadığım somut, soyut her olumlu enerjiyi bir nakkaşın titizliğiyle işlemeye çalışırım. Bedenim çözünürken aynı şekilde toprağa katılsınlar ve bu süre boyunca da onlarla olabileyim diye.

Kısacası, doğaya zarar verecek atık olmaktan çekinirim.

Bu yüzden ölümden değil, kötü yaşamaktan çok korkarım. "Ben" değil, "benlik" derdine düşerim. Yaşamın kalitesini niteliğinde ararım. Öteme geçip, kendime bakarım.

Sözlerimde "ben" öznesi ortada ya da gizli ifade bulurken, ehlileştirebileceğim tek varlık kendim olduğunu anlatmaya çalışırım da genellikle "ego" diye algılanır. Çünkü kendi kusurlarımızı görmek yerine, başkasının kusurlarını görmeyi öğrenerek yetiştiriliriz. 

Hayat başlı başına bir ayindir bana göre! Ne yazık ki genelimiz hayatlarımıza özenle biçim vermeyi ihmal ederiz, üşeniriz, erteleriz. Nefes alıp vermekten ibaret kıldığımız hayatlarımızdan, yani kendimizden böylelikle vazgeçeriz.

Sonra da ölmekten korkarız. Bu tüketen çelişkinin farkına varmaksızın da her solukta, kaçınamayacağımız o sona yaklaşırız. Sözde yaşarız!

Niteliği yüksek kaliteli hayatları, modacıların tüketime sunduğu mal gibi görürüz.

Oysa yaşam ne "bir lokma, bir hırka"dan ibarettir ne de "sırça köşk"lerden. Düşüncenin aydınlığındaki sadelik ve açıklık sayesinde, var ettiğimiz kendimizizdir.

Prof. Dr. Ahmet Cevizci

Sahibi olduğumuz tek şey hayatımızdır. Bu yüzden, sahibi olduğumuz bu tek şeyi nasıl biçimlendirdiğimiz çok önemlidir. El verdiğimiz, göz değdirdiğimiz, soluğumuzu kattığımız ne varsa bu süreçte, bizizdir.

Değer kaygısı taşımayan hayatlarımız kirli olduğu oranda, kirletir. Hırsızlığımıza, arsızlığımıza, caniliğimize, vahşiliğimize ... neden "değer"den uzak yaşamlarımızdır.

Ne ürettiğimiz, nasıl ürettiğimiz, ne amaçla ürettiğimiz, ne kadar ürettiğimiz, kimin için ürettiğimiz sorularına verdiğimiz yanıtlarla birebir ilgilidir hayatımız. Bunun bütünü bizizdir. Elimizin erdiği, gözümüzün değdiği, soluğumuzun etkilediği ne varsa somut, soyut bu soruların eleğinden geçtiğinde, ortaya çıkan neyse, bizi, hayatımızı oluşturur.

Bu gece Ahmet Hoca'nın toprakla buluştuğu ilk gece. Son nefeslerini öğrencileri arasında yaşayan ve işi başında ölümü ağırlayan bu insan, dur durak bilmeden çalıştı. Üretti.

Bu ölüm de hemen her gün sorguladığım hayatıma dört elle sarılmamı hatırlattı bana; kaliteden ödünsüz bir hayatı. Sahibi olduğum tek gerçekliğimi!

Nur içinde yat Ahmet Hocam !

twitter.com/zuhalinkalemi