SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Başsız bir devletin sahipsiz toplumu!

Yazının Giriş Tarihi: 28.03.2014 11:47

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli günlerinden birine tanıklık ediyoruz. Meydanlar kızıl kıyamet; parklar, kahvehaneler, evler ... kısacası iki kişinin ağız ağza verdiği her neresi varsa, konu aynı: bu ülkenin hali ne olacak?

Vatandaşın kafası had safhada karışık! Kim, neye inanacağını şaşırmış durumda. Görüntü ve ses kayıtları, hukuksuzluklar, yok edilmiş özgürlükler, ihbarlar, iftiralar, yalanlar, yolsuzluklar, hırsızlıklar, savaş çığırtkanlıkları!

Anayasa bile hiçe sayılabiliyor. Güç odakları, halka rağmen, iktidar kavgalarını ulusal ve uluslar arası düzeyde sürdürüyor. Hükümet, iktidarını yitirmemek için devlet işlerini unutmuş durumda.

Başsız bir devletin, sahipsiz bir toplumu gibiyiz!

Her kafadan ayrı bir ses çıkıyor: bu kakafoninin yarattığı kaotik durum yüzünden, herkes değil yarınından, bugününden endişe duyar hale geldi.

Yağma ortamındaki çapulcular gibi, kimileri bu kargaşadan nemalanma peşinde.

Birilerinin ellerini keyifle ovuşturduğunu görmek hiç de zor değil.

Başımı ellerimin arasına alarak, gözlerimi sıkı sıkıya kapatıp, bağıra bağıra söylemek istiyorum:

"Güzel günler göreceğiz çocuklar / güneşli günler göreceğiz ..."

Bu "pazarın çiçekli bahçe" sunması yönünde inatçı bir inançla, "ışıklı maviliklere" hep birlikte sökün etmek için, kenetlenmek şart.

Bu inancımın romantik duygusal tarafımın hayali olduğunu da biliyorum. Bu bunaltan kargaşa yüzünden kapatmak istediğim gözlerimi, faltaşı gibi açsam ne yazar!

Gerçekçi olmak, gerçekçi davranmak nasıl mümkün olacak bu ortamda? Gerçekçi olabilmek için gerçeği ifade eden dayanaklarınızın olması lazım. Gerçek ne, kimsenin bildiği yok! Gerçek bilinemiyorsa, doğru nasıl bulunacak?

Gerçek, çıkarlar; doğru, çıkarlara uygun olan olmamalı! Ya heyyy!

"Karanlıkları aydınlığa çıkarmak için yananlar" törenler süresince ellerde meşale, dillerde slogansınız; çığ gibi büyüttüğünüz gövdeler, kar taneleri gibi dağılıyor ardından.

Ne karamsar ne kötümserdir aslında yapım. Ancak, tüm bu olup bitenler karşısında aklının öncülüğünde muhakeme eden insan sayısı o kadar az ki! Cebine konulan harçlıklarla meydanları dolduranlar, bilgi yoksunluğu ile fikir savuşturanlar, sıvazlanan sırtlarıyla kaba güç vuruşturanlar korkutuyor beni.

Sadece onlar değil elbette; görsel ve yazılı basında hergün boy gösteren bilim, sanat ve medya dünyasından onlarca insanın tarafı oldukları güç odaklarına çanak tutan söylem ve yazıları daha da korkunç!

Bilim, sanat, düşünce insanı olmak, büyük bir "insanî" sorumluluk yükler. Kendi yanlışını, henüz kimse görmemişken bile, "yanlış yaptım" diyebilmeyi gerektirir. Hakkaniyet ve tutarlılıktan asla ödün vermeksizin insana hizmeti amaç bilir.

Dilerim ki bu Pazar, sandıklar, gelin çeyizi gibi gerçekleşecek umutlar barındırsın içlerinde.
...
Bunaldığım kimi zamanlar yüreğimi dinlendirdiğim mekanlardan olan Ördekli'den söz etmek üzere oturmuştum bilgisayarın başına. Yüreklerin daralmış, akılların karışmış olduğu şu günlerde, bir su serpeyim istemiştim içinize. Özellikle sabahın erken saatlerinde gidildiğinde, ney sesinin su sesine eşlik ettiği bu ortamda içilen bir bardak çayla ferahlamınızı önerecektim; olmadı, yüzüme gözüme bulaştırdım.

Ellerimiz uğurlu, "Pazar"ımız hayırlı olsun!