SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

'Başka Can'lara ağlamayalım!

Yazının Giriş Tarihi: 17.02.2015 03:34

Her evlat, her can, bir "başka can"dır. Ana babası için evlat, "bambaşka can"dır.

Yüreklerimizin yangınını ifade edebilecek sözler yetersiz!

Ateş, her ne kadar düştüğü yeri yaksa da vahşetin boyutu, hepimizin evinden, yüreğinden, dilinden acı haykırışlar olarak yükseliyor.

Her kadın cinayeti sonrasında gösterdiğimiz öfkemiz, isyanımızla ortalara döküldük.

Toplumsal bir linç cinneti içindeyiz!

Bu vahşete sadece "kadın cinayeti", "tecavüz" odağından bakmanın, acılarımızın sonunu getirmeyeceğini görelim artık. Sonuç olarak durum elbette, tecavüz ve kadın cinayetidir. Ya nedenleri? Aramızda yaşayan bu kişilerin birer "yaratık" olarak beslenmesine yol açan nedenler!

Çözüm arayışı olarak, salt "kadına şiddet ve kadın cinayetleri"ni tartışamayız. Bilimsel bir bakış açısına sahip olduğunu ileri süren yüzlerce kafa, salıt bu açıdan yazıyor, çiziyor, konuşuyor.

Bilim, sonuçları meydana getiren nedenlerin peşine düşer. Bilimin temel sorusu "Neden?"dir.

Hatta, özellikle şunun altını çizmek istiyorum: söz konusu cinayetlere, kadın cinayetleri, kadına şiddet sorunu olarak bakmak da yanlıştır. Konu, "insan" sorunudur.

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki cinsel istismara ve şiddete uğrayan binlerce erkek de var.

Hatta, o şiddet ve istismara uğrayan erkeğin çok daha saldırgan olduğu bir gerçek.
Özgecan'ımızın katilinin anası haykırıyor: Oğlum babasından hep şiddet gördü. Babası da çok şiddet uygulardı.

Bir katili masum gösterecek değilim, bir sivrisineği öldürmenin çözüm olmayacağını biliyor ve bataklığın kurutulması için feryat ediyorum.

Biyolojik, sosyolojik, psikolojik, ekonomik nedenler!

Vahşetin faili biyolojik açıdan incelenmiş olsa, hormonal ve beyinsel yapılanması için kim bilir uzmanlar neler söyleyecek. Aynı şekilde, sosyolojik ve psikolojik değerlendirmelerin sonuçları kim bilir neler olacak!

Olayı sadece "kadın" sorunu olarak değerlendirmek istesek, neler çıkacak karşımıza, bakalım?

Öncelikle, bu olay karşısında, katile en ağır cezanın verilmesi için böylelerini asacaksın, keseceksin diye bağıran nice kişinin, adı tecavüz değilse bile, çeşitli boyutlarda cinsel istismarda bulunmuş, şiddet uygulamış olduğunu aklımıza getirirsek, ilk "kara gerçek"le yüzleşmiş oluruz.

Kadını, bir cinsel obje olarak hedef gösteren, din istismarcısı şarlatanların söylediklerine bakalım: "Annen de olsa, diz kapağının üstü tahrik eder. ...", "Altı yaşında bir kız çocuğunu nikahınıza alabilirsiniz. ...", ... örnekleri uzatmaya gerek var mı?

Anneden bile tahrik olunabileceğini söyleyebilen bir başka "yaratığın", topluma akıttığı zehir, sosyolojik bir felakettir, faciadır.

Bir inanç sahibi, uçkuruyla düşünmez. Toplumsal yapılandırmalarla oluşturulan kültürleri, inancın gereği ve gerçeği olarak sunan zihniyetlerin, dünyanın başına ne kadar bela oldukları ortada!

Bir inanç, kişiye, insan olmasını öğretir ve hatırlatır. Bu yüzden nefsini en büyük düşman olarak gösterir ve gerçek ibadetin, bu nefse karşı verilen savaşla yapılacağını bellettir. Bunun için "eline, beline, diline hakim olmak" gerçek inanan olmaktır, der. Bunu öğretmeyen bir inanç, egemenin, çıkarı için şekillendirdiği bir toplum yapısıdır.
Kızla erkeğin, birbirine, sadece cinsel nesne olarak bakmasını öğreten bir toplumun yaraları hiçbir zaman kapanmaz. Kadına "kutsallık" atfetmek de maskeli bir toplumsal oyundur.

Cinselliğimizin, ilkel bir dürtü olduğu, varlığımızın devamının bu dürtüye bağlı olduğu gerçeğini kimsenin kimseye hatırlatmasına gerek yok. Hayvan da varlığını bu dürtüye bağlı olarak sürdürüyor. Biz insan olmaktan söz ediyoruz; inançlar da bu gerçeğe dikkatimizi çekiyor. Hayvanlar aleminin inanç sorunu yoktur.

Bu inanç ki kimileri için "ilahi" bir değerdedir, kimileri için "etik" kavramlarla ifade bulur, kimileri için de "ideolojik" teorilerle tanımlanır. Ancak tüm bu tanımlamaların odağına oturtulan insan kavramı, ister metafizik, ister materyalist söylemle dile gelsin, ortak noktada buluşur: insan, başlı başına bir değerdir.

Her varlığın sağlıklı gelişimi için ihtiyaç duyulan ortam ve zemin koşulu vardır. İnsanın sağlıklı gelişiminin koşulları da bellidir: biyolojik, sosyolojik, psikolojik, ekonomik açıdan iyileştirilmiş olması gereklidir.

Hepsi birbirine sıkı sıkıya bağlı unsurlardır bunlar. Genellikle, sosyolojik, psikolojik, ekonomik etkenleri dikkate alırız, biyolojik sağlıklılığın da bunlar kadar önemli olduğunu göz ardı ederiz. Kimyası bozuk ya da bozulmuş bir ürün, işe yaramaz.

Bir toplum, insanını yetiştirirken niceliksel değil, olumlu niteliksel çoğalmanın amacında olmalı. İnsan, ağılları dolduracak kelle hesabı değildir. Bu yüzden tek bir açıdan bakarak, sorunları çözemeyeceğimiz gerçeğini beynimize kazımalıyız.

Tarihte örneğine rastladığımız kimi toplumların, çocuklarını, hangi inanç ya da kültürden olursa olsun başkasının canına kıymayı haram kılacak kadar şiddetten uzak durmayı; her türlü egemenin yanlış buyruğuna, köklerinden edilmeleri pahasına, ölümüne karşı çıkacak kadar boyun eğmemeyi öğreterek yetiştirdiklerini öğrenince yüreğimden kopan damlalar, gözyaşım olup akıyor. Örneğin, Malakanlar!
İnsanın varlık dili sevgidir, şefkattir, güvendir.

Özgecan'dı o, "başka can"dı, "iyiydi, güzeldi", "cana yakın"dı, "gözü pek"ti; adının anlamlarının hepsini taşıyan bir candı o güzel kız. Gözlüklerinin ardındaki bakışları hiç birimizin zihninden asla silinemeyecek.

Ancak, başka "can"lara ağlamamamız, feryat etmememiz için bu toplumsal sorunumuza tek bir pencereden bakmaktan yalvarırım vazgeçelim!

twitter.com/zuhalinkalemi