SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Bana öğretilen İslam dini

Yazının Giriş Tarihi: 16.07.2015 09:04

Şu satırları yazdığım an içinde tutacağım oruç için sahur vaktindeyim. Bir yandan yazıyor, bir yandan iftar için yaptığım böreği, enfes çayım eşliğinde yiyorum. İhtimal, ben yazıyı bitirmeden ezan okunacak.

Çok küçük yaşlarımdan itibaren tuttuğum oruç, çocuk yaşlarımdan bu yana yapmaya çalıştığım diğer ibadetlerim gibi huzur verir.

Eee...

Demekte haklı olabilirsiniz; ben de çayımı almış, yer minderine oturmuş ve ayağımı, zihnimi dinlendirmek üzere uzatmışken, tövbeler olsun ki böyle bir konu hakkında yazmak aklımın ucundan bile geçmemişti.

Ayşe Aygör'ün başıma bela ettiği facebook hesabıma şöyle bir göz atayım derken, Hülya Güven'in paylaştığı bir habere takıldım: Alevi bir ailenin oruç nedeniyle saldırıya uğramasını konu alıyordu.

Oturduğum yer minderinde bacaklarımı bir büktüm, bir uzattım, Güven'in paylaşımına bir iki cümlelik yorumla yetineyim dedim. Olmadı!

Günümün yoğunluğu nedeniyle anca bu saatte bilgim olan bu haberin ayrıntısında, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Gazi Şubesi tarafından haberin doğru olmadığı bilgisi de yer alıyordu.

Bu haber doğru ya da değil! 21. Yüzyıl dünyasında insanların hâlâ din adına birbirlerini katlettiği gerçeği, bataklığı çevreleyen bir duvar gibi gözlerime dayanıyor.

Gerçi insanların değil din adına, ne adına olursa olsun birbirlerine zarar vermelerini hiçbir şekilde anlayamadım. Anlayamayacağım da!

İnsan deyince benim kavradığım varlık "değer" yüklü bir şey. Ait olduğu cinsten, tür olarak, ürettikleri nedeniyle farklılık gösteriyor. Ürettikleri diyorum, tükettikleri ile değil!

Üretmek için düşünmek gerek. Düşünmek için farkında olmak. Farkında olmak için olup biteni değerlendirebilmek.

Değerlendirebilen de"değer" gözeterek bu çabanın içinde olur.

Değer gözeten, verimli üretim peşindedir.

Bu çıkarımlara devam etmek mümkün; ama sözü daha fazla uzatmaya ne hacet!

Düşünen insan, güdülemez. Yok edemez.

Öyleyse yok etmeye güdülenmiş olana ne isim vereceğiz?

Hele ki din adına bu yok etmelerde bulunanlara ne diyeceğiz?

Bu kişiler bir olmayı, kardeş olmayı, barışmayı, sevmeyi, paylaşmayı, adaletli olmayı, öldürmemeyi, ... peşi sıra daha onlarca böyle güzel eylemde bulunmayı isteyen hatta buyuran bir kurumun neresini nasıl anlıyor da, savaş, nefret et, senden olmayanı sevme, senden olmayanla paylaşma, senden olmayanı gözetme, senden olmayanı öldür ... gibi emirler şeklinde algılıyor.

Hatta hatta kendisiyle aynı inanca mensup olanı bile düşman belleyip, katlediyor?

Hangi din, bozgunculuğu, paramparça etmeyi, nefreti, adaletsizliği, talanı, yok etmeyi buyurur!

Düşünen bir kimse Tanrı'nın bu buyruklarda bulunabileceğine nasıl iman edebilir!

Bir dine mensup olmayan, yüreklerindeki sevgi tohumunun dal budak atmasıyla nice hayatı saran insan bilirim.

Bu kimseler bana Yunus'u daha çok hatırlatırlar: ne cennet beklentisi içindedirler ne bir başka ödül. İnsana da evrenin her zerresine de saygıyla, aşkla dokunur, ona hizmet etmeye çalışırlar.

Nurlar içinde yatası annem ve babamın bana öğrettiği İslam inancı, öncelikle sevmeyi belleti. Paylaşmayı, her kim olursa olsun başkasının hakkını gözetmeyi, kardeşliği ...

Öyle ki bir Mecusi gelse kapıma, ibadeti için evimde izin vermeyi öğrendim.

Onun ben olduğunu, benim o olduğumu, bütünün birer parçası olduğumuzu öğrendim.
İslamın birlik, dirlik, kardeşlik, yardımlaşmak ... olduğunu öğrendim.

Bu yüzden yaptığım her ibadette huzur bulurum.

Daha da önemlisi ibadetin, yaşamın her anında bu ilkelere bağlı olarak yaşamak olduğunu öğrendim.

Kutlu Ramazan Bayramınız huzur versin!

@zuhalinkalemi