SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Üniversitelerdeki seçim tiyatrosu!

Yazının Giriş Tarihi: 04.04.2015 09:26

Ne bilimsel araştırmalar, ne uluslar arası başarı, ne ülke sorunlarına ilişkin bilimsel tesbit ve çözüm önerileri... Ne şu, ne bu, hepsi hak getire... Varsa yoksa 'bizim adamımız mı, değil mi' kavgası...

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan olduğu dönemde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in seçimlerde ikinci ya da üçüncü çıkan isimleri rektör atamasına sandık iradesine saygı gereği haklı olarak tepki gösteriyordu. Erdoğan o zaman tepki gösterdiği şeyin aynısını bugün kendisi yapıyor. Üstelik, 'sandık iradesi'ni dilinden düşürmez iken, 'ben halk iradesiyle doğrudan seçilmiş ilk cumhurbaşkanıyım' derken yapıyor bunları.

Cumhurbaşkanı, atamalarda rektörlük seçimlerine ilişkin kurallara göre davranıyor olabilir. Ne diyor kural; YÖK, üniversitelerde yapılan seçimlerde belirlenen isimleri sıralamaya koyarak bunlardan birini ataması için Cumhurbaşkanı'nın onayına sunar.

Peki YÖK ne yapıyor? Seçimde ikinci sırada çıkan adayı ilk sıraya, ilk sırada çıkanı da iki ya da üçüncü sıraya koyarak Cumhurbaşkanı'na sunuyor. Niye sıralama değişiyor peki? Cumhurbaşkanı diyebilir ki, "YÖK'ün benim önüme koyduğu listenin ilk sırasındaki adayı atadım, ne var bunda?"...

Evet durum öyle de ortada bir de sandık var sizin dilinizden düşürmediğiniz herşeyin üzerinde gördüğünüz sandık iradesi. Sezer'e tepki gösterdiğiniz şeyin aynısını yaparken biz 'sandık iradesi'ne nasıl inanacağız. Demokrasi işimize gelince benimseyeceğimiz, işimize gelmediği zaman bir kenara iteceğimiz bir şeyse yarın devran değiştiğinde başkaları aynı şeyi yaparsa bu kez ne diyeceksiniz?

Nitekim, Cumhurbaşkanı Erdoğan da önemli oy farkıyla birinci çıkmasına rağmen YÖK'ün ikinci sıraya koyduğu Prof. Dr. Kamil Dilek'i değil, ikinci çıktığı halde YÖK'ün ilk sıraya koyduğu Prof. Dr. Yusuf Ulcay'ı Uludağ Üniversitesi Rektörü olarak atadı.

Hayırlı, uğurlu olsun iktidar camiasına, üniversiteye, vatana ve millete...

En çok oyu almasına rağmen rektör olarak atanmayan Prof. Dr. Kamil Dilek'in, "Devletime çok kırgınım" dediği veda açıklamasında paylaştığı, devletin üst katlarına gönderilmiş iki mektup var ki, bu ülkede güç ve iktidar kimde olursa olsun yıllardır bazı şeylerin değişmediğini hatta daha da beter hale geldiğinin kanıtı. Güç zehirlenmesi yaşayan, tüm toplumu kendi din anlayışına göre şekillendirmek isteyen bir iktidar hırsının kaleme aldığı satırlar var orada...

Kamil Dilek'in yeniden rektör atanmasının önüne geçmek için kaleme alınmış üst makamlara ispiyon mektuplarında üniversitedeki eğitimin durumu, Uludağ Üniversitesi'nin üniversiteler arasında hangi sırada olduğu, kaç bilim insanının uluslar arası yayınlarda adının olup olmadığı, öğrenciler eğitim konusunda ne diyor, kent- üniversite ilişkisi ne durumda gibi konular yok. Kamil Dilek 4 yılda bu konularda ne yapmış ne yapmamış hiçbiri yok...

Peki ne var; varsa yoksa neden mescit yok (üniversitede büyük bir cami var bu arada), yok eski rektörün kadroları, yok neden inkîlap değil de devrim denmiş, yok şu sendika yok bu sendika, yok bahar şenliği rezilliği, yok solcu öğrenciler yok İP'li öğrenciler, yok paralel, yok üçgen, yok darbeci, yok Ergenekon ve dahası... Birbirine benzemez ne varsa bir arada. 

İşte o mektuplardan bazı bölümler, okuyalım;

-Üniversite rektörünün paralel örgüt mensuplarına tanıdığı tolerans diğer hiçbir gruba tanınmamaktadır.

-Başörtülü öğrencilere önyargılı ve ters bir tavırla karşılık veren hocalarımız mevcutken ve bizler bu durumu yönetime bildirmişken üstü kapalı tehditler devam etmektedir.

-Sol ve marjinal kesimler kendi düşüncelerini rahatça dile getirirken bizim gibi muhafazakar kesimin, seküler toplum karşısında ezilmesi tahammül edilemez bir durumdur.

-CHP'li Nilüfer Belediyesi'ne üniversitenin ortasında kocaman bir alan verilip bedava çorba dağıttırılıyor. AKP'nin hiçbir faaliyetine müsaade edilmiyor.

-Yemekhane çıkışında hemen her gün KESK ve İşçi Partililer yasadışı eylem yapmaktadır. Defol YÖK, Defol AKP İran'a Git şeklinde sloganlar atmaktadırlar.

-Gezi Parkı eylemlerinde kampüste hükümet aleyhine eylem yapan bir öğretim üyesi hakkında rektörlük, hocaya sahip çıkıp olayı kapatma yoluna gitmeyi tercih etmiştir.

-Yerleşke çok geniş olduğundan namaz kılmak sorun olmaktadır.

-Üniversite yerleşkesine girdiğiniz anda askeri kışladan daha fazla Mustafa Kemal resmi ile karşılaşıyoruz. Rektör bey senato toplantısında Nutuk ve Devrim Tarihi seçmeli ders olsun diyenlere 'Bu dersler benim namus meselemdir' diyerek sürekli olarak ulusalcı ve marjinal grupların taraftarlarına göz kırpmaktadır.

-Rektör Rotary kulüpleri ile protokoller imzaladı. Ergenekoncu, ulusalcı ve Roteryan genel sekreterler ile çalıştı.

-Daima Ergenekoncu ve paralel yapı mensupları dekan ve müdür olarak atadı.

-Paralel örgütlenme ile ilişkili olarak bilinen sivil toplum kuruluşları ile protokoller imzaladı, onlarla iletişimi sürdürdü.

-Kampüs içinde sürekli KESK ve İP üyeleri YÖK, AKP ve Cumhurbaşkanımız aleyhine eylemler yaptı, yönetim onları korudu, ödüllendirdi.

-Neredeyse hiçbir mütedeyyin kadrolaşma olmadı. Sadece paralel yapıdan öğretim üyeleri havuza dahil edildi.

-Fakülte binaları içinde mescit tahsisi talepleri reddedildi, namaz kılmak isteyen öğrencilere camiye gidin denildi.

-Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi dersinin adı Atatürk İlkeleri ve Devrim Tarihi olarak değiştirildi ve ulusalcı Ergenekoncu zihniyetle yazdırılmış kitap okutulmaya başlandı.

-Yönetimin yüzde 80'i ulusalcılardan, yüzde 20'si paralelcilerden oluşmaktadır.

-Muhafazakar ve mütedeyyin insanların ve Bursa'daki sivil toplum örgütlerinin tüm ikazlarına rağmen mayıs ayında bahar şenliği adı altında türlü rezillikler yapılmaya devam edilmektedir.

Mektuplarda Kamil Dilek'e böylesi birtakım yaftalar ve suçlamalarda bulunmak yerine gerçekten bir bilim kurumunda olması gerekenlere ilişkin eleştiriler getirilse, tesbitler yer alsaydı kim ne diyebilirdi. Bunlar da bir yerlere ispiyonlama şeklinde değil de kamuoyu ile paylaşılsaydı daha iyi olmaz mıydı...

Mektuplarda kullanılan dil, bugün devlet gücünü elinde tutanların sürekli kullandığı dil.

Geçmişte de devleti yöneten, gücü elinde tutanlar bu dilin farklı versiyonlarını kullandılar. Demek ki ülkede hamam da tas da aynı, tellaklar değişiyor sadece.

Oysa ülkemizde artık hamamın da tasın da değiştirmesi gerekiyor gerçek bir demokrasi ve hukuk düzeninde yaşayabilmemiz için.

Bu arada İstanbul Üniversitesi'nde öğrenciler birinci gelmesine rağmen Cumhurbaşkanı tarafından atanmayan Prf. Dr. Raşit Tükel'e sahip çıkarken, Uludağ Üniversitesi'nde öğrencilerden Prof. Dr. Kamil Dilek'e 'bizim rektörümüz' diye sahip çıkan olmadı.

Bu durum bile Kamil Dilek hakkında ortaya atılan iddia ve karalamaların ne kadar saçma olduğunu gösteriyor. Durum başka türlü olsaydı heralde Kamil Dilek'e de sahip çıkanlar olurdu.

Nitekim Uludağ Üniversitesi öğrencilerinden Ömer Gül, Prof. Dr. Kamil Dilek'e yazdığı açık mektupta, "Siz de halkçı Raşit Tükel gibi, ODTÜ Rektörü gibi öğrencisinin yanında dursaydınız, size sahip çıkardık" dedi.

Netice olarak; hal ve durum böyle iken, AKP'nin seçim vaatleri arasında kaldırma sözü verdiği onca 12 Eylül kurumundan biri olan YÖK'ü ele geçirince seçim tiyatrosunu oynamaya devam etmek zaman kaybından başka bir şey değil.

Üniversitelerde o kadar öğretim elemanını sandığa çağırmaya gerek yok. YÖK, iktidarın ya da Cumhurbaşkanının talebi doğrultusunda bir liste hazırlasın, hatta liste hazırlamasına da gerek yok kimi istiyorlarsa direkt rektör atasınlar olsun bitsin!

ABD'de rektörler nasıl belirleniyor

Biz Türkiye'de yıllardır rektör atamalarını tartışırken, bilimsel çalışmalara yüksek bütçeler ayrılan, dünyanın her yerinden bilim insanlarına kapı açılarak araştırma geliştirme fırsatlarının sağlandığı ABD'de durum nasıl?

ABD'de görev yapan öğretim görevlisi bir arkadaşıma durumu sordum. Orada da üniversitelerde rektör seçimleri böyle tartışmalı mı, ele geçirme kavgaları var mı ABD Başkanı da bu işe müdahil mi diye!

Amerikan sisteminde, bölüm başkanları, dekanlar, rektör yardımcıları gibi üst ve orta düzey yöneticilerin göreve seçimle gelmediklerini belirten arkadaşım rektör seçimi sürecini madde madde şöyle anlattı:

(1) Üniversite özel bir "Search Firm" yani 'Araştırma Şirketi' ile anlaşıyor. Bu firma tüm Amerika (ve dünya) çapında rektörlük pozisyonunu duyuruyor. Aynı zamanda uygun özelliklere sahip olduklarını düşündükleri yüksek tecrübeli ya baska üniversite rektörlerini veya rektör baş yardımcılarını bu pozisyona başvurmaya davet ediyor. (Bizim üniversitede en son yapılan rektör ilanına onlarca kişi başvurmuştu, bunların sadece birkaçı bizim üniversitedendi)

(2) Daha sonra üniversite icinde 10-15 kisiden oluşan bir komisyon kuruluyor. Bu komisyonda her kesimden temsilci yer alıyor. Fakülte senatosundan, dekanlardan, mezunlar derneğinden, ögrenci temsilciliğinden, valilikten belirlenen isimlerin de olduğu bir komisyon bu.

(3) Bu komisyon aday sayısını çeşitli kriterleri dikkate alarak 10'a kadar indiriyor ve bu adayları ön mülakattan geçirip sayıyı 3'e düşürüyor.

(4) Daha sonra bu adaylara kampuste mülakat yapılıyor. Mülakat canlı yayınla (web üzerinden) izleniyor.

(5) Son karar bu mülakatların ardından veriliyor ve rektör seçimi tamamlanıyor.

(6) Bir rektör ortalama 20 yıl kadar görevde kalabiliyor. Yani süre yok, performansı iyi oldugu sürece devam ediyor ve üniversitenin lideri oluyor. Vizyon belirlemesi ve başarısında en büyük sorumlu oluyor.

(7) Rektörlerin maaşları da çok yüksek. Yıllık maaşı 1 milyon doların üstünde mesela. Yani bir şirket CEO'su gibi düşünebilirsin. Bu adamlar üniversiteye milyonlarca dolar bagış sağlıyor. Rektörlerin bir yıllık kampanyada mezunlardan 1 milyar dolar bağış topladığı oluyor. Ben bile her yıl bağış yapıyorum. Bence rektörlerin seçimle gelmesinin üniversitenin başarısı açısından bir yararı yok. Adam tıp doktoru, bir bakıyorsun hiç yöneticilik tecrübesi olmadan rektör seçiliyor, 100 milyonlarca dolarlık bir bütçeye 50,000 öğrenciye 10,000 çalışana yönetici oluveriyor. 4 yıl sonra yeniden seçılebilmek için de tavizler veriliyor başka şeyler dönüyor.

Rektörler Türkiye'de de buna benzer yöntemlerle belirlenmeli. Böylece tartışmalar ortadan kalkar, siyaset kurumu işin içinde olmaz.

twitter.com/zaferopsar