SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Niyet ve samimiyet

Yazının Giriş Tarihi: 10.11.2011 09:20

Tarihi yapının cami olarak açılmasını savunanlarla kilise ve cami özellikleriyle insanlığın ortak mirası şeklinde müze olarak korunmasını savunanlar arasındaki tartışma bayramda da sürdü.

Tartışma öyle boyutlara tırmandı ki, hızını alamayan bazıları Ayasofya'nın kilise ve cami özellikleriyle müze olarak korunmasını isteyenleri 'İslam ve cami düşmanlığı'yla itham etmeye kadar vardırdılar.

Bu çıkışlar arasında ilginç olanlarından biri ise Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın Bursa'daki AK Parti bayramlaşmasındaki sözleri oldu.

Arınç, "Bazıları yazıyor. Ayasofya Kilisesi' cami mi olacak? Cehalete dayanıyorsa affederiz, ama cehalete dayanmıyorsa biraz kendinize çeki düzen verin. Burası 1330 yılından beri, 680 senedir camidir. Halk da böyle bilir, kayıtlar da bunu söylüyor. Buraya 'kilise' diyemezsiniz" dedi.

Arınç o zamana kadar kilise olan Ayasofya'nın Osmanlı Devleti'ndeki 'fetih hakkı-fetih madalyası' uygulamasıyla camiye dönüştürüldüğünü anımsatıyor.

Olabilir, dönemin koşullarında gayet anlaşılır bir durum. Buna diyecek bir şey yok.

Anlaşılması zor olan Osmanlı dönemindeki bazı uygulamaları böylesine önemseyen ve devamını savunan bir siyasetçinin konu Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki bazı antidemokratik ve insan haklarına aykırı uygulamalara-bu uygulamaları savunmuyorum-gelince son derece demokrat, özeleştiri yapan, vicdan sahibi, 'azınlıkların mallarını gaspettik' diyecek kadar, gayri müslimlerin haklarını savunan bir siyasetçi olması.

Arınç, Orhan Gazi'nin 'burayı cami olarak vakfeyledim' sözlerine atıfta bulunarak burasının başka amaçla kullanılması durumunda bedduaya maruz kalınacağını, lanetleneceğini anımsatmayı da ihmal etmiyor. Yani, Orhan Gazi'nin uygulamasını sağlam esaslara bağlıyor.

Çocukluğumdan bu yana bize beddua etmenin doğru bir şey olmadığı öğretildi. Bedduanın Allah'a 'haşa-sen ne ceza vereceğini bilmiyorsun ben sana akıl veriyorum' anlamına geldiği gerekçesiyle kaçınılması öğütlendi.

Arınç'ın tutuklu gazeteci ve vekiller ile Deniz Feneri Davası ve benzer konulardaki, insani, vicdani çıkışları da umut verici ancak Arınç'ın defalarca yaptığı çıkışlara rağmen tam tersi gelişmelerin devam etmesi 'iyi polis-kötü polis' oyununu anımsatmaya başladı.

Çünkü iktidarın ikinci adamının dile getirdiği bu konuların normal şartlarda hal yoluna konması beklenir. Çünkü bulunduğu makam icraat makamı.

O zaman ikide bir vicdani, demokrat çıkışlar yapmak, üzüntü belirtmek neyi ifade ediyor?

Yaparsınız gerekli düzenlemeleri olur biter.

Bir de Bülent Arınç'ın tutuklu gazeteciler konusunda Terörle Mücadele Yasası'nın değişmesine ilişkin olarak gazeteci örgütlerine yönelik çıkışları var ki pes dedirtiyor.

TMY'nin değiştirilmesi konusunda "Nerede bu gazeteciler?, Baskı yapsınlar" diye çıkışlar yapan Arınç'ın elini tutan mı var? İktidar sizsiniz.

Ayrıca gazeteci örgütleri defalarca bu konuda açıklamalar, çağrılar yaptılar. Basın yayın enformasyondan sorumlu olan Bülent Arınç'ın bunları duymamış olması mümkün mü?

Her yöne çekilebilen, bir gazetecinin düşüncelerini ifade ettiği bir yazısından dolayı kolaylıkla "örgüt propangadası yapmak"la suçlanabileceği TMY'yi, eğer iktidar isterse bir gecede Meclis'ten geçirir.

Yeter ki bu konuda niyet ve samimiyet olsun..

twitter.com/zaferopsar