SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Ne yapmak, nereye varılmak isteniyor?

Yazının Giriş Tarihi: 24.09.2020 00:50

Soruyu, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin sık kullandığı ifadesiyle soralım; İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun Anayasa Mahkemesi'ni, Başkan Zühtü Arslan üzerinden hedef alarak başlattığı tartışma ile 'ne yapmak, nereye varılmak isteniyor?'

Ülkenin anayasal düzeninin, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin koruyucusu olan, kararları yasama, yürütme ve yargı ile tüm idare makamlarını bağlayan en yüksek yargı organı bir bakan tarafından neden hiç görülmemiş şekilde, düelloya davet eden bir üslupla hedefe konularak tartışma konusu edilir?

Demokrasi ve hukukun işlediği, kuvvetler ayrılığının olduğu ülkelerde yüksek mahkemelerin verdikleri kararlar iktidardaki yürütme erkinin hoşuna gitmeyebilir ancak buna ilişkin tepkinin nasıl ifade edildiği önemlidir.

Soylu'nun 10 gün önce Anayasa Mahkemesi ve Başkan Zühtü Arslan'ı AYM'nin bazı iptal kararları üzerinden hedef alarak başlattığı tartışma sürüyor, akıllara da haliyle sorular takılıyor.

Soylu'nun bu çıkışlarının arkasında kendi siyasi geleceğine yönelik hesaplar mı yatıyor, yoksa Türkiye'de yeni bir dönemin başlatılmak istendiğinin işaretleri mi? Bu sert çıkışlardan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın haberi var mı, yoksa ona rağmen mi bu çıkışlar yapılıyor. Soylu'nun AYM'yi hedef alan sözlerine Erdoğan'ın hiç dahil olmaması bir yana AKP yöneticilerinden de bir destek açıklamasının olmaması da dikkat çekici. Bu sessizliği nasıl yorumlamak gerekiyor?

AYM Başkanı Zühtü Arslan, Soylu'nun kendisi üzerinden Yüksek Mahkemeyi  hedef alan sözlerine isim vermeden kuvvetler ayrılığına, özgürlük-güvenlik dengesine dikkat çekerek ince göndermelerle hukuki bir yanıt verirken Soylu, bu yanıttan sonra TGRT'de katıldığı canlı yayında tartışmayı alevlendirecek yeni sözler söyledi.

Soylu önce, kendisinin "Bisikletle işe git gel bakalım" sözlerine gönderme yaparak "Bisiklet maceram 2020-1992" notuyla bisikletli fotoğraflarını paylaşan Anayasa Mahkemesi Üyesi Prof. Dr. Engin Yıldırım'a tepki göstererek, bu yaklaşımı çok sakil bulduğunu söyledikten sonra sözü AYM Başkanı Prof. Dr. Zühtü Arslan'a getirdi.

Zühtü Arslan'ın Polis Akademisi Başkanlığı yaptığı dönemi hatırlatan Soylu, "Onun aldığı öğrencilerin yüzde 41'ini ben ihraç ettim. Bilerek aldı şöyle yaptı, böyle yaptı demiyorum" dedi. Soylu bu sözleri ile Zühtü Arslan'a FETÖ imasında bulunurken, aslında dolaylı olarak o AKP iktidarını suçlamış oldu.

Can Dündar ve Barış Akademisyenlerine ilişkin AYM kararlarına değinerek eleştirilerini sürdüren Bakan Soylu, Anayasa Mahkemesi'ni, kurulduğu 27 Mayıs dönemi ve Yassıada'daki Yüksek Adalet Divanı yargılamaları üzerinden de hedefe koydu. Soylu, "Biz sistemi tartışmazsak yaptığımız işlerin ehemmiyeti kalmıyor" diyerek yeni bir tartışmanın fitilini ateşleyecek olan şu sözleri söyledi:

"Anayasa Mahkemesi ne zaman kuruldu? AYM'nin ilk anayasa üyelerinin içinde kim var? Adnan Menderes'i asan iradenin kendisi Salim Başol ve onun arkadaşları. Dendi ki, 'Ey köylüler, siz anlamadınız, sizin seçtiklerinizi astık, astıklarımızı da getirdik sizin üstünüze vesayet olarak koyduk'. Refah Partisi'ni kim kapattı? Refah Partisi ne yaptı bu ülkeye? Özgürlük değil mi bir siyasi temsilin sağlanması? 367 garabeti. Bunu kim sağladı? Dönün, 2010 yılında AYM, HSK'nın yapısını değiştirdi. 17-25 Aralık nasıl geldi bu ülkeye? Bunu birisi söylesin, ifade etsin. Bitti mi? Bitmedi. Bütün bunlardan sonra, derdiniz ne ya? Bugün ne oluyor da tekrar bisiklet tartışması başlattınız. Bir AYM üyesinin bisikletini gösterip, Anayasa'nın 130. maddesini ortaya koyup, sadece PR üzerinden tweet atması son derece sakil bir davranıştır. Ben görünce, bir reaksiyon ortaya koymuşum, eleştirme hakkı her zaman var. AYM içerisinde bulunan arkadaşlar, üyeler karşı oy yazmıyorlar mı? Öyle bir hava oluşturuluyor ki, biz buna müdahale etmişiz de, bir şey söylemişiz de, bu da Anayasa'sa aykırı gelmiş."

Görevi yasaların, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetleyip, bireysel hak ihlalleri başvurularını karara bağlamak olan AYM'yi suçlayan Soylu, "Peki millilik, yerlilik, vatanseverlik sadece Cumhurbaşkanı'nın, polisin, jandarmanın uhdesinde midir?" diyerek konuyu bir başka zemine çekmeye çalışıyor. Oysa yüksek yargıyı siyaseten çok kullanışlı olan, "millilik, yerlilik, vatanseverlik" tartışmasına çekmek hiç doğru değil.

Düşünebiliyor musunuz, AYM'yi Türkiye'nin kurucuları arasında olduğu Avrupa Konseyi'nin yargı organı olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) içtihatlarına uymakla suçluyor Soylu ve "Bizim AYM, AİHM'in şubesi midir? Nedir bu batıcılık hayranlığı?" diyor. Temel insan haklarının batıcılık hayranlığı ile ne ilgisi var? Türkiye Cumhuriyeti, 1990 yılında onayladığı anlaşma gereğince AİHM içtihatlarına uymayı taahhüt etti, Cumhurbaşkanı Erdoğan da yıllar önce üç ay hapis yattığı dava ile ilgili olarak üç kez AİHM'e başvurdu.

Bütün bunları söylerken, "Bizim AYM gibi çok saygın bir ortamla sorunumuzun olması mümkün değil. Kişisel bir sorunumuzun olması mümkün değil. Elbette ki devletin tepesinde böyle bir sorunu kabul edebilmek de doğru değil" diye ekliyor. İyi de, sorunun olması mümkün değilse bu sert sözler ne? Sonuçta AYM üyeleri kafalarına göre karar vermiyorlar. Önlerinde duran anayasaya ve Türkiye'nin altına imza attığı uluslararası sözleşmelere ve vicdanlarına göre karar veriyorlar.

Anlaşılan, siyaseten kuşatılan yargının Anayasa Mahkemesi ayağında iktidarın rahatsızlıkları var ve bunu da Soylu dillendiriyor. Çünkü AYM'nin özellikle hak ihlallerine ilişkin yapılan bireysel başvurularla ilgili verdiği kararlar iktidarın hoşuna gitmiyor. En son CHP eski milletvekili Enis Berberoğlu'na ilişkin karar da bunlardan biri.

Her ne kadar uygulamada esamisi kalmasa da anayasada tanımlı kuvvetler ayrılığının en önemli ayaklarından biri olan, temel halklar ve özgürlükler ile bireysel başvurular nedeniyle Anayasa Mahkemesi'ni kurulduğu 27 Mayıs dönemi ve FETÖ üzerinden tartışmaya açarak itibar erozyonuna uğratıp, işlevsiz kılmak, belki de kapısına kilit vurmak istiyorlar, kim bilir...

Her ne kadar kimi zaman tartışmalı kararlar çıksa da yargının son kalesi olarak kalan AYM böyle hedefe konulurken, muhalefet gidişat konusunda neler yapıyor? Demokrasiden hukuktan yana olanlar biraraya gelebiliyor, güç birliği yapabiliyor mu? Geçmişteki birtakım ayrılıkları, duygusallığı bir kenara bırakıp, stratejik, taktik hareket edebiliyor mu?

Tüm demokrasi güçleri biraraya gelerek anayasal hakları üzerinden bu gidişata karşı durmazsa bizleri daha zor günler bekliyor...

.