SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Erdoğan ne yapmak istiyor?

Yazının Giriş Tarihi: 06.11.2013 02:57

Öğrencilerin aynı evi paylaşıyor olmalarını, 'bize gelen istihbarata göre' diyerek sanki yasakmış gibi suç atfeden bir dil kullanması da ayrıca sorunlu.

Başbakan bu çıkışları dini birtakım referansların egemen olduğu bir yönetimi hakim kılmak için mi yoksa yerel seçim öncesi tabanını iyice kemikleştirmek için mi yapıyor bilmiyoruz ancak bu ve benzeri çıkışların farklı yaşam biçimlerinin üzerinde olduğu fayları etkilemesi kaçınılmaz. Ayrıca bu tavrın Ak Parti'ye oy getireceği de kuşkulu.

Başbakan'ın bu çıkışlarının, yüksek sesle dile getirilmese de AKP içinde rahatsızlık yarattığı da bir gerçek. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın Zaman gazetesinde çıkan haberi yalanlaması ve özel mülke ait bir denetimin sözkonusu olamayacağını bunun hukuken mümkün olmadığını söylemesi başka nasıl açıklanabilir? Bunu Başbakan'ı kurtarmak için söyledi belki ama doğrusu da bu.

Bugün bazı üniversite öğrencilerinin değişik nedenlerle kız erkek bir arada kalmalarına, 'oralarda neler oluyor belli değil' diyerek son derece rencide edici bir üslupla tepki gösteren Başbakan'ın yarın neden şikayet edeceğini ve yasal düzenleme önereceğini bilemiyoruz.

Mesela; benim başörtülü-başörtüsüzü de ekleyebilir buna-bacımı belediye otobüsünde taciz ediyorlar diyerek toplu taşıma araçlarının kadın ve erkek olarak ayrılmasını isteyebilir mi?

Yine ortaokul ve liselerdeki karma eğitimin ergenlik çağına gelmiş kız ve erkek öğrenciler için sakıncalı olduğunu, 'dinin gereği' olarak bu öğrencilerin ayrı okullarda öğrenim görmesi gerektiğini vaaz edebilir mi?

Buna; kadın ve erkeğin birarada olduğu sinema, tiyatro gibi yerleri de ekleyebilir mi? Henüz bilemiyoruz.

Başbakan kendi muhafazakar anlayışına göre, 'bu bize uymaz' diyor ama yasalar ve hukuk öyle demiyor. Türkiye kağıt üstünde bile hukuk devleti olmaktan vazgeçecekse durum başka. O zaman Erdoğan, halk da onun gibi düşünüyorsa istediği şekilde yönetebilir ülkeyi.

Erdoğan, 'muhafazakar demokrat' anlayışına göre aklına estiği gibi konuşuyor ama ne kadar ihlal edilirse edilsin anayasa ve yasalar hiç de öyle demiyor. Anayasal güvence altındaki özel mülk ve yaşama nasıl müdahale edecek acaba? Bu öğrenciler oturdukları evlerde çevrelerine rahatsızlık vermedikleri, asayişe konu olacak bir davranış sergilemedikleri sürece. Bu, hukuk ve demokrasiyi içselleştirmemiş olan Başbakan'ın üç dönemdir iktidar olmasının getirdiği güç zehirlenmesi ile açıklanabilir. Yani 'halk beni seçiyor istediğimi yaparım' demek istiyor.

Başbakan'ın Kızılcahamam'da söylediklerinin ilk olarak Zaman gazetesinde yayınlanmasının ardından Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Başbakan'ın danışmanı Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan, haberi yalanlayıp Erdoğan'ın çıkışına yönelik tepkileri anlamsızlaştırmaya girişmişlerdi ki Erdoğan dün her ikisini de ters köşeye yatırdı.

Başbakan açıkça, 'ben söylediğimi saklayacak değilim' diyerek kızlı erkekli aynı evin paylaşılmasını muhafazakar demokrat yapısına ters olduğunu üzerine basa basa söyledi. Akşam Finlandiya'ya giderken de yasal düzenleme gerekirse bunu da yapacaklarını ifade etti. Hatta evlerin özel ve müstakil olduğunu hatırlatan gazeteciye, "Kişilerin özel müstakil evlerinde bir farklı kız, bir farklı genç ikisinin aynı evde kalması ne denli acaba uygun olabilir. Siz kızınıza, oğlunuza böyle bir şeyi hoşgörüyle karşılayabiliyor musunuz? Yok, yarın anne olduğunuzda veya annesiniz bilemiyorum. Kızınıza, çocuğunuza böyle bir şeyi uygun buluyorsanız sizin için hayırlı olsun" diyerek ayar verdi.

Başbakan bunları söyledi ancak, 'yok öyle değil' diye Erdoğan'ı kurtarmaya çalışanların sayısı da az değildi. Devletimizin evvel emirden beri değişmez siması Meclis Başkanı Cemil Çiçek, sanki Başbakan üstü kapalı, anlaşılmaz bir şey demiş gibi, "Hangi bağlamda söyledi. Tek bir cümle değil de önüne, sonuna bakmak lazım" dedi. Çiçek, Başbakan'ın söylediklerini dinlememiş ama Arınç'ın yaptığı açıklamayı dinlemiş ona katılıyormuş. Bunu söyledi.

Oysa Başbakan'ın Arınç ve Akdoğan'ı ters köşeye yatırmasının üzerinden saatler geçmişti fakat Cemil Çiçek, buna ihtimal vermek istemiyordu. Cemil Çiçek, 'önüne arkasına bakın' dedi ya, ben de konuşmanın önüne, arkasına hatta sağına, soluna da baktım. Bir kez daha okudum Ak Parti Grubu ve havaalanında söylediklerini. Yok, farklı birşey bulamadım, Cemil Çiçek'i rahatlatacak bir şey bulamadım. Çünkü Başbakan açık ve net söylüyordu.

Erdoğan'ın çıkışı farklı kesimlerden öyle tepki aldı ki, Ak Parti'ye yakınlığı ile bilinen gazeteci-yazar Nazlı Ilıcak bile öğrenci evlerinin bu şekilde denetlenmesinin hukuk dışı olduğunu ve tehlikeli bulduğunu söyledi. Ilıcak, "Bir yandan demokratım diyeceksin, bir yandan özel yaşama müdahale edeceksin. Şiddetle kınıyorum. Buradan oy gelecekse hiç gelmesin. Bu durumdan utanıyorum" dedi.

'Her türlü yaşam tarzı bizim güvencemizdedir' deyip ardından özel mülkteki yaşama müdahale edeceğini söylemek galiba AKP'nin ileri demokrasisinin bir gereği olsa gerek.

Başbakan Erdoğan galiba Suriye başta olmak üzere dış politikadaki iflasını, dünyada kaybettiği itibarı, iç politikada birçok kesimi tedirgin edecek söylemleri harekete geçirerek oya tahvil ederek kapatmaya çalışıyor. Ancak bu çıkışları ülkeyi derin kutuplaşmalara sürüklemekten ve kendini siyaseten bitirmekten başka bir işe yaramaz.

Anlaşılan Erdoğan, Gezi Parkı sürecinden gereken dersi çıkarmamış. Gezi Parkı eylemlerinin nasıl başladığını ve her siyasi görüşten insanı biraraya getiren tepkinin nedenlerinin neler olduğunu yeniden hatırlayalım.