Diyanet İşleri Başkanı anayasal laik düzeni hedef alıyor

Zafer OPSAR 08 Eylül 2021 Çarşamba, 14:04

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, göreve geldiği günden bu yana laikliği hedef alan konuşmaları ile anayasada tanımlı laik devlet düzenini tehdit ediyor. Üstelik bu konuşmaları AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın kendisini davet ettiği toplantı ve açılışlarda onun gözünün içine bakarak yapıyor.

Peki laik anayasal düzeni koruma yükümlülüğü olan ve bunun için yemin etmiş olan Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuşmalara ilişkin bir şey söylüyor mu?

Bildiğimiz kadarıyla hayır...

En azından kamuoyunun duyduğu bir şey yok bu konuda. Kendisini uyarmış olsaydı, Erbaş'ın benzer konuşmalar yapmaması gerekirdi. Erdoğan'ın uyarısına rağmen tekrar etmişse de görevden alması gerekirdi. Görevden almayıp, üstelik yeniden aynı göreve atadığına göre Erdoğan'ın da bu konuşmalardan bir rahatsızlığı olmadığı anlaşılıyor.

Diyanet İşleri Başkanının devlet protokolündeki yerini yukarılara çıkaran Erdoğan, öyle görünüyor ki, bir erken seçim ihtimaline karşı Erbaş'ı bu açılış ve toplantılara özellikle davet ediyor.

Kutuplaştırmayı en iyi siyaset yapma yolu olarak gören ve yıllardır bundan vazgeçmeyen Erdoğan istiyor ki, Diyanet İşleri Başkanının, laikliği hedef alarak toplumun önemli kesiminin sinir uçlarına dokunan çıkışlarına muhalefet, özellikle de CHP sert tepki göstersin, o da bu tepkiler üzerinden CHP'yi, tek parti döneminden başlayarak din üzerinden hedef tahtasına koysun...

Ancak CHP bu konuda dikkatli bir yaklaşım sergiliyor, ölçülü tepkiler veriliyor, Erdoğan'a koz verecek çıkışlar yapılmıyor.

Aslında CHP'den ziyade İYİ Parti, DEVA ve Gelecek Partisi'nin, laikliğin; demokrasinin olmazsa olmazı olduğunu, farklı mezhep ve inanç sahiplerinin ve inanmayanların birarada barış içinde yaşamalarının güvencesi olduğunu vurgulamaları gerekiyor. Çünkü laiklik siyasi partilerin varlığının da güvencesi. Laiklik olmadan bir demokrasi olmayacağı için partilerin de bir anlamı yoktur.

Ayasofya'nın ibadete açıldığı gün elinde kılıçla çıktığı cuma hutbesinde Atatürk'ün adını anmadan ona ve Ayasofya'yı müze yapan kararda imzası olanlara lanet okuyan Erbaş, adli yılın açılışına denk getirilen Yargıtay'ın yeni binasının açılışında da tepki çekti.

Kendisine yönelik eleştirilere adeta el yükselterek yanıt veren Ali Erbaş'ın, "Önderler olarak boş alan bırakmamamız lazım. Adaletsiz İslam olur mu? İnanç, sokakta olmasın insanın içinde olsun, evine, ticaretine, siyasetine, adaletine yargısına yansımasın. Görüyorsunuz ortalığı ayağa kaldırıyorlar." sözleri daha da tepki çekti.

Çünkü Erbaş'ın sözlerinde Anayasada tanımlanan, devletin laik niteliğine yönelik açık bir meydan okuma vardı...

Anayasal bir kurum olan ve din işlerini düzenlemekle görevli olan Diyanet'in başındaki isim devlette boş alan bırakmamaktan söz ediyor, dinin  siyasete ve adalete, yargıya yansımasını istiyor.

Ne olacak yansıdığında mesela?

İki kadının şahitliğinin bir erkeğe eşit olmasını, kadının mirastan daha az pay almasını mı istiyor? Medeni Kanunu ortadan kaldırarak, çok eşliliğin önünün açılmasını mı istiyor? Ticarette nasıl bir dini kural uygulanmasını istiyor?

Ali Erbaş her şeyden önce Anayasa'nın, Cumhuriyet'in niteliklerini tanımlayan 2. Maddesindeki, "demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti" ifadesine aykırı bir tavır sergiliyor. Üstelik bu, Dördüncü Maddede belirtilen "Değiştirilemeyecek Maddelerden" de biri...

Ali Erbaş Anayasanın başka hangi maddesine aykırı davranıyor?

Din ve Vicdan Hürriyetini düzenleyen 24. Maddesinin son fıkrasına.

Ne diyor bu fıkra?

"Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz." diyor.

Oysa Ali Erbaş ne istiyor?

Anayasaya rağmen dini, inancı; siyasete, yargıya, ticarete yansıtmak istiyor...

Başka hangi maddesine aykırı tavır sergiliyor Ali Erbaş?

Devrim Kanunlarının Korunmasına ilişkin 174. Madde'ye...

Bu madde de özetle; Anayasanın hiçbir hükmünün, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin laik niteliğini koruma amacını güden, İnkılap Kanunlarının, Anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamayacağını ve yorumlanamayacağını söylüyor...

İnsanlığın, çağdaş toplum ve devlet olma yolundaki en önemli kazanımlarından biri olan, din ve vicdan özgürlüğünün de teminatı olan laiklik demokrasinin olmazsa olmazıdır.

Avrupa'nın uzun yıllar süren din ve mezhep savaşları sonunda Fransız Devrimi ile insanlığa kazandırdığı laiklik bu tarihsel süreci çok iyi bilen Mustafa Kemal Atatürk tarafından Türkiye'nin benzer şeyler yaşanmadan demokratik çağdaş bir devlet olabilmesi için anayasaya konuldu.

Bizim için ne büyük bir gelişme aslında. Avrupa'nın kanlı savaşlardan sonra geldiği aşamaya biz taş atıp kolumuz ağrımadan kavuşmuşuz.

Bu yüzden laikliğin değerini bilmemiz gerektiğini özellikle vurguluyorum...

Şayet Türkiye toplumu laikliğin değerini bilmezse onun anayasadan çıkarılmasını isteyenler bile, daha sonra "biz ne yaptık" diye pişman olacaktır...

Umarız Türkiye bu konuda tehlikeli sulara sürüklenmez...

Geçmiş yıllarda devletin laiklikle ilgili katı uygulamalarına tanık olundu, bunları görmeyelim demiyorum ama bunlar oldu diye laikliği feda etmeyelim, çünkü laiklik toplum için ekmek kadar su kadar değerli. Yanlış uygulamaları düzeltelim ve laikliği herkesin güvencesi olarak benimseyip koruyalım.

***

Pes doğrusu!

Ulaştırma ve Altyapı ve Bakanı Adil Karaismailoğlu, İstanbul'da metro simgesi tartışmasına ilişkin "Bu metroları kimin yaptığının bilinmesi ve emek hırsızlığı yapılmaması lazım" dedi. Ve devamla; "Bir an önce ellerindeki metroları bitirsinler. Yaptıkları bir tane metro projesi, tamamladıkları bir tane metro projesi var mı? Onlara baksınlar." diyen Karaismailoğlu, "Ulaştırmanın 'U'su. İsteyen 'underground' anlasın, ister 'UBA' anlasın. Biz Ulaştırma Bakanlığı olarak yaptığımız metroların ismini 'U' yapıyoruz" ifadelerini kullandı.

Bakan Karaismailoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yaptığı metrolarda da aynı uygulamaya geçilip geçilmeyeceğinin sorulması üzerine "Herkesin yaptığı kendine, onlara biz karışamayız ki" diye konuştu.

Bu nasıl bir mantıktır? "Emek hırsızlığı" ne demek, kim kimden neyi çalıyor? Halka hizmetin emek hırsızlığı mı olur?

"Herkesin yaptığı kendine" ne demek? Bakanlık ve Belediye halk için yapmıyor mu bu hizmeteri?

Belediye kim?

O şehirde yaşayanlara hizmet eden, halkın oylarıyla ile yönetimi belirlenen kamu kurumu...

Ulaştırma Bakanlığı kim?

Ülkenin ulaşım hizmetlerinden sorumlu kamu kurumu...

Hizmet edilen kim?

Halk...

O zaman sorun ne?

Neden halka hizmetin adına "emek hırsızlığı" diyorsunuz?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi düşman mı?

İnsan gerçekten hayretler içinde kalıyor.

İstanbul'da belediye seçimini kaybedince ne yapacaklarını şaşırdılar...

AKP iktidarı devleti devlet olmaktan çıkarıp, ucube başkanlık düzeni ile parti devletine dönüştürdü.

Merkezi yönetimi elinde tutan AKP, başka partilerden olan belediyelerin ellerini kollarını bağlayarak onlarla kavga ediyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin ihtiyaca yetmeyen taksilere ilave 1000 yeni plaka önerisine sekizinci defa ret yanıtı verildi.

İstanbul'da yeni taksi ihtiyacı var ve Büyükşehir CHP'de olduğu için bu öneri ısrarla her defasında reddediliyor.

Bu nasıl bir devlet yönetme anlayışı?

Hani halka hizmet, nerede?

Galiba Ulaştırma Bakanı, görevden alınacağına ilişkin söylentiler nedeniyle reisinin gözüne girmeye çalışıyor ama çok sırıtıyor böyle...