SON DAKİKA
Hava Durumu

DEM’lilere Demirtaş üzerinden bazı sorular

Yazının Giriş Tarihi: 20.06.2026 12:56
Yazının Güncellenme Tarihi: 22.06.2026 19:03

“Mutlak butlan” kararıyla yeniden CHP’nin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun dün akşam Sözcü TV’nin canlı yayınında gazetecilerin sorularına verdiği yanıtlar, kendisinin iktidar ile birlikte bir oyun planı içinde olduğunu bir kez daha açık biçimde gözler önüne serdi.

Konuşurken verdiği açıklar, tutarsız, gerçeği çarpıtan yanıtlar dersine iyi çalışmadığını gösteriyordu! Sanki kendisi bile ikna olmamış gibiydi mevzuya ama içindeki intikam duygusu ve görev aşkı çok belliydi.

Sözcü Tv’nin Kılıçdaroğlu’nu canlı yayına çıkarması üzerine çok şey de söylendi komplo teorisi üretildi ancak bir gazeteci olarak bunlara itibar etmedim. Her kim olursa olsun bir yayına çıkmak gazetecilerin sorularını yanıtlamak istiyorsa; gazetecilere ve yayın kurumuna “neden o kişiyi konuk ediyorsunuz” sorusunu sormak gazeteciliğin ruhuna aykırıdır. Önemli olan gazetecilerin duruşu ve sordukları sorulardır, halkın kafasındaki sorulara yanıt bulmaktır.

Üç meslektaşımız bazı sorular eksik kalsa da gazetecilik görevlerini yaptılar. Zaman daha uzun olsaydı daha iyi olabilir miydi, elbette olabilirdi ancak halk görmesi gerekeni gördü diye düşünüyorum. Halk dün akşamki Kılıçdaroğlu portresini değerlendirecektir.

Ben canlı yayında Kılıçdaroğlu’nun Selahattin Demirtaş özelinde dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin söyledikleri ve ardından DEM cephesinden gelen tepkilere değinmek istiyorum. Çünkü Kılıçdaroğlu'nun söylediklerinin en çarpıcı bölümlerinden biri de Demirtaş konusuydu.

Barış Terkoğlu önce, Özgür Özel ile bazı CHP’li milletvekillerinin dokunulmazlık dosyaları Meclis Genel Kurulu’na geldiğinde kendisine yakın milletvekillerinin evet oyu verip vermeyeceklerini sordu. Kılıçdaroğlu, kendilerinin milletvekili dokunulmazlığına karşı olduklarını, bundan korkmadıklarını hakkında bir iddia olan vekilin de korkusuzca gidip yargılanması gerektiğini bu yüzden evet diyeceklerini söyledi.

Terkoğlu devamında, dokunulmazlıkların iktidar tarafından rakiplerine karşı siyasi bir silah olarak kullanıldığını belirterek Demirtaş’ın da siyasi nedenlerle cezaevinde olduğunu hatırlatıp 2016 yılında kendisinin dokunulmazlıkların topluca kaldırılmasına ilişkin anayasa değişikliğine evet demiş olmaktan dolayı pişman olup olmadığını sordu. Kılıçdaroğlu’nun buna yanıtı, “hayır pişman değilim” oldu.

İlginç bir paradoks gerçekten, hem Demirtaş, Kavala ve Can Atalay’ın siyasi nedenlerle cezaevinde olduğunu, bunu yanlış bulduğunu söyleyecek ama buna aykırı biçimde iktidarın işini kolaylaştırdığın tavrından dolayı hiçbir rahatsızlık duymayacaksın. Hem CHP'li belediyelere yapılan operasyonları siyasi bulmayacaksın ama bu operasyonların amacının Erdoğan'ı bir dönem daha iktidarda tutmak olduğunu farkında olmadan itiraf edeceksin.

Kılıçdaroğlu o zaman iktidarın dokunulmazlıkları kaldırmak için yeterli çoğunluğunun olduğunu, kendilerinin "hayır" oyu vermesinin bunu değiştirmeyeceğini söylüyor. O zaman neden "evet" dediniz, madem bu olay siyasi, “neden hayır demedin” diye sormazlar mı? Neymiş ilke olarak dokunulmazlığa karşılarmış, falan filan. Oysa Erdoğan’ın hiçbir zaman öyle bir derdi yoktu, onun hedefinde “seni başkan yaptırmayacağız” diyen Demirtaş ve toplumsal muhalefetin etkili aktörleri vardı.

Orada can alıcı nokta, her bir fezleke ayrı ayrı Meclis Genel Kurulu’nda görüşülerek oylanması gerekirken, o zamanki Meclis Başkanı Mustafa Şentop’un marifetiyle anayasaya aykırı biçimde eklenen geçici madde ile HDP’lilerin dokunulmazlıkları zamana yayılmadan topluca kaldırıldı.

Çelişkiler içindeki Kılıçdaroğlu’nun bu konuda vebali var mı, elbette var ama Erdoğan, Demirtaş’ı aktif siyasetten tasfiye etmeyi kafaya koymuştu bir kere bunu er ya da geç yapacaktı.

Burada asıl DEM’lilerin Demirtaş ve hapiste bulunan diğer HDP’lilere ilişkin pasif tutumları dikkat çekiyor. Dün akşamdan bu yana başta Sırrı Sakık olmak üzere birçok DEM'li bu konuda sadece Kılıçdaroğlu suçluymuş gibi sert açıklamalar yapıyorlar sosyal medyada.

Evet bu konuda Kılıçdaroğlu'nu eleştirelim, tepki gösterelim ama asıl, Demirtaş'ı ve diğer HDP’lileri hedefe koyan Erdoğan’a söyleyecek sözünüz yok mu?

Bugün Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Can Atalay ve Gezi Davası tutuklularına ilişkin AYM ve AİHM’in hak ihlali kararlarına uymayarak onları hala cezaevinde tutanlar kim?

“Terörsüz Türkiye” adıyla Bahçeli tarafından gündeme getirilen ancak iktidarın ısrarla demokrasi, adalet, özgürlükler, hukuk ve toplumsal barış adına tek bir adım atmadığı, ABD-İsrail’in Ortadoğu’daki planları için Demirtaş'ı dışlayıp Öcalan’a kravat taktırmak olan süreci kim Türkiye'nin önüne koydu? Bunu kimler yürütüyor ve siz bunun içinde hangi amaç için nasıl yer alıyorsunuz? Amacınız daha demokratik bir Türkiye ise bunu iktidarın önüne şart olarak neden koymuyorsunuz?

Sırrı Sakık ve diğer DEM’liler Kılıçdaroğlu'na sert tepki verirken Demirtaş'ın cezaevinde tutulmasının iki önemli sorumlusu, Erdoğan ve Öcalan'a neden hiçbir şey söyle(ye)miyorlar? Kaldı ki Öcalan'ın Demirtaş'a ilişkin tepkilerini İmralı heyetindekilere söylediğini kendileri daha iyi biliyor.

Sırrı Sakık yakın zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile külliyede görüştü. Görüşme talebi kimden geldi bilmiyoruz ancak Erdoğan'ın sürece ilişkin bir şeyler söylemek için Sakık'ı davet etmiş olma ihtimali yüksek. Sakık, Demirtaş hakkındaki AİHM kararının uygulanması gerektiğini söylediğini paylaştı ancak Erdoğan'ın buna karşılık ne dediğine ilişkin bir şey söylemedi, görüşmeye ilişkin detay da vermedi.

Adına “Terörsüz Türkiye” denilen ama tek bir demokratik adımın atılmadığı, emperyalizmin dayattığı bir sürecin hayali ile demokratik muhalefet cephesinden kopan ve sessizliğe bürünen DEM’liler mesela Demirtaş’ın AİHM kararı uygulanarak özgürlüğüne kavuşması için neden kitlesel bir miting veya yürüyüş yapmaz? Ama bazı DEM’li gruplar Öcalan’a özgürlük diyerek meydanlara çıkıyor.

Türkiye'nin "demokratik laik sosyal hukuk devleti" niteliğinden uzaklaştırılarak, tipik bir Ortadoğu ülkesi olma yolunda ABD'nin bölgedeki sömürge valisi tarafından Osmanlı milletler sistemi ve monarşik bir yönetim önerilmesine hiç itirazınız yok mu? Böyle bir düzene geçilirse Kürtler çok mutlu mu olacak?

Anlaşılıyor ki; “Devlet aklı” masalına siz de kendinizi inandırmış, "bir bildikleri var" diyerek bekliyorsunuz ancak Türkiye kaybediyor, Türkler de Kürtler de kaybediyor, hepimiz kaybediyoruz, ülkemiz elden gidiyor. Şunu hepimizin bilmesi ve Demirtaş'ın da yakın zamanda söylediği, "Emperyalistler bin almadan bir vermez" sözünü aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.

Bugün başta batıdaki metropeller olmak üzere Türkiye'nin her kentinde birarada yaşayan Türkler, Kürtler ve diğer farklı etnik grupların ortak sorunu, demokrasi, adalet ve canını her geçen gün daha fazla yakan ekonomik sorunlar. Kürtler'in birtakım temel haklarının çözümü de ülkemizdeki demokrasi, özgürlük standardının yükseltilmesinden geçiyor. Bunun yolu da ortak demokrasi mücadelesi.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.