SON DAKİKA
Hava Durumu

Anadolu’ya Ağıt

Yazının Giriş Tarihi: 02.07.2026 12:57
Yazının Güncellenme Tarihi: 05.07.2026 08:59

Türkiye tarihinin en karanlık yıllarından biri olan 1993'te, saatlerce Madımak Oteli önünde eylem yapan güruha müdahale edilmemesi sonucu yaşanan Sivas katliamı ile bunun hemen ardından gelen Başbağlar katliamının acısı hala yürekleri kor gibi yakıyor.

Bu katliamlar ve daha niceleri, medeniyetlerin beşiği, kavimler kapısı dediğimiz Anadolu'nun alnında bir kara leke olarak duruyor. “Anadolu irfanı” diyoruz ama o irfan nedense ajan-provokatörlerin kışkırtması ile birden bambaşka bir şeye dönüşerek ortaya böyle vahşetler çıkabiliyor.

Peki bunlar neden oluyor, bunların sorumlusu kim?

Herkesin payına düşen bir sorumluluk var elbette ancak asıl sorumluluk, yönetenlerde, politikacılarda düğümleniyor. Mesela bir komedyenin üzerinde bile durmaya gerek olmayan basit bir esprisi karşısında, "dilini keseriz" gibi sorumsuz çıkışlar yapan Mustafa Destici gibi kasaba politikacılarında.

Hem İslam’ın barış ve huzur dini olduğunu söyleyip ardından şiddetten, dil kesmekten bahsediyorsan (her ne kadar ne olur ne olmaz diyerek yargı karşısında diye bir ek yapmış olsa da) durumdan vazife çıkaranlar olabileceğini düşünmen gerekmiyor mu? Politikacının topluma karşı sorumluluğu kışkırtmak, germek, tehdit etmek mi?

Kaldı ki, ortada yargıyı ilgilendiren bir durum varsa yargı buna bakar. Zaten Şamil Tayyar gibi iktidar kalemşörleri ve trollerin “sosyal medya yargısı” yargının harekete geçmesini sağladı, Deniz Göktaş hakkında soruşturma açıldı, bugün de yurda dönüşünde havaalanında gözaltına alındı.

Ne demiş Deniz Göktaş, Kur’an neden son kitap olmuş, sonrasında da Allah yeni kitaplar gönderseymiş diye bir espri yapmış. Ne yani ilk üç kitaptan sonra dördüncüsü geldiyse insanın aklına başka kitapların gönderilme ihtimali gelemez mi, bunu düşünemez mi? Burada hakaret olan ne var?

Ben mesela İkinci Dünya Savaşı dünyayı kasıp kavururken, milyonlarca insan ölürken, neden buraya bir ilahi müdahale olmadığını düşünmüşümdür. Hele bugün İsrail bölgede bunca zulüm yaparken benzer şeyler aklımdan geçmeye devam ediyor. Böyle düşünmeye bir engel var mı? Böyle düşünüyorum diye suç mu işliyorum? Bunları inanan bir insan da, inancı olmayan bir insan da düşünüp, aklından geçirebilir.

Allah, yüz binlerle ifade edilen peygamberler ile 4 kitabı toplumsal düzen, barış ve adaleti sağlamak için gönderdiyse, sonraki yıllarda yaşanan derin sorunlar, savaşlar nedeniyle bunların devamının gelmesini düşünmek ve dile getirmekte ne sakınca olabilir? Bu hakaret midir? Tamam siz rahatsızlık duyabilirsiniz, tepki de gösterebilirsiniz ama şiddet diliyle nasıl tehditvari açıklama yaparsınız?

Maalesef bundan 33 yıl önce Sivas'ta Madımak Otel’de yaşanan katliam yerel medyanın hedef gösteren kışkırtıcı yayınları, kapı altlarına bırakılan “Müslümanlar” imzalı bildiriler, "Sivas Aziz Nesin'e mezar olacak", "Kahrolsun laiklik", "Yaşasın şeriat" sloganları ile Kültür Merkezi’ne yapılan yürüyüş ve dönemin siyasetçileri ile yerel yöneticilerin gerilimin farkında olmalarına rağmen tedbir almakta yetersiz kalmasının bir sonucuydu.

Bu nedenle özellikle politikacıların, kullandıkları üsluba çok dikkat etmeleri, sonuçlarını hesap etmeleri gerekmiyor mu?

Bu dilden vazgeçin artık, ülkemizin, yeni nesillerin geleceği için kışkırtıcı, birilerinin durumdan vazife çıkarmasına neden olacak tehdit diline son verin, biraz mizahi bakın olaylara, gerilimi düşürün, gülün geçin, gülüp geçemezsiniz de, acı bir gülümsemeyle geçin...

Bu arada mizahı, hele siyasi mizahı ne kadar özlemişiz meğer. Siyasetin gerilim seviyesi yüksek, toksik ortamında farkında değilmişiz bu eksikliğin. Genç komedyen Deniz Göktaş’ın YouTube’da bir haftada 8.5 milyon izlenmeye ulaşan gösterisi bunun somut göstergesi oldu.

25 yılı bulan AK Parti iktidarından önceki dönemlerde de siyasi mizah, karikatür ve komedi gösterileri soruşturmalara konu oldu ceza ve tazminat davalar açıldı ancak bir elin parmaklarını geçmeyen bu davalardan da genelde ceza çıkmadı, beraat veya takipsizlik verildi. Karikatür ve komedi gösterilerinin rutin biçimde ceza ve tazminat davalarına konu olması AK Parti iktidarı ile yaygınlaştı.

Sivas ve Başbağlar katliamlarının 33. yılında hayatını kaybeden yurttaşlarımızı rahmetle anıyor, bu topraklarda bir daha benzer acıların yaşanmamasını, şiddet yerine sevgi, saygı ve hoşgörünün egemen olmasını diliyorum.

Sivas katliamından sağ kurtulan ozan Ali Çağan'ın yazdığı, Musa Eroğlu tarafından bestelenen "Anadolu'ya Ağıt" şiirini her dinlediğimde yüreğime yumruk gibi bir acı çöker, Anadolu'nun bu halinden üzüntü duyarım.

Uyansın dedikçe uykuya daldın
Yanar anadolum sana yanarım
Uygarlık yolunda hep geri kaldın
Yanar anadolum sana yanarım

Dostluk köprülerin yıkılır oldu
Zalımın zulmuna bakılır oldu
Ozanın yazanın yakılır oldu
Yanar anadolum sana yanarım

Halkı için pir sultan'lar asıldı
Gönül defterine bir bir yazıldı
Boşuna mı nesimi'ler yüzüldü
Yanar anadolum sana yanarım

Çağan ali'm direnmektir her demin
Kaptan süremedik su almış gemin
Tek çare başına geçmek dümenin
Yanar anadolum sana yanarım

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.