SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

İstanbul Sözleşmesi

Yazının Giriş Tarihi: 07.07.2020 22:51

11 Mayıs 2011'de imzaya açılan ve Türkiye'nin de onayladığı, Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi(İstanbul Sözleşmesi) ile ilgili Numan Kurtulmuş'un, "gerekirse imzamızı geri çekeriz" dediği, Hüda-Par, Milli Gazete, Yeni Şafak, Yeni Akit gibi gazetelerin bazı yazarları tarafından aile açısından yıkım projesi olarak adlandırılan, Saadet Partisi Kadın Kolları Başkanı Ebru Asiltürk tarafından da feshedilmesi istenen İstanbul Sözleşmesi'nin özeti şöyle:

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, bilinen adıyla İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadele amacıyla, Avrupa Konseyi tarafından 11 Mayıs 2011'de İstanbul'da imzaya açılan sözleşmedir.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ'NİN AMACI

- Avrupa Konseyi'nin, kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin bu yeni sözleşmesi, ciddi bir insan hakları ihlali oluşturan bu sorunu en kapsamlı şekilde ele alan bir uluslararası anlaşmadır. Bu tür şiddete sıfır tolerans gösterilmesini hedeflemektedir ve Avrupa ile onun sınırlarını da aşan geniş bir alanda daha güvenli yaşanabilmesini sağlama yolunda önemli bir adımdır.

- Şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması ve şiddet uygulayanların adalete teslim edilmesi, bu sözleşmenin temel taşlarını oluşturmaktadır. Ayrıca, toplumun her ferdini, özellikle de erkekleri ve erkek çocuklarını, tutumlarını değiştirmeye davet ederek, bireylerin vicdanlarını ve düşüncelerini değiştirmeyi amaçlamaktadır. Esas itibariyle, erkeklerle kadınlar arasında daha fazla eşitlik sağlamaya yönelik çağrının yeniden yapılmasıdır; zira, kadınlara yönelik şiddetin kökleri, toplumda erkek ve kadın arasındaki eşitsizliğe dayanmakta ve bir hoşgörü ve inkar kültürünün sonucu olarak sürdürülmektedir.

Şimdi bazı sorular soralım:

Türkiye'de aile içi şiddetin ve kadın ölümlerinin yaygınlığına rağmen;

- Yönetim kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılmasını istemiyor mu?
- Yönetim aile içi şiddetin ortadan kaldırılmasını istemiyor mu?
- Yönetim kadının yasalar önünde erkekle eşit statüde olmasını istemiyor mu?
- Yönetim kadının ikincilleştirilmesinden rahatsız değil mi?
- Kadını bir eşya gibi gören alt kültürel davranış kalıbının değiştirilmesi gerekmiyor mu?
- Her yıl töre cinayetlerine kurban giden bunca kız çocuğunun durumu hiç içinizi acıtmıyor mu?
- Bu sözleşmenin neresinden rahatsızsınız?

O kimi köşe yazarlarının, kadını insan yerine koymadığını, kadını erkek için yaratılmış bir malzeme olarak gördüklerini biliyoruz.

Öte yandan kendisi de bir kadın olan Saadet Partisi Kadın Kolları Genel Başkanı'nın sözleşmenin feshini istemesi, adeta kendi hemcinslerinin köleliğine rıza göstermesi anlamına gelir ki, bu durumu anlamak mümkün değildir.

Kadınları, "cennet anaların ayağının altındadır" deyip işin içinden çıkarak daha fazla kandıramayacaksınız.

Türkiye'de haklarının bilincinde olan, erkek egemenliğini değil, hukuk ve insan hakları bakımından erkekle eşit statüyü savunan kadınlar, iktidarı değiştirecek güce sahiptirler.

O gün geldiğinde bu yalancı ve aldatmacı takımı tasfiye olacaktır.