SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Budapeşte Hun-Türk Kurultayı izlenimlerim

Yazının Giriş Tarihi: 20.08.2022 23:51
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.08.2022 15:26

Macaristan’nın başkenti Budapeşte’de iki yılda bir yapılan Hun-Türk Kurultayı’nın bu yılki 12-13-14 Ağustos etkinliklerine ben de katıldım. Etkinliklere İYİ Parti TBMM Grup Başkanı değerli dostum Prof. Dr. İsmail Tatlıoğlu, İYİ Parti Türk Dünyası ve Yurtdışı Türklerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Rıdvan Uz ve Sayın Uz’un ekibinden İbrahim Sağlam ile birlikte katıldık.

Bu yıl 7'ncisi düzenlenen bu kurultayı öteden beri hep merak ediyordum. İsmail hocaya bir sohbetimizde 'bu yıl gidelim hocam' dedim. Sağ olsun kırmadı birlikte gitme fırsatımız oldu. Hasılı güzel bir seyahat oldu.

İlki 2007 yılında Kazakistan’ın Torgai bölgesinde düzenlenen Hun-Türk Kurultayı, 2008 yılından itibaren iki yılda bir Macaristan’ın Bacs-Kiskun Bölgesindeki Bugac Kasabasında kutlanıyor. Delegelerin kurultay etkinlik alanına çok yakın Keşkemet bölgesindeki otellerde konakladıklarını da belirtmek lazım. Bölgenin bir diğer özelliği de, nüfusun tamamına yakınını vaktiyle buraya yerleşen Kuman Türkleri oluşturmasıdır.

Kurultayın amacı, Macarlar ile Doğu Türk halkları, Altay halkları ve kültürel akrabalıklar olan topluluklar arasında dayanışmayı güçlendirmek ve bu çabalar ekseninde Karpat Havzası bölgesinde Hun-Türk eksenli birlikteliği inşa etmektir.

Kurultayın ilk tohumları 2006’da Macar Antropolog aynı zamanda Macar Turan Vakfı Başkanı Andras Z. Biro tarafından atıldı. Biro, Kazakistan’dayken genetik örnekler toplayarak analiz edip Kazakistan sınırları içinde varlığını devam ettiren Madjar kabilesi ve Karpat Havzası Macarları arasında genetik bağ olduğunu kanıtlayınca kurultay etkinliklerinin ilk tohumları atılmış oldu. Bu şekilde Macarlar köklerinin Fin-Ugorlar değil Hun Türkleri olduğunu, büyük atalarının Attila, kendilerinin de Attila’nın torunları olduğunun kabul etmiş oldular.

Kurultay gelinen noktada dünyanın en büyük gelenek yaşatıcı kutlaması olarak kabul ediliyor. Macar Turan Vakfı’nın tespitlerine göre, ‘birçok araştırmacı, Macarların antropolojik ve kültürel özelliklerinin daha çok İskit geleneklerini yansıtan Orta Asyalı Türklerle benzer özellikler gösterdiğini kabul etmektedir.’

Organizasyonun açılışı Macar Parlamentosunda yapıldı. Açılışı Macar Turan Vakfı Başkanı Andras Biro, Macaristan Ulusal Parlamentosu Başkan Yardımcısı Sandor Lezsak ve Türk Devletleri Teşkilatı Aksakallar Konseyi Başkanı Binali Yıldırım yaptı. Açılış törenine TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev, Türk Devletleri Teşkilatı Genel Sekreteri Baghdad Amreyev, Kırgız Cumhuriyeti Kültür, Bilgi, Spor ve Gençlik Politikaları Bakanı Azamat Jamankulov, Özbekistan Sporu Geliştirme Bakan Yardımcısı Avazjon  Kerimov, TÜRKPA Genel Sekreteri Mehmet Süreyya Er, Uluslararası Türk Akademisi  Başkanı Prof. Dr. Darhan Kıdırali, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Alinur Aktaş, Yunus  Emre Enstitüsü Başkan Yardımcısı Abdullah Kutalmış Yalçın, kurum ve kuruluşların temsilcileri katıldı.(www.turksoy.org-14.08.2022)

Açılışta Macaristan Parlamentosu Başkanvekili Milletvekili Sandor Lezsak yaptığı konuşmada, Hun-Türk birlikteliğinin altını çizdi ve tarihe altın harflerle geçecek çok kıymetli bir söze imza attı: ‘Hun-Türk halkları arasındaki dostluk çok değerlidir, öyle ki dolar ve avrodan çok daha değerlidir’ dedi. Bu hem çok önemli, hem de çok kıymetli bir sözdü.

250 binin üzerinde ziyaretçinin katıldığı Kurultay’a bu yıl 27 ülkeden katılım gerçekleşti. Organizasyona katılan ülke bayrakları at üstünde tek tek sergilendi. Azerbaycan Türkleri, Avar (Dağıstan), Başkurt, Bulgar, Buriat, Japon, Karakalpak, Kazak, Kazakistan Madyar boyu, Kırgız, Moğol, Özbek, Özbekistan Madyar boyu, Tatar, Türkiye Türkleri, Güney Kore, Türkmen, Uygur, Yakut (Saha), Macar ve Kuzey Kıbrıs Türkleri.

Bu arada Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Kurultayı düzenleyen Macar Turan Vakfı’na 251 bin Avroluk yardımda bulundu.

Yine Macar Turan Vakfı Başkanı Andras Z. Biro da Parlamento’da yaptığı konuşmasında ‘Hun-Türk birlikteliğine ve büyük Hun Hakanı Atilla’ya vurgu yaparak, Hun-Türk topluluklarının aynı kökten geldiklerinin sonradan farkına vardıklarını söyledi. Turan Kurultayı Macarların en büyük bayramı oldu’ şeklinde konuştu.

Organizasyonun ikinci günkü etkinliği öncesinde Bugac Belediye Başkanı delegelere ve konuklara bir akşam yemeği verdi. Yemekte delegeler arası kaynaşma gerçekleşti. Güzel sohbetlere tanıklık edildi. Kuşbaşı doğranmış etlerden bir tür çorba tarzında hazırlanan ünlü Macar yemeği Gulaş ikram edildi.

Etkinliğin ikinci gününde Atilla’nın dev posteri eşliğindeki Bugaç’taki geniş bir alanda kurulan otağlar ve atlı gösteriler vardı. Bu bölümde Macaristan Milli Meclisi Başkanı Laszlo Köver ve yardımcısı Sandor Lezsak birlikte katıldılar. Tabi ki Turan Vakfı Başkanı Andras Biro da Organizasyonun önemli aktörlerinden biriydi. Köver, etkinlik alanında yaptığı konuşmada Hun-Türk birlikteliğinin altını çizdi. Bugac Organizasyon alanında Orta Asya Türk kökenli 200 otağ (Turan çadırı) kuruldu. 350 süvari de savaş sanatlarını sergileyerek Türk kavimlerinin geleneksel özelliklerini tanıttı. Atlı gösteriler çok heyecan vericiydi.

Türkiye bu yıl ilk kez 1000 kişilik bir ekiple organizasyona katıldı. Bu arada Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş da aralarında basın mensuplarının da bulunduğu kalabalık bir ekiple kurultaya katıldı. Kurultay alanında Bursa Çadırı da kuruldu. Biz de ziyaret ettik ve başkanı kutladık.

Kurultayla ilgili değerlendirmelerim

Kuşkusuz ki bu kurultay çok kıymetlidir. Üstelik doğunun batısında, batının doğusunda bir ülke olan Karpatların Macaristan’ının bu kurultaylara öncülük etmesi özel bir anlam ifade etmektedir. Fakat unutmayalım ki böylesi büyük bir organizasyon uluslararası gizli servislerin mutlaka takip ettiği bir organizasyondur. Hatta NATO’nun yeni Turancı bu fikri desteklediği yönünde iddialar vardır. Çin’e karşı yeni bir güç oluşturma söylentileri ortalarda dolaşmaktadır. O bakımdan organizasyonun tarafı ülkeler kılı kırk yararak yollarına devam etmelidirler. Kurultay basit şovenist tutumlara kurban edilmemelidir. Bu itibarla hamasi gösteri ve nutukların öne çıkması, bu güzide organizasyonun doğmadan boğulmasına vesile olabilir.

Öncekileri bilmiyorum ancak, bu 7. Kurultay, organizasyon bakımından zayıf bir organizasyondu. Bir program kitapçığı bile yoktu. Neyin nerede yapıldığı belli değil, Bugac’taki tören alanında bile bir karmaşa vardı. Oysa bilgi çağının gerekleri ekseninde bir hazırlığın ve sunumların olması gerekirdi.

Kurultaydan murad edilen yaklaşık 300 milyon nüfusa sahip Türki devletler ve akraba topluluklarının, ekonomik, sosyal ve kültürel işbirliğini geliştirmek, AB benzeri bir sürece evrilmeyi düşünmek olmalıdır. Süper güçlerin bu tarz organizasyonları istemeyeceği de hatırdan çıkarılmamalıdır. ABD’nin içten içe AB karşıtlığı bunun en önemli örneğidir. Yerel Gündem 21 Genel Sekreterliği görevim sırasında, bir Amerikalı akademisyenden, ‘AB’nin yükselişine ABD şüphesiz müsaade etmeyecektir’ biçiminde bir söz dinlemiştim.

Süreçte Türkiye daha etkin rol almalı, bu kıymetli organizasyon Avrupa’daki sadece Türk STK’larının desteğine bırakılmamalıdır.

Öte yandan Kurultay daha bilimsel bir temele oturtulmalı, sadece açık alanlarda yapılan atlı gösterilerle süreç yönetilmemeli, kongre merkezlerinde oturumlar düzenlenmeli, arama toplantıları organize edilmeli, çeşitli konu başlıklarında çalıştaylar yapılmalıdır. Hun-Türk işbirliğinin ekonomik, sosyal ve kültürel boyutları çeşitli oturumlarla tartışılmalıdır. Her şeyden önce kurultayın bir programı olmalıdır. Bundan 500 ya da 1000 yıl önceki atlı gösteriler, geleneğin yaşatılması bakımından elbette güzel etkinlikler, ancak dünyanın ulaştığı robotik teknoloji çağında bu işbirliğinin kalıcılığını sağlayacak, bilgi temelli çalışmalara da imza atılmalıdır.

Ülkelerimizde teknolojilerin geliştirilmesi yönünde işbirliklerinin yolları aranmalı, demokratik değerlere sahip çıkmalı, hukukun üstünlüğü esas alınmalıdır. Akıl, bilim, hukuk ve demokrasi şiar edinilmelidir. Komüniteryan yaklaşımlardan birey esaslı yaklaşıma geçmenin yolları aranmalıdır. Bu konuda Orta Asya Türk devletlerinin kat edeceği çok mesafeler vardır.

Avrupa Medeniyetinin yaşadığı deneyimler masaya yatırılmalı, sanayi ve kültür devrimleri iyi incelenmelidir. İnsanlığın yaşadığı kültürel evrim süreci iyi analiz edilmeli, bilimi ve dünyevileşmeyi ıskalamanın bedelinin ne olacağı akıldan çıkarılmamalıdır.

Demokratik değerlerin içselleştirilmediği bu tarz organizasyonların başarılı olamayacağı da unutulmamalıdır.

Son sözü Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e bırakalım: “Biz Türkler, Macarlarla kardeşiz. Ne yazık ki, biz i’la-yi kelimetullah diye İslam aleminin, siz de ruhullah diye Hıristiyanlığın yüzyıllarca öncülüğünü yaparak, boş yere birbirimizin yok olmasına çalıştık. Böyle bir şaşkınlığa düşeceğimize, iki kardeş millet el ele verseydik, insanlığa ne büyük hizmet ederdik.” Atatürk 1932 (Macar bilgini Prof. Zayti Ferenç’e hitaben).