SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Sürücü Kurslarını kim denetler?

Yazının Giriş Tarihi: 15.08.2019 17:03

Bir arkadaşımın oğlu, motosiklet ehliyeti almak istediğini söyleyip benden konu hakkında bilgi istedi.
Ben de, yine çok güvendiğim ve değer verdiğim ağabey gibi gördüğüm bir büyüğüme yönlendirdim kendisini, zira kız kardeşinin köklü bir sürücü kursu işlettiğini biliyordum.
Gencimiz, benim yönlendirmemle gittiği değerli büyüğümün kız kardeşinin motosiklet ehliyeti kursu vermedikleri için Filiz Sürücü Kursu'na yönlendiriliyor.
Gencimiz de o kursa başvurup kayıt yaptırıyor.
Buraya kadar her şey normal.
Gencimiz, motosiklet ehliyeti almak için kayıt yaptırdığı Filiz Sürücü Kursu'nda çalışmalara başlıyor.
Fakat, normal trafikte yapılan çalışmalar sırasında, önünde giden bir otomobil ani fren yapınca gencimiz de panikleyip kullandığı motosikleti kontrol edemeyince yan yatırıyor ve altında kalıyor.
Allah'tan ki hızlı gitmiyor, çok fazla sürüklenmeden ve öndeki araca çarpmadan durabiliyor.
Arkadan motosikleti takip eden kurs eğitmenleri, durup hemen ambulans çağırıyorlar, ardından da polis geliyor. Fakat gencimiz hala şokta.
Trafik polisinin tutumu ise şaşkınlık yaratıyor.
"Doktora gidersen, gece ne oldu diye sorarlarsa motor kazası dersen uğraşırsın. İfadeye git gel, olayın rengi değişir, -merdivenden düştüm- gibi bir şey söyle" diye uyarıda bulunuyor!
Bunu diyen bir polis memuru...
Vatandaşın yanında yer alması gereken, hakkını koruması gereken polis, şoktaki genci kokutuyor. 
Ambulansla gelen sağlık ekibi sözlü sorular ve yüzeysel muayene ile iyi olduğuna kanaat getirip, şokta olmasına rağmen gence, kendi rızası ile hastaneye gitmediğine dair tutanak imzalatıp kaza alanından uzaklaşıyor. 
Genç, zor da olsa Filiz Kursu'nun olduğu ofise getiriliyor, biraz dinlendikten sonra o haliyle, topallaya topallaya (metro ile) evine geliyor.
Sıcağı sıcağına pek ağrı hissetmeyen gencimizin ağrıları eve geldiğinde artıyor. Sadece ağrı da değil belinden aşağısı ve baldır kısmı kan toplayıp mosmor oluyor.
Annesi durumu fark ettiğinde hastaneye götürmek istiyor oğlunu ama çocuk inat edip gitmek istemiyor. Belli ki polisin telkinleri aklına geliyor ya da bir şeyden çekiniyor.
Gencimiz şoku atlattıktan sonra olanları ayrıntılı anımsayıp anlatınca, trafik polisinden, ambulansla gelen sağlık ekibine, sağlık ekibinden Filiz Sürücü Kursu sahiplerine kadar çok ciddi bir ihmaller zinciri çıkıyor karşımıza...
Allah şükür ki, gencimizin gerçekten de hayati tehlikesi yok, iç kanama olmaması, bir tarafının kırılmamış olması, sadece bir lütuf ya da şans!
Peki daha sonra iç kanama geçirse ve kazazede yaşamını yitirse, sorumlusu kim?
Çocuğu o halde evine yollayan Filiz Sürücü Kursu sahipleri mi, üstüne vazife olmadığı halde olayı örtbas etmeye, kazazedeyi şikayetçi olmaması için korkutmaya çalışan trafik polisi mi, kaza yerine oluşmasına rağmen yüzeysel muayene ile yetinen ve hastayı hastaneye götürmeyen ambulanstaki sağlık ekibi mi?
Ertesi gün, gencimizin annesi ve ablası hemen Filiz Sürücü Kursu'nun yolunu tutuyor ve kurs sahiplerinden durum hakkında bilgi alıp yapılan ödemenin iadesini talep ediyorlar!
Aldıkları cevap elbette ki olumsuz.
Fakat ortada yarım kalmış ve tamamlanmamış bir hizmet var. Yani kurs sahipleri hak etmedikleri bir parayı, sırf senet ve taahhütname imzalandığı için kalan ödemenin de yapılmasını istiyorlar.
Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, anneye verdikleri cevapta, "Oğlunuz şikayetçi olmadığını, durumunun iyi olduğunu belirten belge imzalamış!" diye kendilerini savunuyorlar.
Anne ise oğlunun durumuna mı yansın, alamadıkları ehliyetin parasını ödeyecek olmalarına mı?
"Çocuğu o vaziyette nasıl bıraktınız, çocuğum o halde metroya binip gelmiş, o kadar aracınız var, bir araçla evine bırakmak da mı aklınıza gelmedi?" diye sert çıkınca, kurs sahibi hanımefendi; "İyi de biz zaten onun yüzünden o gün gitmemiz gereken bir düğüne de yetişemedik. Bir sürü adam (kursiyeri kast ediyor) yani annesinin çocukları var, hangi biriyle ilgilenelim... " şeklinde insanlıklarını yitirdiklerini ispat eden bir ifadeyle anneyi ve ablasını dumur ediyorlar!
Tabi, bu kaza olayından sonra gencimiz yaşadığı şok ile birlikte motosiklet ehliyetini almaktan vazgeçiyor.
Kurs yetkilileri, sağlık durumun öğrenmek için değil de kursa devam etmesi ve sınava girmesi için telefon ediyorlar ama gencimiz korkmuş, hevesi kaçmış, hayır cevabını veriyor.
Bu arada; verilmiş bir kaparo ve imzalanmış senet ve taahhütler var.
Bunu üzerine anne ister istemez ödemenin tamamını yapıp imzalanan taahhütname ve senetleri alıyor.
Dediğim gibi gencimiz bir hafta evde dinledikten sonra kendini anca toparlıyor ama daha beteri de olabilirdi. Çocuk evde iç kanama geçirip ölebilir ya da sakat da kalabilirdi...
Evet çok şükür ki ciddi bir şey olmadı da, akıllarda hala deli sorular var!
O trafik polisi neden vatandaştan yana değil de sürücü kursundan yana tavır aldı?
Sağlık ekipleri neden çocuğu hastaneye götürmedi?
Belki yasalar sürücü kurslarına bu hakkı veriyor olabilir, Filiz Sürücü Kursu sahipleri hak etmedikleri bir parayı hangi vicdan, hangi ahlaki değerle almaya devam edecekler?
Aile dava açabilir, çünkü ortada ciddi ihmal ve gayri etik davranışlar var ama kime güvenecekler ki?
Olayı anlattığım konuya vakıf bir arkadaşım, "Belli ki oraya gelen polis ile sürücü kursu arasında bir bağ var, yoksa hiç bir polis kazazedeye o şekilde yönlendirme yapmaz, yapmaya da hakkı yok!" dedi.
Yani aile dava açsa ne olacak, polisi böyle olan bir ülkede hangi hakime, hangi mahkemeye güvenecek vatandaş da hakkını atasın?
O zaman şu soru akıllara geliyor? Bu sürücü kurslarını kim denetliyor?
Bu devlet ne zaman vatandaşının haklarını korumaya, vatandaş olmazsa devletin de olamayacağını anlayacak?