SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

'Mastika'lı bir oyun ve 'Bulantı'lı bir film...

Yazının Giriş Tarihi: 03.10.2015 12:05

Bursa Devlet Tiyatrosu AVP Sahnesi 2015-2016 sezonunun perdesini Nilbanu Engindeniz'in kaleme aldığı "Bana Mastika'yı Çalsana" oyunu ile araladı.

Önceki akşam, sade ve gösterişsiz, cılız bir prömiyerle Bursalı izleyici ile buluşan AVP Devlet Tiyatrosu'nun çalgılı çengili, yani bol müzikli oyununu Murat Atak sahneye koydu.

Özellikle (ilk perdesi 1 saat 15 dk) uzun olması handikap gibi görünse de, dekoru, ışığı, rejisi ile bir hayli hareketli, zaman zaman duygulandıran ve yer yer düşündüren bir oyun izleme şansı bulacak Bursalı sanatseverler.

Bursa Devlet Tiyatrosu oyuncularının yeteneklerini konuşturma fırsatı bulduğu, tüm oyuncularının üstün bir performans gösterdiği "Bana Mastika'yı Çalsana"ya reji anlamında getirebileceğim tek eleştiri, bazı sahnelerde aynı anda birçok unsur olması.

Ortalama tiyatro izleyicisinin bu durumda neyi nasıl takip edebileceğini şaşırabileceğini anımsatmak isterim.

Oyunculardan hangi birini saysam bilemiyorum: Hafize Gün, Berrin Kulya Balkanlar, Ecehan Şarman Çetinkaya, Yener Sezgin, Sitare Tuna, Hatice Sezer, Levent Uzunbilek, Ayşe Dinç, Nejat Orbay Sehlikoğlu, Emre Nurettin Örük, Cenk Turan, Mustafa Salih Salcan, Utku Duman, Tümay Revşan Kargın ve diğer tüm oyuncular, hepsi de bir değil binlerce kocaman alkışı hak ediyorlar...

Özetle, "Bana Mastika'yı Çalsana" mutlaka görülmesi ve alkışlanması gereken bir oyun.

***

Ve "Bulantı", bir film... Yönetmeni Türk sinemasının önemli isimlerinden Zeki Demirkubuz.

"C-Blok", "Masumiyet", "3. Sayfa". "Yazgı", "İtiraf" ve "Kader" gibi Türk sinemasında iz bırakan çok önemli işlere imza atan Demirkubuz, özellikle "Bekleme Odası" ile sinema çizgisini daha kişisel bir noktaya çekmişti. "Kıskanmak" ve "Yeraltı" filmleriyle eski etkisini yakalamaya çalışsa da "Bulantı" ile sinema anlayışını bir kez daha hayranlarının bekleme odasına aldığını anlamış olduk...

Eğer "Bulantı"yı kendi kişiliğini baz alarak bir biyografik çalışma düşüncesiyle tasarladıysa ayrı tabi... Ama bu bir biyografik deneme değilse ve eğer birilerine bir şeyi kanıtlama çabası içine (inat uğruna) girmediyse...

Keşke sadece yönetmen olarak kalsaydı. Hem film, hem de kendisi için daha sağlıklı olabilirdi.

Oysa Zeki Demirkubuz'un iyi bir yönetmen olduğunu söylemeye gerek yok.

Ama, fakat, lakin tekrar anımsatmakta yarar var: Zeki sen iyi bir yönetmensin!

Ve iyi bir senarist...

Kurgu da yapabiliyorsun, sorun yok!

Oyunculuk?

Hem kamera önü, hem de kamera arkası aynı anda...

Zor...

Ve bir kez daha anlaşıldı ki; terzi kendi söküğünü dikemiyor, beyhude bir çaba olmuş...

Kanıt: "Bulantı" ve öncesinde "Bekleme Odası"...

(Kimse bana Nuri Bilge Ceylan'ı örnek vermesin, zira "İklimler" NBC'nin en kötü işi, bence...)

Ahmet'i keşke kendi oynamayaymış... (İnsanın kendi kendisini yönetmesi ne kadar zordur bilenlerdenim çünkü

Kısa filmde bile bu iş zorken, uzun metrajlı bir filmin ana karakterinin altına oyuncu olarak yatmak ve filmi yönetmeye çalışmak... Cesaret falan değil, ciddi ciddi megalomanlık!

75 milyonluk bir ülkede oyuncu bulamaması da pek manidar geldi bana...

Çınar Oskay'a verdiği röportajda, "Benimle çalışmak için geberdiğini söyleyen bazı oyuncular bile -çok iyi biliyorum- sevişme sahneleri yüzünden kıvırdılar" benzeri bir açıklaması vardı...

Sonra da, "Ben oyunculara iyi oyuncu olduklarını gösterme fırsatı çıkaran senaryoyu verebilen, buna göre sahneler yazabilecek, -neredeyse değil- tek insanım bu ülkede" demişti...

"Ahmet" karakterinin ete kemiğe bürünmüş hali bu. Ama sözel anlamda; megaloman, kibir...

Sözel evet ama görsel anlamda bu sözlere karşılık gelecek bir performans çı-ka-mı-yor!

Sonra biri çıkar ve "E madem bu alanda Türkiye'de tek adamsın, bu fırsatı neden kullanmadı oyuncular?" diye yazar bir yerde(!)

Söz konusu sahneleri izledik, anladık ve karar verdik: "Sevişme sahneleri yüzünden kıvırdılar" sözünü destekleyecek bir erotizm göremedik!

Yani, sırf bu sahneler için, o aktörler nasıl olmuş da iyi oyuncu olduklarını kanıtlama fırsatını kaçırmışlar, hayret doğrusu(!)

Kızlarımız aslanlar gibi oynamış ama erkeklerimiz nedense bu sahneleri oynamakta imtina etmiş, pes vallahi(!)

"Bulantı" filmi için yazdığı ana karakter aslında Zeki Demirkubuz'un kendisi, "o karakteri en iyi ben oynarım" diye düşünmüş...

Ve hem kendine hem de filme yazık etmiş! Çünkü hem yazmak, hem yönetmek, hem kurgulamak, hem de çıkıp oynamak her babayiğidin harcı değil. Hele ki, oyunculuk hamurunda yoksa...

Ve hele ki böylesi zor bir rol için...

Keşke çıkıp da "karakterde benden çok iz vardı, kendim oynamak istedim ve oynadım" deseydi de röportajdaki sıkıntılı açıklamayı yapmasaydı...

Peki filmde iyi bir şey yok mu?

Şunu anımsatmakta yarar var: "Bulantı" Zeki'nin en kötü filmi değil...

Süre belki biraz daha kısa olabilir miydi, 100 dakika gibi...

Kadın karakterlerin hepsi çok iyi. Hatta Nurhayat yenge bile gayet başarılı.

BJK'li küçük çocuk dahi sırıtmıyor, çünkü doğal...

Gerçekçi ve doğal görünmeyen tek karakter Ahmet...

Hele ki, Ahmet'in kardeşini canlandıran Çağlar Çorumlu'ya hayran kaldım. Özellikle Zeki Demirkubuz'la olan sahnelerde öyle ezici bir üstünlük kurmuş ki... İşte bu sahnelerde Zeki hükmen mağlup sayılmalı(!)

Her ne kadar Ahmet'te kendinden yoğun izler, genetik ve karakteristik ortak özellikler olsa da bu işi bilene bırakıp, filmi yönetmekle ilgilenseydi, kamera önündeyken öyküyü daha güçlü anlatacak, yeni metaforları kaçırmayabilirdi.

Kapının kendi kendine açılması yetmiyor artık, yıl olmuş 2015, ...

Hem yetmiyor, hem de yemiyor...

Bakalım sıradaki filmi "Kor" nasıl olmuş?

@inSanatDernegi