SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Layığımız bu mudur?

Yazının Giriş Tarihi: 03.08.2013 04:17

Ölenler Müslüman, öldürenler de...

Ölen ölüyor, kalan sağlan bakıyor!

Birileri de belli ki avuçlarını ovuşturuyor, bir babayiğit daha yok, buna dur diyecek!

Ya Türkiye, ya biz?

Biz, Müslüman coğrafyanın belki de çağdaş ve aydınlık tek ülkesi. Peki, biz neyle uğraşıyoruz?

Sn Başbakan günlerdir ısıtıp ısıtıp önümüze neyi koyuyor?

Gezi Parkı Direnişi...

5 yurttaşımız yaşamını yitirdi. Yüzlerce yaralı ve hala komada olan onlarca kişi...

Nasıl başladı, olaylar bu seviyeye nasıl geldi, tekrar anımsatmaya gerek yok, lakin sn Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve şürekası anlaşılmaz bir tedirginlikle ortamı germeye devam ediyor.

Tedirginlik diyorum, zira ortada onların iktidarını sarsacak silahlı bir güç, organize bir yapılanma olmamasına rağmen garip bir tutum sergileyen hükümet, Mısır'da olanların kendi başlarına gelmesinden endişe ediyor.

Silahlı (askeri) tehdit(!) bertaraf edildiğine göre...

Onlar için, geriye tek bir kâbus kalıyor: Halk

Halkın bilinçlenmesi, halkın güçlü bir iradeyle direnmesi, en büyük korkuları.

Başbakan Erdoğan her ne kadar, "Bizi halk getirdi, ancak onlar götürür" dese de, halkın önüne set çekmek için her yolu deniyor.

TC tarihinde görülmemiş kısıtlamalar, eşi benzeri olmayan yasaklar, uygulamalar...

Muhafazakar kesimin tüm ileri görüşlü aydın kalemleri bir bir bertaraf edildi.

Dücane Cündioğlu ile başlayan kıyım, Kürşat Bumin ve Murat Menteş ile aldı yürüdü. Bir dönem AKP iktidarını destekleyen yazılarını da okuduğumuz Hasan Cemal ve son olarak Can Dündar da sahip oldukları köşelerinden aforoz edildiler.

Çünkü artık, Can Dündar da, Hasan Cemal gibi başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere iktidarın baskıcı yüzünü anlayıp eleştirel yazmaya başlamışlardı. Nihayet, AKP güdümünde olan Milliyet Gazetesi'nden kovulmanın onurunu yaşadılar(!)

Başbakan Erdoğan tam ve kayıtsız şartsız itaat istiyor, biat edilmeyi bekliyor.

Yok öyle, doğruları alkışla, yanlışları yüzlerine vur... İşlerine gelmiyor, fena kızıyor iktidar!

Diğer gazetelerde direnen yazarlar var hâlâ. Hürriyet Gazetesi'nde Yılmaz Özdil, Mehmet Y. Yılmaz ve Ahmet Hakan, Cumhuriyet'te Bekir Coşun, Sözcü Gazetesi'nde Uğur Dündar yanlışları yazmaya devam ediyorlar. Bakalım sıra onlara ne zaman gelecek?

Hadi bunlar AKP karşıtı diyelim...

Fakat, özellikle Ahmet Hakan'ın yazdıklarını çok önemsiyorum.

Muhafazakar kesimden gelip yaygın ve etkin medyada kendine yer bulan, muhafazakar güruhu çok iyi bilip, makul saptamalar yapan, adeta muhafazakar rantçıların panzehiri gibi, nalına mıhına yorumlar kaleme alan Ahmet Hakan'ın akıbetini merak ediyorum.

Taraf Gazetesi'nde Mehmet Baransu da var ama ben onun terazinin hangi kefesinde durduğunu tam anlayabilmiş değilim.

Velhasılı Müslüman dünyası kaynayan kazan. Acı olan bu kazanın altına odun atan da, o odunu ateşleyen de Müslümanların kendileri.

Cehalette gemi azıya almışken, AKP'nin, eğitimden sağlığa, ekonomiden, iç siyasete, yerel yönetimden, dış siyasete kadar, neye ve kime hizmet ettiğini idrak etmekte zorlandığım politikaları, hem Türkiye'yi, hem de etrafındaki fokurdayan komşularını umutsuzluğa sevk ediyor.

Kendi derdimize mi yanalım, komşularımızda, Ortadoğu'da olup bitene mi?

***

Müslümanlar neden bu halde?

Neden sömürülüyor?

El oğlu, aya gitmeyi halletti, bıraktı, Mars'a ermenin planlarını yaparken biz niye böyleyiz, neden cahil bırakılıyoruz, sorusu içimi kemirmeye devam ediyor?

Dünyaca ünlü sanatçılar AKP ve Başbakan Erdoğan'ın politikalarını eleştiren bir bildiri yayınladılar Times gazetesinde. Vay efendim sen misin yayınlayan, iktidar cephesinde kıyamet koptu. Bu sanatçılar endişelerinde haklı olabilirler mi, diye soran yok. E onlar da altta kalırlar mı, hemen toplanmışlar, "şak" diye bir bildiri hazırlayıp Times'da yayınlamışlar.

Yalnız arada bir fark var, AKP ve Başbakanı öven destekleyen (yalakalık demeye elim varmıyor, utanıyorum) bu bildiriye imza koyanları kimse tanımıyor, diğerleri ise dünyanın tanıdığı, bildiği, hayranlık duyduğu sinema, müzik, edebiyat ve sanat dünyasının özgür isimleri!

Nereden bakarsanız bakın, komik, aşağılık kompleksi ve ezilmişlik kokan bir hareket.

Bir o kadar da üzücü(!)

***

Arkadaşım Ali İlik, Bursa Ulu Cami'ye gidip namaz kıldıktan sonra, ortasındaki havuza bakınca şaşkınlıkla şu yazıyı fark ediyor: "Bayanların şadırvana girmesi yasaktır".

Şaka gibi, ama değil.

Bakın, bayanların abdest alması, su içmesi ya da ellerini yıkması falan değil engellenen.

"Girmesi" yasak.

Kadının "insan" yerine bile konmadığı bir coğrafyada buna şaşırmalı mıyız?

Ya da her Allah'ın günü maruz bırakıldıkları her hangi bir şiddetin haberini kanıksadığımız kadının Ulu Cami gibi bir mekanın şadırvanına girmesinin yasaklanmasının ne ehemmiyeti olabilir ki?

O zaman, hamilelerin dışarı çıkmasından, erkeklerle kızların aynı bir yurdun merdivenlerini kullanmalarından rahatsız olanları normal mi karşılamalıyız?

Belki de etrafımızda akan kanın Müslüman ülkelerinin yurttaşları olmasına da aldırmamalıyız.

E toplumlar da layık oldukları gibi yönetildiğine göre, başka söze ne hacet!

***

Muhafazakar kesimin usta kalemi, şair yazar İsmet Özel, Twitter hesabından "Şunu hiçbir zaman unutmayalım: İslam şifadır" diye bir mesaj paylaştı.

İyi de dünyaya bakınca hiç de öyle görünmüyor. İslam şifa ise Müslüman toplumlar neden bu kadar hasta?

"Şifa niyetine alınan İslam'ın dozu fazla mı, az mı geliyor?" diye sormadan edemedim.

"Sorun İslam'da mı, yoksa dozu kaçıran Müslümanlarda mı?" sorusunu yanıtını hepimiz biliyoruz aslında!

Her şey bu kadar açıkken, başka başka düşmanlar, değişik tedavi yöntemler aramaya ne lüzum!

"Asıl şifa yaradanın verdiği akılda mevcut, marifet bu aklı kullanabilmekte!" değil mi?