SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Bu takım dev mi, cüce mi?

Yazının Giriş Tarihi: 04.09.2014 01:28

Bu "dev"lik her ne kadar uzun boylarından ötürü olsa da, onlar gaza getirmek için uydurulmuş ve zaman zaman işe yarayan bir motivasyon yöntemi aslında.

Athena müzik grubunun dilimize doladığı marşın sözlerine bakıp da aldanmayın sakın, çünkü bu basketbolcuların gerçekten de "dev mi, cüce mi?" olduklarını anlamak kolay değil.

Çünkü gerçekten İspanya'da dev arıyorsanız onlar da NBA oyunculardan kurulu ABD takımı.

Dünya Şampiyonası'nda maçlarını Bilbao'da oynayan basketbol Milli Takımımızı ABD karşısında izlerken, ilk 3 periyot ortaya koyduğu performansına bakıp, "Bu takım böyle oynasın, finale kadar kimse durduramaz, gerçek dev gibi oynadılar" demiştim.

Ama o da ne, hemen ertesi (izleyemediğim) maçta Ukrayna önünde bana düşüncelerimi yedirten bir sonuçla yenilmiş.

Bu kadro hem genç, hem de deneyimli oyunculardan kurulu. NBA patenti bir tek Ömer'de var. Ersan İlyasova ve NBA'da yıldızı parlayan Enes Kantar gibi iki önemli silahtan yoksun olan Milli Takım'ın önceki şampiyonalara nazaran en daha "takım" görünümünde olması en önemli özelliği olarak karşımıza çıktı.

Türk Basketbolu'nun Efes Pilsen ekolünden yetişmiş en önemli basketbol adamlarından biri olan Ergin Ataman'ın da bu "takım kimliği"nin oluşmasında katkısı yadsınamaz.

Çünkü daha önce Aydın Örs, ardından da Bogdan Tanjevic yönetimindeki Milli Takımlar, takım olmaktan çok uzaktı. Üstelik kadroda, Mirsad Türkcan, Hidayet Türkoğlu ve Mehmet Okur gibi NBA'de kariyer yapmış yıldızlarımız olmasına rağmen büyük hayal kırıklıkları yaşamıştık. Bir tek Japonya'daki kadroyu ayrı bir yere koymak gerek. 2010'da Türkiye'de yapılan Dünya Şampiyonası'nı ise değerlendirme dışında tutmak istiyorum.

İspanya'ya gelen bu yeni Milli Takım nereye kadar gider bilmiyorum, ancak Finlandiya karşısında 14 sayı geriden gelip maçı 68-68'le uzatmaya taşıması ve sonrasında 77-73 kazanması hem takdir edilmeli, hem de üzerinde ciddi şekilde tartışılmalı.

Ukrayna da, Finlandiya da bizim düzeyimizde olan takımlar değil. Ukrayna'ya kaybettik, Finler'i de ölüp ölüp dirildikten sonra geçebildik.

Yeni Zelanda maçında 12 sayı geriden geldiğimiz gibi, "14 sayı geriden, son saniyede maçı uzatmaya taşımak, ardından kazanmak da başarı değil mi?" diye değerlendirilebilir elbet.

Evet ama "bu maç nasıl bu hale geldi, nasıl ve neden 14 sayı geri düştük" onun da muhasebesini yapma gerek.

Evet, Finlandiya inanılmaz bir 3'lük yüzdesiyle oynadı...

Evet, top onları daha çok sevdi...

Evet, biz çok kötü oynadık...

Fakat, maçın kırılma anlarında öyle aptalca ve basit hatalar, yanlış top tercihleri yaptık ki, maçı uzatmaya götürmeden koparmak işten bile değildi.

İşin üzücü tarafı ise bu yanlış tercihlerin ve hataların deneyimli isimlerden gelmiş olması.

Neyse ki, yine aynı isimler, Ender Aslan, Kerem Tunçeri, Emir Preldzic ve Ömer Aşık (ki Ömer buna rağmen skor yükünü de sırtlayan isim oldu) biraz daha dikkatli olabilselerdi, izleyenlere ecel terleri döktürtmezlerdi.

Yani bu anlamda Ergin hocaya pek bir şey diyemiyorum. Zira o kritik hücumda sahaya girip Ender'in kulağından tutup, "içeri drive et, önün kapatılırsa topu uzunlara indir" diyecek hali yok elbette.

Fark 1 sayıya düşmüş, Ender boyalı alana hareketlenip, uzunlara asist yapacağı yerde saçma sapan bir tercih ile Topu Kerem Gönlüm'e atmaya çalışırken top kaybı yaşamamıza neden oldu. O anda, ekran başında maçı izlerken "buraya kadar, maç gitti" dedim. Allahtan, ardından gelen Finlandiya hücumu sonuçsuz kaldı ve bir hücum önce Ender'in yapmadığını, Boşnak Emir, akıllıca bir devinimle potaya kadar sokulup, dip çizgide bekleyen Cenk Akyol'a muhteşem bir asist yaptı. Asist yaptı diyorum, çünkü ABD maçının parlayan yıldızı Cenk, bitime 4 saniye kala skoru eşitleyerek, maçı uzatmaya taşıdı.

İşte bu noktada belki Ergin Ataman'ı, Cenk ve Oğuz Savaş'ı daha fazla kullanmadığı için eleştirmek mümkün olabilir. Çünkü Oğuz Yeni Zelanda, Cenk de ABD maçında takımın en iyi isimleri arasındaydı.

Finlandiya maçında ise iki oyuncu final anlarında sorumluluk alarak belki de maçın kaderini değiştiren adamlar oldu.

Sonuç itibariyle ortadaki gerçek, "geriye düşmüş olsa da pes etmeyen bir takım var ortada". Finlandiya'nın tek silahı 3'lük atışlardı. Biz ise onlardan daha "takım" olduğumuz için kazandık.

Gruptaki son ve 5. maçımız olan Dominik Cumhuriyeti önüne bu hatalarımızdan ders alarak çıkarsak, grubu 2. olarak bitirmemiz de zor olmaz. 2 olarak gruptan çıkmamız da bizi final yolunda umutlandırabilir.

Haydi hayırlısı...

twitter.com/inSanatDernegi