SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Allah var, İlyas Salman da çok çirkin adam

Yazının Giriş Tarihi: 19.10.2012 03:45

Yazımın ana konusu İlyas Salman, sonra da Altın Portakal ve arada bir-iki konuya da değinecem!

Hülya Avşar ne kadar güzelse İlyas Salman da o kadar çirkin.

Bu, görünüşü çirkin, yüreği güzel ve komik adam, her ne kadar sinemamızda rahmetli Kemal Sunal'ın gölgesinde kalmış olsa da, 'Lal Gece'deki performansıyla muhteşem bir dönüş yaptı ve Antalya Altın Portakal'da da hak ettiği şekilde onur ödülüyle taçlandırıldı...

İlyas Salman, PortoBella Hotel'de onuruna düzenlenen yemek ve törenin sonunda da birçok kişinin gözünden kaçan bir davranışta bulundu.

Onun gibi sanatçıların neden halk adamı, gönül adamı olduklarını belgeleyen bir davranıştı bu: Törenin yapıldığı salondan otelin çıkışına dek, garson, belboy, güvenlik ve şoförüne kadar yüksünmeden, burun kıvırmadan teker teker kucaklaşıp öpüştü sinemamızın çirkin ve komik adamı.

Size basit gibi görünebilir bu davranış, fakat burnundan kıl aldırmayan sanatçıları düşündüğümde, İlyas Salman'ın bu yaptığı takdire şayandı benim için ve alkışı da hak ediyordu.

İşte bu İlyas Salman için, buradan adını anmak istemediğim bir sinema yazarı, sözde gazeteci, verilen onur ödülünü eleştiren ve maksadını aşan bir yazı ile sanatçının kişiliğine saldırmaktan yüksünmemişti.

Bir yanda İlyas Salman, öte yanda Altın Portakal Film Festivali'ne davet edilerek festivalde boy göstermesi istenen, kibirli ve kaprisli sözde sanatçılar, ünsüz çocukları ve festivale faydasız konukların neden orada bulunduklarını ister istemez sorguluyorum.

O tiplerin birçoğunu Bursa İpek Yolu Film Festivali'nde de görüyor, ne iş yaptıklarını anlamıyorduk. Onlar yüzünden İpek Yolu, "kebap yeme ve hamam sefası" festivali olarak anılmaya başlamıştı.

Sanırım aynı şey Antalya için de geçerli ve bu yıl Altın Portakal'ın vasat geçmesinin nedeni bu olabilir.

Biz (ben ve İnSanat Derneği yönetim kurulu üyesi arkadaşım) İsmail Dalgıç, Zerre filminin ekibinden olmamıza rağmen, kendi olanaklarımızla Antalya'ya gidip, apart bir otelde kendi paramızla konaklayarak bir hafta boyunca 49. Altın Portakal Film Festivali'ni kesintisiz izledik. Festivale de yük olmadığımızı, AKSAV'a gereksiz masraf çıkarmadığımızı buradan gönül rahatlığı ile söyleyebilirim(!)

Sönük geçen organizasyonun dikkat çeken etkinliklerden biri de, Türkiye'nin en önemli cast direktörü ve ajansı Tümay Özokur'un düzenlediği seminerdi. Yanında getirdiği 10 kişilik oyuncu ve 7-8 kişilik yönetici kadrosuyla festivale renk katmıştı Tümay hanım(!)

Öyle ki, Özokur, festival kapsamında "Şöhret Yönetimi" adıyla düzenlediği seminerde, Oyuncular Sendikası Genel Başkanı ve oyuncu Memet Ali Alabora, Psikoterapist Çağatay Öztürk ile birlikte "şöhretler nasıl sömürülür, pardon nasıl yönetilir?" sorusuna yanıt aradı.

Asıl sorulması gereken soru şuydu: "Şöhret yönetim mi, yoksa şöhret yaratmak mı önemli?"

Aileden avantajlı Mehmet Ali Alabora için bu soru pek anlam ifade etmese de, asıl soru bu yönde yöneltilmesi gerekiyordu. O anda, o ortama bu soruyla limon sıkacak olan ben ne yazık ki, bir başka konu ve sorunla ilgilendiğim için seminere tam konsantre olamamış, kafamı kurcalayan bu soruyu şimdi yöneltme fırsatını kendime yaratıyorum: "Şöhret Yönetimi" karşıdan bakınca sihirli kelime gibi görünse de madalyonun öbür tarafında kalan "Şöhret Yaratma" konusuna da değinmek gerekmez miydi?

Bu kimin umurunda?

Eğer İlyas Salman'ın, Ahu Tuğba'nın nasıl ünlü olduğu önemli değilse, bundan sonra nasıl star yaratılacak? Yıldız tohumları ekilip tarlada yetişmiyor ya bunlar! Ya da birinin yetenekli olup olmadığını şıp diye gözünden mi anlıyor Tümay hanım?

Bir de Harika Uygur var! (O neden gelmemişti festivale bilmiyorum ama en az Tümay Özokur kadar önemli bir isimdir sektörleşmemiş âlemde!

Bu iki hanım, ülkemizin en önemli ekran (tv ve sinema) yüzlerini bünyelerinde barındırarak önemli bir boşluğu doldurdukları da su götürmez bir gerçek.

Tümay Özokur ve Harika Uygur hanımefendiler için nasıl ünlü olunduğunun da önemi olması gerekmez mi?. Onlar hazır isimlere bakıyor ve onların ününden yararlanarak portföylerini genişletme derdinde olmaları kadar doğal bir şey yok!

Amma ve lakin, yıldız yaratmak, nitelikli ve yetenekli isimleri bulup sanata kazandırmak, yeni yüzler keşfetmek "Şöhret Yönetimi"nden daha önemli değil midir?

O nedenle İlyas Salman'ın performansı da, insan ayrımı yapmadan herkesle kucaklaşması da, Altın Portakal da çok önemlidir!

Çünkü olmayan bir sektörden söz ediyoruz. İç içe geçmiş ama tamamen farklı iki dünya "sinema ve dizi" dünyası!

Bu iki alan da sistemli, bilinçli, planlı sektörleşmedikçe bu festivaller de güdük kalmaya devam edecek...

Hak etmeyenler, sırf namları ve görüntüleri nedeniyle jürilere başkan olarak atanmaya devam edecek, hem kendilerine yazık edecekler, hem de başkanlık ettikleri festivale!

O nedenle, eloğlu ne yapıyor, nasıl festival düzenliyor, kimleri jürinin başına getiriyor, nasıl şöhret yaratıyor, iyi bakmak, "pastayı nasıl büyütürüz?"ü tartışmak gerekiyor!