SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Yasaklar!

Yazının Giriş Tarihi: 25.05.2013 10:53

Her dönem ülkemizi yönetenler demokrasiyi bizim için fazla gördüklerinden olsa gerek, demokrasi ve özgürlükler yerine yasakları tercih ediyorlar.

Değişim, demokrasi, özgürlük talepleriyle iktidara gelen AKP, yaptığı pek çok yanlışa ve antidemokratik uygulamalarına karşın muhalefetin de demokrat olmaması nedeniyle yapılan her seçimde oyunu arttırdı. İktidardan daha yasakçı bir muhalefetin olduğu bir ortamda, yasaklarla ülkeyi yönetmek hiç de zor değildi.

Bu ülkede yıllarca Kürtçe yasaklandı, Kürtçe türkü söylediği için Ahmet Kaya yargısız infaz edildi. Kürtçe konuşan, Kürtçe şarkı, türkü söyleyenler dövüldü, öldürüldü, tutuklandı. Nedeni Kürtçe'nin ülkeyi böleceği idi. Bugün ise bunlar serbest, ama ülke bölünmedi.

Cumhuriyetin kimi dönemlerinde, özellikle de 28 Şubat sürecinde dindar yurttaşlar, türbanlı kadınlar rejim için "tehlikeli" görüldü, pek çok kamu hizmetinden yasaklandılar. Türbanlı genç kızların üniversiteye girmesine izin verilmedi, cehalete mahkum edildiler. Yasağın nedeni türbanın "laikliğe" aykırı olmasıydı. Sanki zorunlu din dersleri, Diyanet gibi laikliğe aykırı kurumlar yokmuş gibi, ceza genç kızlara kesildi, okumaları yasaklandı.

Yıllardır Kürt halkının Nevruz bayramını kutlamasının önüne geçmek için devlet seferber edildi. AKP döneminde de Nevruz'un yasaklandığı yıllarda büyük olaylar, ölüler, yaralılar olurken serbest bırakıldığı yıllarda halk bayramını coşku içinde kutladı. 2012 yılında "provokasyon" gerekçesi ile yasaklanan Nevruz kutlamalarında büyük olaylar olurken, 2013 yılı Nevruzunda yasak ve polis olmayınca, yüzbinler Nevruz'u şenlik havasında kutladı.

12 Eylül sonrası, yıllarca 1 Mayıs İşçi Bayramı'nın Taksim meydanında kutlanmasına izin verilmedi, kutlamak isteyenlere insafsızca saldırıldı, ölüler, yaralılar, büyük maddi hasarlar oluştu. 2010 yılından sonra kutlamalara izin verilmesiyle 1 Mayıs barış havasında, şenlikli biçimde kutlanmaya başladı. Ama iktidar olmak, yasaklar koymayı gerektirir anlayışı hakim olunca, 2013 yılında 1 Mayıs'ta Taksim yasağı geldi. Yine olaylar çıktı, yaralanmalar, hasarlar ortaya çıktı.

Yüzlerce gazeteci tutsak, basın özgürlüğü yasaklarla ayaklar altına alınmış durumda. Bir yandan Barış Süreci yürütülür ve Öcalan ile müzakereler yapılırken, siyaset yapmak istediği için tutuklanan binlerce Kürt hala içeride. KESK'li emekçiler, öğrenciler komik gerekçelerle, örgüt üyesi olma iddiası ile gözaltına alınıyorlar. Taksim Meydanı, İstiklal Caddesi vb pek çok yerde gösteri ve yürüyüş yapmak yasaklandı. Fazıl Say, Sevan Nişanyan gibi aydınlar "İslama hakaret" suçlaması ile cezalandırılıyorlar.

Bunlar yetmezmiş gibi, bu hafta içerisinde AKP iktidarı "halkın sağlığını koruma" amacıyla yeni bir yasa çıkarttı. Alkol satımı ve kullanımına ilişkin çeşitli yasaklar getiren yasa ile alkol satılan bir yer açmak neredeyse olanaksız hale getirildi. Öte yandan, mevcut yerlerde de alkol satışı gece 22.00 den sonra yasaklandı. İşin en komik tarafı da, bunlar yapılırken halkın sağlığını düşündüklerini söylemeleri. Aslında sağılığımız için en hayırlısının, bizi hiç düşünmemeleri olduğunu nasıl anlatmalı?

Değişim, demokrasi, özgürlük talepleriyle ve yasaklara karşı olma iddialarıyla iktidara gelen AKP, son zamanlarda eleştirdiği, karşı çıktığı şeyleri kendisi yapmaya başladı. Bakunin "İktidar kirletir, mutlak iktidar mutlaka kirletir" demiş, ne kadar doğru. Bundan sonra görev muhalefete düşüyor. Yasakçı, ayrımcı, milliyetçi, statükocu değil; eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir anlayışla barış ve kardeşliği savunan bir siyaset AKP iktidarının gerçek yüzünü teşhir edecektir.

Bırakın isteyen ayran, isteyen rakı içsin. Dileyen inancnı, dileyen inançszılığı özgürce yaşasın. Kimse dindar veya Atatürkçü olmak zorunda değildir. Herkes, diğerinin kutsalına saygı göstererek, eleştiri hakkını da kullanmak suretiyle eşit, özgür, demokratik biçimde yaşayabilir.

Rosa Luxemburg'un söylediği gibi "özgürlük, her zaman ve yalnızca farklı düşünene tanınandır". "Hepimiz farklıyız, hepimiz eşitiz" diyebildiğimizde gerçek demokrasiden söz edebilieceğiz.