SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Vicdan !

Yazının Giriş Tarihi: 27.04.2014 12:01

Diyarbakır petrolünden, yerinden yönetim gereği pay isteyen Kışanak ve Kürtler ile ilgili "Özgürlüğünüzün bedelini ödeyin" yazısı bilgisizlik ve ilkesizlik yanında "vicdan" yoksunluğuna da işaret ediyordu.

Aynı yazarın bir hafta önceki yazısında yer alan "seçimlerde AKP'yi eleştiren BDP'nin çözüm sürecini sürdürmekteki ısrarı" sözü, vicdanların kuruduğu bir başka noktayı göstermekteydi.

Herhalde bu hanımefendi Kürtlerin artık ölmek istemediklerini, onların da yaşamaya hakları olduğunu anlamak istemiyor. Barış için AKP ile değil de kiminle görüşmeleri gerektiğini de yazarsa bilgilenmiş oluruz.

Konu vicdan olunca, sözü edilecek o kadar çok olay var ki. Bu ülkede büyük katliamlar yaşandı. Ermeniler, Rumlar, Kürtler, Aleviler derin acılar yaşadılar, ama hala toplumun büyük bölümü birbirinin acılarına karşı duyarlı değil. Bugünlerde Ermenilerin 99 yıl önce yaşadıkları acıyı paylaşıyoruz, kayıplarını anıyoruz. Adının soykırım, felaket ya da tehcir olmasından öte, ne yazık ki toplumun bir bölümü hala yaşananların farkında değil, ya da görmek istemiyor. Hani, vicdan nerede?

1937 Dersim katliamında yok edilen 15.000 dolayında Kürt ve Alevinin acısını görmezden gelen ya da "onlar isyan ettiler, cezalandırıldılar" bahanesi ardına saklananlar nasıl bir vicdan taşıyorlar acaba?

Aynı biçimde 1980 sonrasında G. Doğu'da yaşananları, köyleri yakılan, sürgün edilen, faili meçhullerde can veren Kürt yurttaşları yok sayan veya onları "bölücülük" ile suçlayanlar vicdanın sesini nasıl susturuyorlar?

K. Maraş'ta, Sivas'ta Alevi yurttaşların katledilmesine karşı sessiz kalanlar, hatta onay verenler için vicdan nasıl bir anlam taşıyor merak ediyorum.

2011 yılında Van'da büyük bir deprem olup, binlerce insan öldüğünde "yetmez tüm G. Doğu yıkılsın, bütün Kürtler ölsün" diyebilenler var bu ülkede. 1999 Gölcük depremi sonrası başı açık ve mayolu kadınlara "7,4 yetmedi mi?" diyen sözde "dindarlar" olduğu gibi.

2011 yılı sonunda Uludere/Roboski TSK tarafından bombalanarak çoğu çocuk 35 kişi öldürüldüğünde "ama onlar da kaçakçılık yapmasaydı" diyenler bu ülkede vicdanların nasıl tükendiğini gösterdi.

Hatta olayın ardından çok okunan bir yazar "köylülere değil de ölen eşeklere üzüldüm" diye yazabildi. Var mı ötesi?

İktidarından, muhalefetine; siyasetçisinden sıradan yurttaşına ne yazık ki vicdansızlık örnekleri o kadar çok ki insan bazen karamsarlığa kapılıyor. Son aylardaki vicdanları acıtan en çarpıcı sözlerden biri de Başbakan Erdoğan'dan geldi. 14 yaşındaki Berkin Elvan polis tarafından öldürüldükten sonra, rahmet dilemek bir yana küçücük çocuğu "terörist" olarak nitelemesi ve annesine hakaret etmesi vicdan sahibi herkesi rahatsız etti.

Ne yazık ki ülkemizde can yakıcı olaylar durmak bilmiyor. Gün geçmiyor ki bir kadın kocası veya sevgilisi tarafından öldürülmesin. LGBTİ bireyler yurdun her yerinde nefret söylemine, tacize ve cinayetlere maruz kalıyorlar.

"Laikler" dindar olanları, "dindar" olanlar laikleri aşağılıyor, ötekileştiriyor. Bir dönem türbanlı kadınlar, bir başka dönem başı açık ve dekolte giyen kadınlar saldırıya uğruyorlar.

Alevilerin, Müslüman olmayan kesimlerin ve inançsızların hakları her dönemde yok sayılıyor. Kürtler ve diğer etnik kesimler hala, insan olmaktan kaynaklanan pek çok haklarına sahip değiller.

Türkiye çok renkli, çok kimlikli, çok kültürlü, çok dilli ve çok inançlı bir toplum. Bu zenginliğin değerini bilmiyoruz ve yaşamın her alanını "tek tip"leştirme derdindeyiz. Tüm farklılıklarımızla birlikte, eşit, özgür, demokratik bir Türkiye ancak tüm mağdurların, yani emekçiler, Kürtler, Aleviler, Ermeniler, Rumlar, dindarlar, kadınlar, LGBTİ bireylerin birbirlerinin mağduriyetini anlayarak sahip çıkmalarıyla kurulacak. Ne yazık ki mağdurlar da birbirlerinin acısını paylaşmıyor, sahip çıkmıyor.

Ötekini anlamak ve birbirinin acısını paylaşabilmek için akıl, vicdan ve empati gerekiyor M. Gandhi "vicdanın sesi bütün kanunların üstündedir" derken, Balzac ise "vicdanımız yanılmaz bir yargıçtır, biz onu öldürmedikçe" tanımını yapmış. Bırakalım herkes kendi kimliği, inancı, dili, kültürü ve düşüncesiyle özgürce yaşasın, biz sadece vicdanımızın sesini dinleyelim. Barışı, kardeşliği, eşitliği sağlamanın başka yolu yok.