SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Vatani görev!

Yazının Giriş Tarihi: 04.02.2016 09:00

Kadınlara ilişkin yapılan bir düzenlemeden söz ederken, "Bizim için doğum yapan kadın hem mübarek annelik görevini yerine getiriyor, hem de aslında vatani görevini yapıyor. Doğum yapan kadınlarımızın hizmeti vatani bir hizmet gibidir ve doğum süresi o yüzden memuriyetten sayılacak" ifadelerini kullandı.

Bu sözler ilk bakışta kadınlara yönelik bir jest gibi görünse de, ardında kadınları aşağılayan bir bakış açısı var. "Vatani görev" vatan için yapılan hizmetler anlamına gelmekle birlikte, genelde askerlik hizmeti için kullanılan bir deyimdir.

Bildiğiniz gibi kadınlar ülkemizde askerlik yani vatani görevden muaftır. Bu ifade ile çocuk doğurmak, askerlik yapmak ile eşleştirilmektedir. Evlenmek, çocuk sahibi olmak insanların kişisel kararları ile oluşur ve sadece kendilerini ilgilendirir. Ancak kullanılan ifade, çocuk sahibi olmayı bir kamu görevi niteliğine dönüştürmekte, kadının yaşamına yeni bir müdahaleye işaret etmektedir.

Daha önce de kadınlara kaç çocuk yapmaları gerektiğine, nasıl giyineceklerine, eşleri veya sevgilileri ile ne zaman ve nerede el ele tutuşabileceklerine, kahkaha atmamaları gerektiğine ilişkin verilen talimatlar hatırlandığında bu söylemi de fazla yadırgamamak gerekiyor.

Başbakan Davutoğlu kadınlardan "savaşacak", "cihat edecek" askerler doğurmalarını istiyor. Bunu yaptıklarında askerlik yapmış gibi vatana hizmet edecekleri ifade ediliyor.

Başbakan'ın söz sözleri ile bir kez daha ortaya çıkan cinsiyetçi, erkek egemen anlayış erkekleri kamusal alanda görevlendirip militarizmin temel parçası yaparken, kadınları da nesillerin devamını sağlaması için annelikle ve gerektiğinde militarist ihtiyaçlara servisle görevlendiriyor.

"Kadın Bakanlığı"nın adını bile değiştirip "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı" yapan AKP zihniyeti kadını eşit bir yurttaş değil, ailenin bir parçası olarak el alıyor. Üreme politikaları üzerine yoğunlaşmalarını da bu kapsamda değerlendirmek gerekiyor.

Aslında tüm insanları, ama özel olarak da kadınları devletin/erkeklerin bir kölesi olarak gören bu anlayış ne yazık ki yaşamın her alanında karşımıza çıkıyor. İş yaşamında, ailede, okulda hatta üniversitelerde insan hakları, birey hakları yok sayılmakta ve ancak devletin, patronun, müdürün, kocanın çizdiği sınırlar içerisinde yaşam hakkına sahip olabilmektedirler.

Üniversitelerde görev yapan akademik personelin, bilim adamlarının bile ne düşüneceği, ne söyleyeceği, ne yazacağının birileri tarafından onlara dikte ettirilmesi, bunun dışına çıkanların da tehdit edilerek sindirilmeye çalışılması aynı anlayışın bir sonucudur.

Çocuk doğurmanın vatan görevi sayılması anlayışı, kadını erkekle eşit haklara sahip bir yurttaş değil de bir "kuluçka makinesi" olarak görmektir. Bunun ardından da, nasıl ki erkekler için "askerlik yapmadan erkek olunmaz" deyimi kullanılıyorsa, "çocuk doğurmadan kadın olunmaz" söylemi gelecektir. Çocuk doğurmak istemeyen ya da doğuramayan kadınlar vatani görevini yapmayan bir kişi olarak "hain"liğe varan suçlamalara maruz kalabilecektir. Bu anlayış çerçevesinde doğurulan çocuklar da devlete ithaf edilmiş olacaklar.

"Çocuklar ölmesin" diye çığlık atan annelerin "terörist"; barış istiyoruz diye bildiri yayınlayan akademisyenlerin "hain", onları "kan banyosu" yapmakla tehdit eden çete reislerinin "vatansever" ilan edildiği; insanların kendi kendilerini yönetmek istemelerinin "bölücülük" diye suçlandığı bir ülkede kadınların sadece kendilerini ilgilendiren bir konuya devletin müdahil olması kuşkusuz ki şaşırtıcı değil.

Bize düşen hep birlikte, yüksek sesle "benim bedenim, benim kararım", "benim yaşamım, benim kararım", "benim kentim, benim kararım" diye haykırmaktır.

@aserdaresen