SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

'Şehitler ölmez, vatan bölünmez' mi!

Yazının Giriş Tarihi: 16.08.2015 06:26

20 Temmuz 2015 günü Suruç'ta barışa atılan bomba 33 genci yok ederken, aynı zamanda barış sürecinin de fiilen bittiği gün oldu. Olayın ertesi günü Ceylanpınar'da iki polisi öldüren karanlık eller, kirli savaşın işaret fişeğini de attılar. O günden bu yana elli dolayında asker, polis, sivil öldürülürken, TSK operasyonlarında yaşamını yitiren PKK'li sayısı ise bilinmiyor.

Kürt halkının ve Kürt sorununun inkarı sonucu ortaya çıkan kirli savaşta otuz beş yılda kırk binden fazla yurttaşımızı yitirdik. Türk ve Kürt gençlerini yok eden bu kirli ve acımasız savaş hiçbir soruna çözüm olmadığı gibi mevcut sorunu daha da büyüttü. Ancak 2010'lu yıllarda başlayan görüşme ve müzakereler sonucu, 2013 yılı Nevruzu'nda Öcalan'ın mesajı ile barış süreci resmen başladı ve çatışmalar sona erdi.

Ne yazık ki AKP iktidarı barış sürecini devam ettiremedi ve seçim öncesi verilen demeçler ile sürecin sona erdiğinin işaretleri ortaya çıktı. Dolmabahçe Mutabakatı inkar edildi, verilen sözler tutulmadı. AKP iktidarı ABD ile yaptığı anlaşma sonrası ise PKK operasyonlarına başladı.

Günlerdir her gün birkaç yerden çatışma, bombalama haberleri geliyor. Asker, polis, sivil ve gerilla ölümleri evlere ateş düşürüyor, analar ağlıyor, toplumdaki nefret ve düşmanlık duyguları giderek yayılıyor, kökleşiyor. Bir partinin, bir kişinin iktidarını sürdürmesi uğruna canlar feda ediliyor. Yurdun doğusundan, batısından feryatlar yükseliyor. Ve her ölümün ardından birileri yeniden oy hesabı yapıyor, iktidar için daha kaç ölüme ihtiyacı olduğunu hesaplıyor.

Bir an önce bu gidişe dur denilmezse, acilen çatışmasızlık ortamına dönülmezse durumun çok daha kötüleşeceğini söylemek için kahin olmak gerekmiyor. Çünkü herkes kendi ölüsünü görüyor, hissediyor. Diğer ölülerin farkında bile değil, belki olmak da istemiyor. Halbuki ölen asker, polis, sivil, PKK'li hepsi bu ülkenin evlatları. Bunların anası, babası, kardeşi, akrabası, arkadaşı, komşusu bu ülkede yaşıyorlar. Ölen PKK'liye sevinen bir Türk, bu ülkenin bir bölüm yurttaşını yok saymış oluyor. Benzer biçimde ölen askere sevinen Kürt, ülkedeki Türkleri görmezden geliyor.

Öldürülen her polis, asker Türkleri Kürt halkından uzaklaştırıyor, onlara olan nefret duygularını büyütüyor. TSK tarafından öldürülen her PKK'li ya da polis tarafından vurulan her Kürt genci de Kürt halkının devlete ve Türklere karşı olan güvenini biraz daha yok ediyor, düşmanlık duygularını körüklüyor. Bu durumun sürmesinin ülkeyi bir iç savaşa ve sonunda da bölünmeye götüreceğini görmek gerekiyor.

Otuz beş yıl süren savaş Kürt sorunu çözülmeden, PKK'yi yok ederek bu sorunun çözülemeyeceğini gören gözlere göstermiştir. Bugün artık ırkçı, faşist çevreler dışında hemen herkes Kürt sorununun demokrasi ile çözülmesinden yanadır. Aslında Dolmabahçe Mutabakatı ile ilan edilen maddeler hem Kürt sorununun çözümü hem de Türkiye'nin demokratikleşmesi için gerekli adımları içermekteydi. Ne yazık ki kişilerin, partilerin çıkarı için ülke yeniden ateşe atıldı.

Her şehit cenazesi ardından atılan "şehitler ölmez, vatan bölünmez" sloganı artık hiçbir anlam taşımıyor. Ateş, düştüğü yeri yakmaktadır. Ölenler sadece yoksul halk çocuklarıdır ve birilerinin iktidarı için "feda" edilmektedir. Gelen her şehit cenazesi, ister Türk ister Kürt olsun, ülkenin bütünlüğünü, birlikte yaşamı daha da zorlaştırmaktır.

Ülkenin bölünmemesi isteniyorsa ölümlere, cenazelere DUR demek gerekiyor. Bu ise sadece PKK'nin veya sadece devletin değil, her iki tarafın da elini tetikten çekmesi ile sağlanabilecektir.

Mevlana'nın dediği gibi "aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir". Birlikte, barış içinde ve eşit olarak yaşamanın yolu diğerlerinin acılarını da anlamak ve paylaşabilmekten geçiyor. Şiddet dili yerini barış diline bırakmalıdır.

Ortak geleceğimiz için barış dışında bir seçeneğimiz yok!

@aserdaresen