SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Önyargılar ve körleşme

Yazının Giriş Tarihi: 01.05.2013 11:07

Gerçekleri görmek, kişinin görmesini engelleyen tüm duygulardan (aşk, nefret, öfke) arınması halinde gerçekleşiyor. Görmek, anlamak için, sadece sağlam bir göze, duyan bir kulağa ya da çalışan bir beyine sahip olmak yetmiyor. Eğer bir kişi nefret ve öfke doluysa; bu duygu gözünü, kulağını kapatabiliyor, beynini durdurabiliyor. Ya da gözünü aşk bürüdüyse, her şeyi tozpembe görmesi işten bile değil.

Görmek, kolay bir iş değildir ve görüp yüzleşildiğinde olanlar bazen insanın canını sıkar. Gördüğümüz her şey istediğimiz, beklediğimiz gibi olmayabilir. Bu durumda ya gerçeklerden kaçacak, olanları görmezden geleceğiz, ya da istemesek de gerçekleri kabullenmek durumunda olacağız. Ancak gerçeklerden kaçmanın çözüm olmadığını söylemeye bile gerek yok, çünkü bu kaçış sadece geçicidir. İnsanın kendini kandırmasıdır.

Gerçekleri görmemek çoğunlukla önyargılı olmaktan kaynaklanır. Önyargı, bir taraf tutma biçimidir. Bir ideolojik fikri veya bakış açısını koşulsuz desteklemek anlamında kullanılır. Bugün hemen her olayda pek çok kişinin gerçekleri görmemekte ısrarlı oluşları, önyargılarla kuşatılmış beyinlerin tek yanlı çalışması sonucu olaylara at gözlüğü ile bakmalarından kaynaklanmaktadır. Özellikle son yıllarda toplumda yaşanan kamplaşma, kutuplaşma bu durumu daha da belirgin hale getirmiştir.

Sözünü ettiğimiz durum en çok futbol ve siyasette yaşanmaktadır. Futbol fanatikleri, kendi takımları aleyhine olan en açık pozisyonları bile görmezden gelirken, taraftarı oldukları takım lehine en ilgisiz pozisyonlara "penaltı" diyebilmektedirler. Siyasette de durum aynıdır. Ülkemizde pek çok kişi takım tutar gibi parti tuttuğu için, yandaşı olduğu partinin tüm söylemlerini, icraatlarını kuşkusuz desteklemekte; buna karşın diğer partilerin tüm söz ve eylemlerine tereddütsüz karşı çıkabilmektedirler. Irkçılar da aynıdır. Onlar da kendi ırkı yada dininden olanların tümünü "iyi", diğerlerinin tümünü "kötü" olarak görebilmektedirler.

Bugün siyaset sahnesinde yaşadıklarımız da budur aslında. AKP yandaşları, daha 2-3 ay öncesine kadar liderlerinin "hain, katil, bölücü" vb nitelediği BDP ve PKK ile barış masasına oturulması karşısında şaşkınlık geçirse de desteğini esirgememektedir.

Öte yandan CHP başta olmak üzere bazı "sol" çevreler, yıllardır dillendirdikleri, uğruna mücadele ettikleri barış bir seçenek olarak ortaya çıktığında ciddi bir travma geçirdiler. Barışa karşı çıkmaları olanaksızdı. Ancak yıllardır kendi söylemleri olan barışı AKP'nin gerçekleştirmek istemesini de kabullenemediler.

Çünkü önyargılı idiler. AKP kötüydü ve iyi bir şey yapması olanaksızdı. AKP iyi bir şey yapıyor görünüyor ise, mutlaka bunun ardında başka şeyler vardı. Kim bilir ne "pazarlıklar" yapılıyor, barış karşılığında PKK'ya ve Kürtlere acaba neler veriliyordu. Gözleri ve beyinleri o kadar kararmıştı ki, bir solcuya, sosyal demokrata "Kürtlere ne veriliyor, neyin pazarlığı yapılıyor?" sorusunun yakışmayacağını, bu sorunun faşistlerin söylemi olduğunu göremiyorlardı.

AKP'nin gerçekten demokrat olmadığı, barış sürecini de Kürtlerin haklarını vermeyi çok istediği için yürütmediği bizce de malum. Ancak, hangi nedenle olursa olsun, konjonktür gereği de olsa bizim yıllardır istediğimiz bir şey için yaptığı çalışmaya bizim karşı çıkmamız kendimizi inkar etmek olur. Çünkü önyargısız bir insan kimin yaptığına değil, ne yaptığına bakar. Kim iyi bir şey yaparsa, sonuna kadar desteklenmeli ve daha iyisi olması için de katkı yapılmalı. Ama yanlış yapan da kim olursa olsun, eleştiri ve itiraz ihmal edilmemeli.

Einstein "Önyargıları yok etmek, atom çekirdeğini parçalamaktan daha zordur" demiş. Doğrudur, ama önyargılardan kurtulamayanlar, gerçeklere gözünü kapayanlar da hem siyaset sahnesinde hem de yaşamın diğer alanlarında yok olmaya mahkumdurlar. Özellikle de ölümü, savaşı, kanı insana ve yaşama tercih edenleri tarih affetmeyecektir.