SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

OHAL bahane, talan 'şahane'!

Yazının Giriş Tarihi: 05.08.2016 11:45

Darbecilerin hataları, bazı darbecilerin saf değiştirmesi, iktidarın darbeye karşı mücadele çağrısı gibi nedenlerle darbe girişimi başarısız oldu. Bu sonuç kuşkusuz ki bizleri mutlu etti. Biliyoruz ki en kötü siyasi iktidar, en iyi askeri darbe yönetiminden daha iyidir. Ancak sonrasında yaşadıklarımız sevincimizi kursağımızda bıraktı!

AKP ve Erdoğan'ın çağrısı ile meydanlara koşan halkın darbecilere tepkisi ne kadar olumlu ise, bu kitlelerin meydanlarda "idam isteriz" haykırışları ve tekbir getirerek yaptıkları saldırılar demokrasi kavramının yeniden tartışılmasına yol açtı. Kuşkusuz ki darbenin alternatifi bir başka otokratik yönetim değil, özgürlükçü bir demokrasi olmalıydı.

Darbe girişimi üzerinden bir kaç gün geçtikten sonra da iktidar OHAL ilan etti. OHAL kararı AKP ve MHP oyları ile kabul edildi. HDP bu karara karşı çıkarken, CHP grubunu serbest bıraktı ama büyük çoğunlukla "Hayır" oyu kullandı.

OHAL bilindiği gibi TBMM'nin devre dışı bırakılarak hükümetin yetkilerinin arttırılması ve KHK'ler yoluyla ülkenin yönetilmesi anlamına geliyor. OHAL döneminde alınan kararlara yargı yolunun kapalı olması da bu yönetimin anti demokratik yapısını güçlendirmekte.

İktidar OHAL ilan ederken bunun halka karşı değil, devlete karşı ilan edildiğini açıkladı ve halkın desteğini istedi. Ancak uygulamalar bunun tam tersini göstermekte. Önce grevler yasaklandı. İstanbul ve İzmir'de yapılan grevlere izinsiz olduğu gerekçesi ile yasak konuldu. Ardından doğanın talanına yönelik kararlar peşi sıra geldi.

İzmir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, aynı gün içinde 9 ilçede toplam 9 sanayi projesi için 'ÇED Raporu gerekli değildir' kararı verdi. Valiliğin yetkisinde gerçekleşecek projeler için sadece bir tanıtım dosyasının yeterli olacağı belirtildi. OHAL dönemlerinde valiliklerin yetkilerinin artırılması halk yararına değil, sanayicilerin yararına kullanıldı. Ardından Bursa için kötü haber geldi. 5 Mayıs 2016 tarihinde Bursa 2. İdare Mahkemesinin kararıyla "DOSAB Termik Santrali" ÇED raporunun iptal edilmesi sonucu kentte oluşan "bayram havası" yerini yasa bıraktı.

Kısa süre içinde yeni bir ÇED raporu hazırlayan DOSAB sanayicileri, 25 Temmuz 2016'da ÇED raporunun bakanlıkça onaylanması ile Bursa halkını ve doğasını yok etmekte kararlı olduklarını gösterdiler!

Aslında darbe girişimi ardından ilan edilen OHAL sonrası yapılan kimi açıklamalar bu sonucu beklenilir kılmıştı. Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki ÇED sürecini hantal bulduğunu belirterek ,"Yatırımcılar için en önemli unsurun zaman olduğunu biliyoruz. Bu anlamda yatırımların önünün açılması için ÇED sürecini hızlandıracağız' diyerek bu sonuca işaret etmişti.

Çevreciler "OHAL gerekçesiyle Anayasa'nın 17. Maddesi'ndeki yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile 56. Maddesi'ndeki sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına ilişkin sınırlama getirilemez. "OHAL anayasanın devlete ve vatandaşa yüklediği 'Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek' ödevini ortadan kaldıramaz" diyerek uygulamaları eleştirirken, doğanın talanı hemen her yerde artarak sürüyor.

İlginç bir ayrıntı da darbe girişimi sonrası cemaat üyelerine yönelik operasyonlar sırasında yaşandı. Bursa'da termik santrali yapmak isteyen DOSAB Başkanı Ferudun Kahraman "FETÖ" üyesi olmak suçlaması ile gözaltına alındı. Bundan birkaç ay önce yandaş basında yer alan "cemaat yanlıları DOSAB santraline karşı çıkıyorlar" haberi ardından yaşanan bu gelişme Bursa'da "tebessüm" ile karşılandı!

Kuşkusuz ki ekoloji mücadelesinin demokrasi mücadelesinden ayrılması mümkün değildir. Bu kapsamda toplumda darbeleri önleyecek en önemli unsurlardan birisi de ekoloji hareketleridir, doğa ve yaşam savunucularıdır. OHAL'i bahane edip doğanın talanına ve yaşamın katledilmesine yönelik hukuka aykırı müdahaleler kabul edilemez. 

@aserdaresen