Türkiye en kritik dönemlerinden birini yaşıyor. Bir yandan ana muhalefet partisine bir süredir devam eden operasyonlar ile belediye başkanları tutuklandı, bazı belediyelere kayyım atandı, bazılarında ise iktidar partileri mecliste çoğunluğa sahip oldukları için, Bursa’da olduğu gibi, belediye başkanlığı AKP’ye geçti. Diğer yanda yaklaşık bir buçuk yıldır süren bir “süreç” var. İktidar çevreleri “Terörsüz Türkiye Süreci”, DEM Parti ve sol, sosyalist kesimler ise bunu “Barış ve Demokratikleşme Süreci” olarak adlandırıyorlar. Geçen bir buçuk yılda PKK kendini fesh ettiğini açıkladı, sembolik de olsa bir silah bırakma töreni düzenlendi, Öcalan silahlı mücadelenin sona erdiğini ilan etti, ancak iktidar hiçbir adım atmadı.
AİHM ve AYM kararlarına rağmen Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Can Atalay ve diğer siyasi tutsaklar halen cezaevindeler. Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk ve Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer tahliye olmalarına rağmen hala göreve iade edilmediler. DEM Parti ve CHP’li pek çok belediyede kayyımlar görevlerine devam ediyorlar. Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hala “Kent Uzlaşısı”ndan, yani CHP ve DEM Parti'nin belediye başkanlığı seçiminde yaptığı ittifak nedeniyle cezaevinde. Ekrem İmamoğlu, yani CHP’nin bir sonraki seçimde Cumhurbaşkanı adayı da bir yıldan fazla süredir tutuklu. Öte yandan silah bırakanların ne olacağı konusu da belirsizliğini koruyor.
Ne yazık ki ülkenin durumu bundan ibaret değil. Hemen her yerde doğa maden sahaları ile talan ediliyor. Zeytin ağaçları kesilerek maden ocağı açılıyor. Altın madenleri ile doğaya zehir akıtılıyor. Tüm dünyada vaz geçilen Nükleer Santraller yapılmaya çalışılıyor,ağacına sahip çıkanlar, emeği ve emekçiyi savunanlar, gerçekleri yazan gazeteciler tutuklanıyor. Eğitim bir yandan laiklik karşıtı saldırılar ile, diğer yanda son günlerde okullarda yoğunlaşan silahlı saldırılar ile karşı karşıya. Ekonomik kriz ise özellikle emeklileri, asgari ücretlileri ciddi biçimde etkiliyor. Artan petrol fiyatları sonrası ise çiftçiler, esnaf ve diğer kesimler üzerindeki baskı da iyice arttı.
Böylesi bir ortamda iktidar muhalefeti bölerek, ana muhalefeti güçsüzleştirerek ve itibarını zedeleyerek iktidarını sürdürebileceğini düşünüyor ve buna uygun adımlar atıyor. Özellikle muhalefetin en önemli iki aktörü olan CHP ve DEM Parti'nin arasını açmayı, bu iki partinin gelecek seçimde birlikte hareket etmesini önlemeye çalışıyor. CHP ve DEM Parti birlikte hareket ederse seçimleri kazanma olasılığı olmadığını biliyor. Bu nedenle DEM Parti'yi “süreç” ile oyalayarak, CHP’ye karşı yaptığı operasyonlara sessiz kalmasını sağlama çabasında. CHP’nin de kendi sorunları ile uğraşarak DEM Parti’den uzak durması için uğraşıyor. Neyse ki CHP lideri Özgür Özel’in aklı ve vicdanı ile, DEM Parti yönetiminin “Biz sadece kendimiz için değil, tüm ülke için demokrasi istiyoruz” yaklaşımı bu oyunu şimdilik bozmuş görünüyor.
Muhalefet içerisinde “CHP’ye operasyonlar sürerken süreç falan olamaz” diyenler, Kürt kesiminde de “Bizim için sadece süreç önemli, başka şeyle ilgilenemeyiz” diyenler de var. Ancak bunlar çoğunluk değil. Hem iktidarın CHP ve diğer muhalif kesimlere operasyonlarını durdurabilmek, bunun için mücadele etmek hem de sürecin başarıya ulaşması için iktidar ile müzakereyi sürdürmek mümkün. Bunlar birbirinin karşıtı olmayıp, ikisini birden savunmak her ikisinin başarı olasılığını da arttıracaktır.
Bu noktada, muhalif güçlerin nasıl birlikte hareket edebileceği konusu gündeme gelmektedir. Hemen her sol siyasi parti ve grup “birlik”, “birlikte mücadele”, “birleşme”den söz etmektedir. Ancak bu kavramların içi yeterince doldurulamamakta, bazı sol/sosyalist partilerin ise birlik ve birleşmeden kendi saflarında birleşmeyi anladıkları görülmektedir.
Yeşil Sol Parti tarafından gündeme getirilen Demokrasi Koalisyonu ve Sol Odak somut öneriler arasında dikkati çekiyor. Demokrasi Koalisyonu toplumdaki “Neye karşıyız?” sorusuna yanıt oluşturmakta ve mevcut baskıcı ve otoriter yönetime karşı tüm demokratik siyasal ve toplumsal güçlerin birlikteliğini savunmaktadır. Demokrasi Koalisyonu bir karşı çıkış zemini olup, ekonomik yıkıma, ekolojik talana, kadın/gençler/çocuğa yönelik şiddete, hukuksuzluğa karşı olan tüm kesimlerin yan yana gelerek mücadele etmesini öngörmektedir.
Kuşkusuz ki salt karşıtlık üzerinden toplumu harekete geçirmek mümkün değildir. Sol Odak toplumun önüne bir gelecek tasavvuru koyabilecek, geleceği inşa etme iddiası taşıyan çok eksenli bir birliktelik olup, toplumdaki “Ne istiyoruz?” sorusunun yanıtını oluşturma çabasıdır. Sol Odak siyasi partiler arası bir koordinasyon veya seçim ittifakı değil, emek, ekoloji, kadın hareketleri ile Kürt sorununun demokratik çözümünü antikapitalist bir hat üzerinde buluşturan bir odaklaşmadır.
Bugün en acil görevimiz iktidara karşı tüm kesimlerin yan yana mücadelesine imkan sağlayan ve onları ortak bir yön ve gelecek tahayyülünde buluşturup karşı olmanın ötesine geçen, kuruculuk iradesini de içeren bir örgütlenmeyi gerçekleştirmektir. Tüm sol ve sosyalist yapılar kendi önceliklerini dayatmadan, kimseyi dışlamadan bu konu üzerinde düşünmeli, tartışmalı ve harekete geçmelidir.
Not: Ahmet Asena’nın, "İtirazdan İnşaya Sol Siyaset" yazısından yararlanılmıştır.