SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Madende ölüm kader olamaz

Yazının Giriş Tarihi: 18.05.2014 12:15

Türkiye iş kazalarında Avrupa birincisi ve Dünya üçüncüsü. Ölümlü maden kazalarında ise ülkemiz ilk sırada yer alıyor. Türkiye'de meydana gelen maden kazalarında da Soma faciası ilk sırada yer alıyor. Bundan önce en büyük kaza, 1992 yılında Zonguldak, Kozlu ilçesinde meydana gelmiş ve 263 işçi yaşamını yitirmişti.

Neden Soma'da meydana gelen olaya iş kazası değil de katliam diyoruz? Çünkü kaza neredeyse ben geliyorum demiş. Madenin sahibi Soma Holding patronu Alp Gürkan iki yıl önce yaptığı açıklamada maliyetleri 135 dolardan 24 dolara nasıl düşürdüğünü anlatmış. Daha önce TKİ'ye ait olan maden işletmesi 2005 yılında özel sektöre devredilmiş. Ve özel sektör de gereğini yapmış, yani maliyetleri düşürmüş, kârı arttırmış. Ne uğruna? Belli değil mi?

Patron yaptığı açklamada bu tür kazalarda kurtarıcı olan yaşam odalarının olmadığını itiraf etti. Dünyada sadece Türkiye, Pakistan ve Afganistan'da bu odaların yasal zorunluk olmadığını biliyor muydunuz?

Kaza sonrası başlayan denetimlerin ilk bulgularına göre madenin tavanında metal yerine ağaç kullanılmış ve duman sensörleri yeterli değilmiş. Madende ölen teknisyenlerden biri kabloların bu yükü kaldıramadığını 17 gün önce belirtmiş ve büyük bir facia olabileceği uyarısı yapmış.

TBMM Başkanlığına 23 Ekim 2013 tarihinde verilen Soma maden ocakları ile ilgili bir önerge 29 Nisan 2014 tarihinde AKP'lilerin direnişi ile engellenmiş.

Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) madencilikte çalışma koşullarına ilişkin 176 sayılı maddesi nedense bizim iktidarlarımız tarafından bugüne kadar imzalanmamış. Herhalde çalışma koşullarının uluslararası standartlara uymadığını bildikleri için bundan kaçınmışlar. Devleti ve özel işletmecileri bazı koşullara zorlamamak adına sanki işçileri ölüme itmişler.

Evet, tüm bunlara bakınca, aslında sadece bunlar da değil, burada dile getirmediğimiz pek çok başka eksiği de görünce, bu olayın kader ya da iş kazası değil de katliam olduğu açık değil mi? Peki bu tür katliamlara, cinayetlere katlanmak zorunda mıyız?

Kuşkusuz ki değiliz. Sadece bu olay değil, ülkemizde meydana gelen iş cinayetlerinde her gün ortalama dört kişi yaşamını yitiriyor. Bunun nedeni sınırsız büyüme, aşırı kar hırsı ile acımasız sömürüye dayanan neo liberal kapitalist sistemdir. Sendikal ve sosyal hakların tırpanlandığı, taşeron sistemi ile çalışanların güvencesiz yaşama mahkum edildiği bu sisteme karşı mücadele etmek yapılması gerekenlerin başında gelmektedir..

Sınırsız büyüme ve kalkınma anlayışı insanı olduğu kadar doğayı da insafsızca sömürmektedir. Doğanın kaynakları sınırlıdır, dolayısıyla büyüme de sınırsız değil, sürdürülebilir olmalıdır. Yani gelecek kuşakların yaşam haklarını da koruyan, makul bir refah ve büyüme anlayışı temel alınmalıdır. Bu anlayışla, enerji tasarrufuna önem vermek ve enerji kaynaklarını insana ve doğaya zarar vermeyecek biçimde belirlemek önem kazanmaktadır.

Kömür, petrol ve doğalgazın oluşturduğu fosil yakıtlara dayalı enerji politikaları, hem Türkiye'de hem de bütün dünya insanlığının bugünü ve geleceğini tehdit etmektedir. Hem insan sağlığı hem de doğa bu tür enerji kaynakları nedeniyle risk altında. Güneşi ve rüzgarı bol bir coğrafyada yaşamamıza karşın, AKP hükümeti Türkiye'yi karbon yakıtlara dayalı enerji politikalarının merkezinde tutmaya devam ediyor.

Sınırsız ekonomik büyüme hırsı uğruna işçiyi ve doğayı koruyan her türlü düzenlemeyi gayri milli" ilan ederek, İLO'nun sözleşmelerine imza koymaktan kaçınarak sorumluluktan kaçacaklarını sananlar fena halde yanılıyorlar. Bu kez fena halde yakalandılar, suçüstü yakalandılar.

Bu ülkede yaşayan halklar kendilerine ortaçağın çalışma koşullarını reva gören bir iktidar anlayışına mahkum değildirler. Kader, kaza diyerek kendi suçlarını örtme çabasında olan iktidarın politikası bu kez geri tepecektir.

Kömüre, petrole yani hem insanı hem doğayı öldüren kirli enerji kaynaklarına mahkum değiliz. Rüzgar ve güneş bu ülkenin enerji ihtiyacını rahatça karşılayacak kapasitededir.

Hem temiz, hem tehlikesiz hem de daha ucuz enerji kaynakları varken bizi kömürün karasına ve ölümüne mahkum edenlerden elbet hesap sorulacaktır.