SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Kurtuluş yok tek başına!

Yazının Giriş Tarihi: 26.05.2014 00:47

İktidarının ilk yıllarında küçük de olsa demokratikleşme ve özgürlükler yönünde bazı adımlar atan AKP iktidarı, son birkaç yıldır giderek otoriterleşiyor. İktidarın bu eğilimine paralel olarak ülkede kutuplaşma da derinleşiyor. Ülke neredeyse iki "düşman kamp"a bölünmüş durumda.

İktidarın son yıllardaki neredeyse tek olumlu "icraati" "barış süreci". Barış sürecinin başlaması ise AKP'nin iyi niyetinden çok, dünya konjonktürü ve Kürt halkının yıllar süren mücadelesine dayanmaktadır. Barış süreci nedeniyle yaklaşık 1,5 yıldır gençler ölmüyor, analar ağlamıyor. Bu kuşkusuz ki çok önemli bir durum. Çatışma olmaması ve cenaze gelmemesi, bugüne kadar konuşulamayan pek çok konunun konuşulmasına ve Kürt sorununun çözümü konusunda adımlar atılmasına da olanak vermektedir.

AKP'nin her icraatine kategorik olarak karşı çıkan kesimler (ulusalcılar, milliyetçiler) barış sürecine de karşı çıkmaktadırlar. Bu kesimler Kürt halkını, BDP ve HDP'yi barış için AKP ile görüşmek ve ona destek vermekle suçlamaktadırlar. Son otuz yılda 40.000'e yakın gencini kaybeden, büyük bedeller ödeyen Kürt halkını anlayamayanlar, Kürt sorunu çözülmeden demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adaletin mümkün olmadığını da göremiyorlar.

Ülkemizde ezilen, horlanan, ayrıma uğrayan pek çok kesim var ve Aleviler de bunlardan biri. Sünni Müslümanlığın "resmi din" olduğu bu ülkede, Aleviler kendilerini ifade edemiyorlar, ibadetlerini yapamıyorlar, Cemevleri hala ibadet yeri olarak devletçe kabul edilmiyor. Sivas'ta, Maraş'ta, Çorum'da, Gazi'de toplu katliama tabi tutulan Alevi yurttaşlar, Gezi'den bu yana ise teker teker öldürülmeye devam ediyor. Ne yazık ki Sünni kesimin büyük bölümü, Alevi yurttaşların ibadet hakkı, inanç hakkı konusunda bir duyarlılığa sahip değiller.

Ermeniler, Müslüman olmayan diğer azınlıklar, LGBTİ bireyler Türkiye'de hep "öteki" oldular, ayrıma uğradılar. İşçiler, emekçiler zaten her iktidarın oyunu istediği ama karşılığında hiç bir şey vermediği ve her dönemde sömürülen kesimler. Son olarak Soma faciası bir kez daha gösterdi ki, "mevzubahis olan kazanç olduğunda, insan teferruattır". İnsafsız büyümeye dayalı neoliberal kapitalist sistem, ne pahasına olursa olsun daha fazla üretim ve daha fazla kazanç istiyor. Bu anlayışın doğal sonucu taşeron sistemi, iş güvenliğinin yok sayılması ve iş kazalarında yitirdiğimiz emekçiler.

Bu sömürü ve talan düzeninden doğa da payını alıyor. İnsanın ve emeğin sömürüsü ile yetinmeyen neoliberal sistem doğayı da alabildiğine sömürüyor. Tüm ülke maden ve taş ocakları, HES'ler, termik santraller ile doldu; yetmemiş gibi şimdi de nükleer santral yapmak istiyorlar. Boğaz köprüsü, havaalanı vb nedenlerle milyonlarca ağaç kesiliyor, su kaynakları talan ediliyor.

Evet, Türkiye'de insana, emeğe ve doğaya karşı saldırı var. Emekçiler, Kürtler (ve diğer etnik kimlikler), Aleviler, azınlıklar, kadınlar, LGBTİ bireyler eziliyorlar, ayrıma uğruyorlar, sömürülüyorlar. Ülkede kutuplaşma giderek derinleşiyor. Unutmamamız gereken bir şey var ki, bu ülke, burada yaşayan herkesindir. Dindarlar, laikler, Aleviler, Müslüman olmayan kesimler, Türkler, Kürtler, diğer etnik kesimler, kadınlar, gençler, LGBTİ bireyler bu ülkenin eşit yurttaşlarıdır. Hiçbirinin diğerine karşı bir üstünlüğü söz konusu değildir.

Emekçileri insafsız sömürüye ve ölüme terk ederek, işsizleri, emeklileri yoksulluğa mahkum ederek birilerinin kazançlarını katladığı bir ülkede kimse mutlu olamaz. Doğayı bir hak öznesi değil de sömürülecek bir kaynak olarak gören anlayış geleceğimizi yok eder.

Alevi sorunu, Kürt sorunu çözülmeden; tüm kimlik ve inanç sahiplerini, kadınları ve LGBTİ bireyleri eşit yurttaşlar olarak kabul etmeden bu ülkede gerçek bir demokrasiden, eşitlikten, özgürlükten, adaletten söz edilemez.

Tüm kimlik ve inançların, emekçilerin, tüm cinsel kimlik ve yönelimlerin eşit yurttaşlık temelinde barış içinde yaşadığı bir ülke herkes için bir "cennet" olacaktır. Ancak şunu görmeliyiz ki, sadece bir kesimin kendini mutlu hissettiği bir yaşam artık mümkün değildir. Ya hep birlikte eşit, özgür, adil ve demokratik bir Türkiye'de mutlu yaşayacağız; ya da bu ülke hiç kimse için "cennet" olmayacak. Sadece dindarların, sadece laiklerin, sadece Türklerin, sadece Sünnilerin kurtuluşu, yani "cenneti" mümkün değildir.

Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya da hiçbirimiz.