SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Kürt sorunu nasıl çözülmez?

Yazının Giriş Tarihi: 03.12.2012 13:39

2011 seçimlerinde AKP'nin yüzde 50 oy alması ve BDP'nin de içinde olduğu emek ve demokrasi bloğunun Meclis'e 35 milletvekili ile girmesi barış umutlarını yeniden yeşertti. Ancak AKP iktidarı 2011 seçimlerinden sonraki bir buçuk yıl içerisinde kendisinden beklenen cesur adımları atmak bir yana, giderek daha milliyetçi ve statükocu bir yapıya dönüştü.

Eski Kemalist-statükocu devlet yapısını değiştirmek ve askeri vesayeti kırmakla övünen AKP, kendisi yeni statükoyu oluşturdu. Her fırsatta BDP'ye karşı kullanılan hakaret içeren, dışlayıcı dil ve Kürt sorununun çözümünü önceki iktidarların yaptığı gibi askere havale eden politikalar barış umutlarını giderek soldurdu.

Bir yanda Kürtçe'nin okullarda seçmeli ders olarak okutulacağının açıklanması ile, yetersiz de olsa, Kürtçe'nin inkarına son verilirken, diğer yanda Kürtçe isimler üzerindeki yasaklar geçerliliğini korumakta. Geçtiğimiz aylarda basında yer alan "Diyarbakır'da Kürtçe isim verilen 19 parka iptal" haberi bu konudaki samimiyetsizliği ve tutarsızlığı bir kez daha göz önüne serdi.

İktidarın Kürt sorununun çözümüne ilişkin bir yol haritasının olmadığına ilişkin göstergeler o kadar çok ki; BDP tarafından son bir yıl içerisinde Diyarbakır'da düzenlenmek istenen tüm mitingler yasaklandı. Yürümek ve miting yapmak isteyen milletvekilleri, belediye başkanları ve partililer gaz bombası ve su sıkılarak, coplanarak durduruldu, milletvekilleri yaralandı.

Aralık 2011 de Uludere'de (Roboski) TSK uçakları tarafından bombalanarak öldürülen 35 Kürt köylünün katilleri aradan geçen bir yılda belirlenmek bir yana, devlet Kürt yurttaşlardan bir özrü bile çok gördü. KCK adı altında yasal siyaset yapmak isteyen Kürtler tutuklanmaya devam etti.

Öte yandan, Kürt tutsakların iki ayı aşkın süren açlık grevi sırasında AKP hükümetinin, özellikle de Başbakan Erdoğan'ın umursamaz, hatta alaycı tavrı Kürtlerdeki duygusal kopuşu hızlandırdı. Neyse ki bazı vicdanlı insanların çabası ve Öcalan'ın isteği ile açlık grevleri ölüm olmadan bitirildi. Açlık grevleri sırasında Başbakan Erdoğan'ın açtığı idam tartışması da aklı başında herkesçe anlamsız bulundu.

Bugünlerde ülkemizin üzerinde yine kara bulutlar dolaşıyor. Tam açlık grevlerinin ölümsüz sona ermesi topluma bir parça umut vermişken, Başbakan Erdoğan'ın BDP'li 10 milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılacağını açıklaması ve fezlekelerin jet hızıyla Meclis'e gelmesi yeniden karamsarlığa neden oldu.

Cumhurbaşkanı Gül'ün bile uyarısına neden olan bu durum ülkemiz açısından gerçekten çok önemli. Yüzlerce milletvekilinin adi suçlarla ilgili dosyası Meclis'te sırada beklerken, BDP'li vekillerin dokunulmazlıkları kaldırılacak olursa barış umutları tamamen yok olacaktır. Bu durumda Kürtlerin kendilerine yasal siyaset yolunun tamamen kapandığına inanması ve PKK'ya verdikleri desteğin artması kaçınılmazdır.

Devletin, iktidarın görevi barış ve kardeşliği sağlamak, Kürt sorununu çözerek dağdaki Kürt gençlerini aşağıya indirecek politikalar geliştirmektir. Ancak dokunulmazlıkların kaldırılması Kürt sorununun çözümüne katkı sağlamak bir yana, dağa çıkışları teşvik edici niteliktedir.

Nitekim bu durumu gören Cumhurbaşkanı Gül ve bazı AKP milletvekilleri tehlikeye ilişkin uyarıda bulunmuşlardır. Umarız Başbakan Erdoğan da kararını değiştirerek ülkeyi yeni bir kaosa sürüklemekten kurtarır.

Tevfik Fikret, "düşmek, etrafı görmemektendir" demiş. Acaba AKP iktidarı, özellikle de Başbakan Erdoğan durumun vahametini, Kürtlerin duygusal kopuşunun hızlandığını görmüyor mu? BDP'li milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasının Kürtler açısından ne anlama geldiğini anlamıyor mu?

Eğer farkında değilse, bir an önce birilerinin bunu anlatması gerekiyor. Bildiği halde söz konusu politikalarda ısrar etmek, olsa olsa "Kürt sorunu nasıl çözülmez"in uygulamaya konulmasıdır.