SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

İklimi değil, sistemi değiştir

Yazının Giriş Tarihi: 20.01.2013 08:46

Buzulların erimesi dünyanın iklimini hızla değiştirirken, son yıllarda seller, kasırgalar, kuraklıklar gibi iklim felaketleri ile çok daha sık karşılaşmaya başladık. Türkiye de küresel ısınmadan en çok etkilenen ülkelerden biri ve iklim değişikliğinin sonuçları olan kuraklık, seller, kuruyan göller, tarımsal üretimin azalması gibi sonuçlarla karşı karşıya.

Ancak, ne yazık ki iklim değişikliğine neden olan sera gazlarının salım hızı en çok artış gösteren ülkelerden biri olan Türkiye, iklim değişikliğine çözüm aramak yerine kısa vadeli "ulusal çıkarlar" içinde hareket ediyor. Enerjide fosil yakıtlara bağımlılığın arttırılması, ulaşımda motorlu araçlar ve otoyollara ağırlık verme, tarımda daha fazla enerji girdisi kullanımı iklim değişikliğini arttırıcı etkiler yaratıyor.

Oysa iklim değişikliğini durdurmak için gerekli politika değişikliklerini acilen gerçekleştirmek tüm dünya ülkeleri gibi Türkiye'nin de görevi. Ülkedeki konuyla ilgili bakanlıklar, resmi kuruluşlar, sivil toplum kuruluşları ve bilimsel kuruluşları bir araya getirerek iklim değişikliği eylem planı acilen oluşturulmalı ve uygulamaya konulmalıdır.

Geçtiğimiz hafta, Nilüfer Kent Konseyi Uludağ Çalışma Grubu bu konuyu ele aldı ve Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Kurnaz'ı misafir etti. Dünyanın iklimsel olarak her geçen yıl kötüye gittiğini ifade eden Kurnaz, "adım adım daha sıcak bir dünyaya doğru gidiyoruz. Soğuk bir dünyaya daima çare bulabilirdik ama daha sıcak ve suyun azaldığı bir dünya tüm insanlar için daha zor yaşanılabilecek bir yer. Bu gidişi durdurmak için bizim atacağımız her adım küçük de olsa dünyaya yardımdır" dedi.

Yeşiller ve Sol Gelecek Parti Meclisi üyesi de olan Levent Kurnaz, iklim konusunda çalışan iki grup bilim insanı olduğunu belirterek, "Birinci grup; bildiğimiz usulde çalışmaları için üniversiteden ve devletten destek alan bilimciler, küçük bir azınlık olan ikinci grup ise çalışmaları için özel sektörden destek alan bilimciler. Destek veren özel sektör kuruluşlarının başında petrol ve kömür şirketleri geliyor. Bağımsız kaynaklardan destek alan bilimsel çalışmaların neredeyse tümü iklim değişikliğinin insan kaynaklı sera gazlarının atmosfere salınmasından meydana geldiğini söylerken, petrol ve kömür şirketleri tarafından desteklenen çalışmaların büyük kısmı iklim değişikliğinin başka sebepleri de olabileceğini göstermeye çalışıyorlar. Ancak, her iki grup iklim değişikliğinin varlığını kabul ediyor ve iklim değişikliğinin en büyük nedeninin insan kaynaklı sera gazlarından olduğu söylenebiliyor" diye konuştu.

Henüz toplumun büyük çoğunluğu tarafından ciddiye alınmayan, ya da farkında bile olunmayan iklim değişikliği çok yakın gelecekte kendisini çok daha belirgin olarak hissettirecek, ama belki de o zaman iş işten geçmiş olacak. En iyimser tahminlerle 2100 yılında sıcaklıkların ortalama 5-6 derece artacağını, 2100'lü yılların sonuna doğru Avrupa'nın bir bölümü ile Türkiye'nin bazı bölgelerinin sular altında kalacağını, buna karşılık İç Anadolu başta olmak üzere pek çok bölgede de kuraklık nedeniyle tarımsal üretimin biteceğini söylemek ne yazık ki gerçek.

Bu kadar yakıcı bir sorun karşısında devletin, iktidarın ve siyasi partilerin sessizliği, aldırmazlığı ise daha da üzücü. Ne iktidarın ne de muhalefetin çağın felaketi olarak kabul edilen bu tehlike karşısında hiçbir planı yok. Konuya en duyarlı olan ise, en yeni siyasi parti olan "Yeşiller ve Sol Gelecek" Partisi. Ülkemizin bu felaketten olabildiğince az etkilenmesi için yapılması gerekenlere parti programında oldukça geniş biçimde yer veren Yeşiller ve Sol Gelecek, bir de çarpıcı öneride bulunuyor: "İklimden Sorumlu Devlet Bakanlığı" kurulması. Ülkemizde, ne yaptığı pekte bilinmeyen onlarca bakanlık varken, gerçekten yapacak çok işi olan böyle bir bakanlık en azından sorunun ciddiye alındığını göstermez mi?

Enerji politikalarından, ulaşım politikalarına ve yaşam alışkanlıklarımıza kadar pek çok bileşenden oluşan iklim değişikliğine karşı mücadele, öyle görünüyor ki önümüzdeki yıllarda gündemimizin en önemli maddelerinden biri olacak. Sloganımız da şöyle olsun:

İklimi değil, sistemi değiştir.