SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Hepimiz 'vatan haini'yiz

Yazının Giriş Tarihi: 29.01.2014 11:12

Son olarak Erdoğan, TÜSİAD için bu nitelemeyi yaptı. TÜSİAD Başkanı, ülkenin içinde bulunduğu duruma vurgu yaparak "böyle bir ülkeye yabancı yatırımcı gelmez" dediği için Başbakan tarafından "vatan haini" olmakla suçlandı.

Vatan haini "meşru egemenlik organını devirmeye veya otoritesini yıkmaya, bağlı olduğu devlete karşı savaşmaya veya düşmanla işbirliği etmeye yönelik eylemleri yapan kişi" olarak tanımlanmaktadır. Ancak gerçekten bu tanıma uygun olarak kullanımı çok enderdir. Günümüzde "vatan haini" deyimi pek çok kişi tarafından, sevmediği kişilere karşı bir "aşağılama", hakaret ifadesi olarak kullanılmaktadır.

Okul yıllarında tanıdığımız ilk "vatan haini" Vahdettin idi. Ardından Ermeniler, Kürtler "hain" olarak tanıtıldı. Nazım Hikmet, Deniz Gezmiş, Yılmaz Güney, Ahmet Kaya da bu suçlamadan nasiplenenler arasında yerlerini aldılar. Orhan Pamuk, Hrant Dink yine aynı suçlama ile yüz yüze kaldılar.

Alevileri hain olarak suçlayanlar, onların K.Maraş'ta, Sivas'ta yok edilmesine seyirci oldular. Kürtleri hain ilan edenler de Dersim'de katledilen binlerce Kürt ve Alevi yurttaşı görmezden geldiler ya da "hain" suçlaması ile bu katliamların üzerini örttüler. Ermeniler "hain" ilan edilerek, onlara yapılan kıyımlara kılıf örüldü. 12 Eylül darbecilerinin binlerce genci, işçiyi, devrimciyi "hain" ilan ederek yok ettikleri gibi.

Muktedirler ne zaman çözümsüzlüğe girseler, birilerini "hain" ilan ederek çıkış yolu arıyorlar. Kendi hatalarını, suçlarını başkalarının üzerine yıkmayı ve böylece kendilerini kurtarmayı seçiyorlar. Söyleyecek sözü olmayan, haklı olmadığını bilenler çareyi karşısındakini suçlamakta buluyor.

Geçtiğimiz yıllarda "vatan haini" suçlamasını daha çok milliyetçi/ulusalcı kesimler yapardı. Vatanı babalarının çiftliği sananlar, kendi görüşü dışındaki herkesi "vatan haini" olarak suçlamakta sakınca görmezlerdi. Kürt sorunundan söz edenler, Ermenilerin zülme uğradığını belirtenler, Atatürk'ün kimi uygulamalarını eleştirenler, milliyetçiliğe karşı çıkanlar, hatta solcu olduğunu söyleyenler hemen "vatan haini" ilan edilir, bazı odaklara da hedef gösterilirdi. Hrant Dink'in bunun sonucu katledildiğini, Ahmet Kaya'nın bu nedenle ülkesinden uzakta can verdiğini çok iyi biliyoruz.

"Değişim", "demokrasi" vb taleplerle iktidara gelen ve her seçimde bu sloganlarla oyunu arttıran AKP'nin son bir yıl içerisinde tersine bir değişime girdiği, özellikle "Gezi Direnişi" ve "17 Aralık" tan sonra otoriter ve statükocu uygulamalara sarıldığı görülüyor. Eleştirdiği, karşı çıktığı ne varsa, son zamanlarda bunların hepsini bizzat kendisi yapıyor. "Eski Türkiye" ye geri dönmenin, "derin devlet" ve asker ile el sıkışmanın işaretlerini veriyor.

17 Aralık sonucu AKP en büyük "koalisyon ortağı" ile ayrılmak zorunda kaldı. Ortaya saçılan yolsuzluklar, yargı ve diğer bürokrasideki çeteleşme AKP'nin iktidarını sürdürmesini güçleştirdi. Bu nedenle bir yandan yeni "ittifaklar" ararken, diğer yandan da ülkede giderek derinleşen ekonomik ve siyasi krize suçlu bulma çabası içinde. Eski "can dostu" cemaati, TÜSİAD'ı, "Gezicileri" ve daha pek çok kesimi "ihanet" ile suçlaması bundandır.

AKP ve Erdoğan bu ülkede yıllardır yapıldığı gibi, aynı paslı silaha sarılmış ve önüne geleni "vatan haini" olmakla suçluyor. Çünkü söyleyecek başka sözü kalmadı. Bize ise, Nazım Hikmet'in ünlü "Vatan Haini" şiirini tekrarlayarak, "hepimiz vatan hainiyiz" demek düşüyor.