SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Hangi sol?

Yazının Giriş Tarihi: 07.11.2013 10:15

Sol, Türkiye'de hiçbir zaman siyasette çoğunluk olmasa da, hemen her dönemde en çok konuşulan, tartışılan kavramlardan biri olmuştur. Pek çok arkadaş, dost sohbetinin vazgeçilmez konularından biri "ne olacak bu solun hali?"dir.

60'lı-70'li yıllarda sol denildiğinde akla ilk gelenler Sovyetler Birliği, işçi sınıfı, emek, proletarya diktatörlüğü, devrim kavramlarıydı. Bugün ise durum oldukça farklı. Günümüzde sol denildiğinde daha çok adalet, eşitlik, özgürlük, demokrasi kavramları akla geliyor. Proletarya diktatörlüğü, devrim, işçi sınıfı artık çok daha az kesimin dilinde, söyleminde yer alıyor.

Kuşkusuz ki solun emekten ve emekçiden yana olduğu, emeğin hakları için mücadele etmesi gerektiği konusunda kendisini "solcu" olarak tanımlayan hemen herkes hemfikir. Ancak teknolojinin gelişimi ile, işçi sınıfı yanında "beyaz yakalı" orta sınıfların çalışma yaşamındaki rollerinin giderek arttığı da bir gerçek. Öte yandan SSCB'nin dağılmasından sonra, solun büyük kesiminin "Ortodoks sol"dan uzaklaştığı, solda yeni arayışların ortaya çıktığı da bilinmekte.

1980 öncesi dönemde solcular, özellikle de kendini "sosyalist" veya "devrimci" olarak tanımlayanlar hemen her sorunun çözümünü "devrim" sonrasına erteleyerek, devrimin tüm sorunları çözeceğini ifade ederler, bunun tersini söyleyenleri de "reformist", "revizyonist" ilan ederlerdi. Bugün ise solda yer alan parti ve grupların büyük bölümü, devrimi beklemeden sorunların tek tek çözümünü yok saymıyor, bu sorunların çözümü için mücadele etmekten yana tavır alıyorlar.

Günümüzde solda yer aldığını söyleyenler arasındaki en büyük ayrışma konularından biri "milliyetçilik". Karl Marx'ın "emekçilerin ulusu yoktur" söyleminden hareket eden sol ideolojiler genel olarak, Deniz Gezmiş'in 1960'lı yıllarda ifade ettiği gibi "yaşasın halkların kardeşliği" sloganı temelinde her türlü milliyetçiliği reddetmektedir. Ancak bugün CHP, TKP ve İP gibi kendisini solda ifade eden bazı sol parti ve gruplar "Atatürk Milliyetçiliği", "Cumhuriyetçilik" gibi kavramlar ardından milliyetçiliği savunmakta, andımızın kaldırılmasına karşı çıkabilmektedirler.

Bugün kendisini solda tanımlayan parti, grup ve kişilerin ayrıştığı diğer kavramlar demokrasi, özgürlük, eşitlik, laiklik konularıdır. "otoriter", "vesayetçi", "devletçi" bazı "sol" gruplar demokrasi için mücadele etmek yerine darbeden, asker müdahalesinden yana tavır alabilmektedirler. Özgürlük ve eşitlik kavramlarını sadece kendisi gibi olanlar için savunan, "ötekiler"in haklarına duyarsız kalan, hatta onları "bölücü", "hain" vb deyimlerle suçlayan sözde "solcu"lar olması, bu kavramın ne kadar deforme olduğunu göstermektedir.

CHP, TKP, İP gibi ulusalcı-Kemalist partiler katı laikliği savunurken, başta HDP olmak üzere sosyalist solun büyük bölümü "özgürlükçü laiklik"ten yana tavır almaktadırlar. Solcu olmanın, bazılarının yaptığı gibi katı bir din karşıtlığı ve buna karşı yapılan laiklik savunması olmadığı giderek anlaşılmaktadır.

Sol, sermayeye karşı emeği; milliyetçiliğe karşı enternasyonalizmi; ayrımcılığa karşı barış ve kardeşliği; diktatörlüğe karşı demokrasiyi savunmak durumundadır. Bugün etnik veya cinsel kimliği, inancı, siyasi görüşü nedeniyle ayrıma uğrayan, ötekileştirilenlerin, yani tüm mağdurların haklarını savunmadan, onlarla birlikte mücadele etmeden "solcu" olmak olanaksızdır. Bugün, doğayı bir hak öznesi olarak kabul etmeyen, çevre kirliliği ve iklim değişikliği ile mücadeleyi, yenilenebilir enerji seçeneklerini programına almayan bir partinin "sol" olması mümkün değildir.

Bugün, AKP'nin giderek otoriterleşen yönetimi karşısında solun büyük bölümü ne yapacağını şaşırmış, gündemine tek hedef olarak AKP ile mücadeleyi, hatta Tayip Erdoğan ile mücadeleyi almıştır. Halbuki solcu olmak salt AKP karşıtlığına indirgenemez. Solun yapması gereken emeğe, insana, doğaya saygısı olmayan bu sisteme, neo-liberal düzene muhalefet etmek, kendi programını, alternatiflerini topluma sunmaktır.

AKP'nin temsilcisi olduğu dünya kapitalist sistemine karşı tek seçenek eşitlikçi, adil, demokratik ve ekolojist bir "özgürlükçü sol"dur. Emeğin, insanın, doğanın talanının yaşamımızı esir alması karşısında kendini solda gören, ezilen, ayrıma uğrayan, sömürülen tüm mağdur kesimler için çare, kullanım süresi dolmuş politikalar veya 'sarıgüller' değil, "özgülükçü sol" anlayıştır.

Mevlana'nın dediği gibi "ne varsa düne dair, dünle birlikte gitti cancağızım, artık yeni şeyler söylemek lazım".