SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Hangi devlet!

Yazının Giriş Tarihi: 23.05.2021 07:27

Son günlerde "suç örgütü lideri" Sedat Peker tarafından yayınlanan videolar devlet ile çete/mafya ilişkilerini yeniden gündeme getirdi. Bir dönem AKP iktidarı tarafından onay gören, koruma verilen, iktidara destek mitingleri düzenleyen, muhaliflere ve Barış Akademisyenleri'ne ağır sözler söyleyen Peker, diğer bir "suç örgütü lideri" Alaattin Çakıcı'nın Nisan 2020'de cezaevinden çıkmasından bir süre önce yurt dışına kaçmıştı.

Ülkemizde devlet ile çete/mafya ilişkileri oldukça eskiye dayanıyor. Örneğin "Topal Osman" adıyla tanınan ve Milli Mücadele döneminde de adından çok söz ettiren kişi de hem devlet ile ilişkili, hem de yasa dışı işler yapan bir "çete reisi" idi ve tartışmalı bir biçimde öldü.

Özellikle 1980 sonrasında devlet ile bağlantılı çete/mafya ve kontrgerilla konuları yoğun biçimde tartışılmaya başlandı. 1970 ve 1980'li yıllarda yurt dışındaki Türk görevlilerine saldırılar düzenleyen Ermeni Asala örgütüne karşı, 1980 sonrasında Abdullah Çatlı önderliğinde bir grup ülkücünün MİT tarafından görevlendirildiği ve Asala örgütüne yönelik operasyonlarda kullanıldığı kamuoyunda yaygın olarak paylaşılmıştır.

1990'lı yıllarda, özellikle Tansu Çiller'in Başbakan, Mehmet Ağar'ın İçişleri Bakanı olduğu dönemde, çoğunluğu Kürtlere yönelik çok sayıda "faili meçhul" cinayet ortaya çıktı. Bu cinayetler ve Güneydoğu'da yapılan hak ihlallerinin "kontrgerilla" olarak adlandırılan, devlet içindeki bir "derin yapı" tarafından işlendiği pek çok kişi tarafından savunuldu.

3 Kasım 1996 tarihinde ise devlet-siyaset-mafya ilişkisinin gün ışığına çıktığı bir olay gerçekleşti. Susurluk'ta meydana gelen kazada devleti temsil eden Emniyet Müdürü Hüseyin Kocadağ, mafyayı temsil eden Abdullah Çatlı ile Gonca Us adında bir kadın ölmüş, siyaseti temsil eden Milletvekili Sedat Bucak ise kazadan sağ kurtulmuştur. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller, Abdullah Çatlı için "Bu ülke uğruna kurşun atan da yiyen de her zaman saygıyla anılır, şereflidir" diyerek devlet-mafya ilişkisini onaylamıştır.

Açılan soruşturma ve yargılamalarda Mehmet Ağar "cürüm işlemek için silahlı örgüt oluşturmak" suçundan 5 yıl hapis cezası almıştır. Ancak soruşturmalar derinleştirilememiş ve devletin "kirli işleri" ortaya çıkarılıp, temizlenememiştir. Mehmet Ağar ilerleyen yıllarda, "bir tuğla çekersem devlet yıkılır" sözleri ile içinde bulunduğumuz durumu özetlemişti.

2007 yılında başlatılan "Ergenekon" soruşturması, önceleri devlet içindeki "derin unsurların" ve "çete ilişkilerinin" ortaya çıkarılarak temizlenebileceği umudu yarattı. Ancak kısa sürede muhaliflere yönelik bir "cadı avı"na dönüşerek umutları boşa çıkardı.

Ekim 2020'de Bodrum Yalıkavak Marina önünde Mehmet Ağar, Alaattin Çakıcı, Korkut Eken ve Engin Alan tarafından verilen fotoğraf devlet-mafya ilişkisin varlığını bir kez daha ortaya koyuyor ve topluma "biz buradayız" mesajı iletiliyordu.

Bugün, Sedat Peker'in video açıklamaları sonrası özellikle iktidar kanadı "suç örgütü reisi" diyerek Peker'i suçluyor ama aynı pozisyondaki Çakıcı için "organize suç örgütü lideri, mafya" ifadelerini kullanmıyor. Yine benzer suçtan hüküm giymiş olan Mehmet Ağar da bu nitelemelerden uzak, bir "iş adamı" olarak kabul görüyor. Aslında bu durum, "derin devlet" denilen yapının devletin organik bir parçası haline geldiğini gösteriyor.

Hal böyle iken muhalefet ise gelişmeleri izliyor, Peker'in suçlamaları için soruşturma açılmasını istiyor. Ancak bir yandan da "aman devlet zarar görmesin" kaygısını taşıyor. Aynı muhalefet iktidarın içerideki hemen her politikasını eleştirirken, dış politikada "milli birlik" kaygısı ile eleştiri yapamıyor, iktidara destek vermeye devam ediyor.

CHP, belki de "kurucu parti" olmanın baskısından kurtulamayarak devlet ve iktidarı ayırıyor. İktidarı eleştirirken devlete "zarar vermeme" kaygısını sürekli diri tutuyor. Bugün artık devlet ve iktidar bütünleşmiş durumda. Öte yandan bu yapı çete, mafya, kontrgerilla türü örgütlenmeler ile ne yazık ki iyice çürümüştür. Her yerden yolsuzluk, karanlık ilişkiler fışkırmakta ve hukuk yok sayılmaktadır. Bir yazarın deyimiyle (Mehmet Y. Yılmaz) "ülkenin kanalizasyonu patlamıştır". Bu durumda devleti savunmanın anlamı yoktur.

Faşist ideoloji "halk, devlet içindir" diyerek devleti yüceltir, halkın her durumda devlete itaatini savunur. Sol ideolojiler ise "devlet, halk içindir" der ve devleti değil, halkı, toplumu yüceltir. Artık tümüyle çürümüş, her yerinden pislik fışkıran bu yapının demokratik biçimde yeniden oluşturulması demokrasiden yana olan tüm kesimler için zorunlu bir görevdir!