SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Gezi direnişi; Adalet ve demokrasi talebi

Yazının Giriş Tarihi: 03.07.2013 12:31

Halk, özellikle de gençler bir yandan doğaya, yeşile sahip çıkarken, öte yandan da yaşam tarzlarına müdahale edilmesine itiraz ediyor, "benim de sözüm var" diyordu.

Kuşkusuz ki bu durum bir anda ortaya çıkmadı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Taksim Gezi Parkı'nda yapılaşma çalışmaları başlatması bardağın dolmasına, küçük bir çevreci grubun eylemine polisin sert müdahalesi de dolan bardağın taşmasına yol açtı.

Halk demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adalet istiyordu. Temsili demokrasinin yetersizlikleri, şeffaflık eksikliği, farklı kimliklerin eşitlik ve temsil taleplerinin karşılanamaması ve grup haklarının geliştirilememesi demokrasi eksikliğini derinleştiriyor ve yeni arayışları arttırıyordu.

Ne yazık ki egemen siyaset anlayışını sürdüren partiler (AKP ve pek çok muhalefet partisi) demokrasiyi, toplumsal katılım, tartışma ve müzakereyi içermeyen basit bir temsili demokrasi olarak algılıyorlar. Demokrasiyi sadece seçme ve seçilme hakkına indirgeyen bu anlayış, insanların düşüncelerini özgürce ifade etme ve kendi geleceklerini belirleme imkanlarını, hem yerelde hem de genelde engelliyor.

Oysa ki, demokratik ve özgürlükçü bir hareket, her düzeyde "sandıktan çıkmaya" önem verirken, demokrasiyi sandıkla sınırlamayan, yaşam alanını ve üretim sürecini de içeren her konuda ve yerel/genel her seviyede karar süreçlerine ve mekanizmalarına katılımı, halkın bugününe ve geleceğine sahip çıkmasını, tepeden dayatılan kararlar yerine yerinde üretilen kararları ve bunu mümkün kılan şeffaflığı temel bir ilke olarak kabul eder. AKP her fırsatta "sandığa" vurgu yaparken, katılımcı demokrasiyi umursamıyor.

Taksim Gezi direnişinde halkın, özellikle de gençlerin isyanı temel olarak adalet ve demokrasi talebi idi. Gezi Parkı'nın ağaçlarına yapılan saldırıya karşı ortaya çıkan direniş, "iklim ve çevre adaleti" talebini dile getiriyordu. Yaşam tarzlarına yapılan müdahalelere itiraz ise halkın demokrasi talebi ve "katılım adaleti" isteğini dile getiriyordu. Gezi Parkı direnişi sırasında gençlerin Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Ateist, Hıristiyan, kadın, erkek, LGBT bireyler olarak kol kola mücadelesi "tanınma adaleti" talebinin ortaya konulmasıydı.

Temsili demokrasiyle kendini sınırlayan bir demokrasi anlayışının otoriter ve merkezi anlayışları güçlendirdiği bir dönemde yaşıyoruz. O nedenle yerel ve sivil yurttaş inisiyatiflerini geliştirmeyi hedef alan, sendikaların ve meslek birliklerinin, demokratik derneklerin siyasal ve toplumsal sorunların çözümüne katkı sunmalarını sağlamak, katılım adaleti anlayışının temel yaklaşımı olmalıdır.

Herkesin eşit ve özgür olduğu, kendisi ve doğa ile barışık bir dünyada, insanca yaşayabilmesi için daha fazla demokrasi ve adalete ihtiyaç var. İklim ve çevre adaletinin, tanınma adaletinin, katılım adaletinin ve iktisadi adaletin sağlandığı bir yerde toplumsal adalet de sağlanmış demektir. Küresel ve yerel düzeyde özgürlük ve eşitlik, ancak adalet ilkeleriyle tamamlandığında, demokratik toplumsal ortak yaşamın taşıyıcı öğeleri olur.