SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Ergenekon'un ne savcısı ne de avukatıyız

Yazının Giriş Tarihi: 01.08.2013 00:00

Ülke genelinde yapılan Ergenekon dalgaları adıyla anılan operasyonlarda iş, siyaset, spor, sanat, hukuk ve medya dünyasından isimler, asker, polis, işadamı, yazar, akademisyen ve sendikacı gözaltına alındı. Ergenekon ile bağlantılı ilk dava 25 Temmuz 2008'de açıldı. 25 Mart 2009 tarihinde ise 2. Ergenekon iddianamesi kabul edildi.

Ergenekon davasından yargılananlar arasında kamuoyunca yakından tanınan çok sayıda isim var. İlker Başbuğ, Mehmet Haberal, Mustafa Balbay, Doğu Perinçek, Veli Küçük, Yalçın Küçük, Tuncay Özkan, Levent Ersöz bu isimler arasında yer alıyorlar. 66'sı tutuklu 275 sanıklı Ergenekon davasının 5 Ağustos Pazartesi günü yapılacak olan 321. duruşmasında mahkemenin kararını açıklaması bekleniyor.

Ergenekon davası başladığında toplumun büyük bölümünde, özellikle sol, demokrat çevrelerde büyük bir umut ve destek vardı. Geçmişteki pek çok karanlık olayın ve ülkemiz açısından utanç verici cinayet, katliam, faili meçhullerin bu dava ile aydınlatılabileceği ve sorumluların cezalandırılabileceği düşünülüyordu. Ancak dava ilerledikçe konu ile ilgisiz kimi kişilerin, salt muhalif oldukları için, davaya katılması beklentileri azalttı, tepkileri arttırdı. Derin devletin tasfiyesi iddiası ile başlayan davanın, muhaliflerin yargılandığı bir dava görünümüne dönüşmesi, ayrıca yargılamada yapılan hukuksal hatalar da bu tepkilere haklılık kazandırdı.

Ergenekon davasının giderek yönünden sapması, davaya baştan itibaren karşı çıkan ulusalcı, faşist çevrelerin, gerçek "Ergenekoncu"ların işine yaradı. Aslında Ergenekon davasında yargılanan pek çok derin devlet unsuru, tetikçisi var, ama yargılamada yapılan yanlışlar bu kişilerin de toplum gözünde "masum" gibi görünmesine yol açmakta.

Toplumun bir bölümü bu davayı körü körüne destekler ve yapılan her şeyi tartışmasız onaylarken; diğer kesim ise davaya tümüyle karşı çıkmakta, Ergenekon örgütünün varlığına inanmamakta, davanın tek amacının muhalefeti sindirmek olduğunu düşünmektedir. Davaya kutupların değil de hakikatin gözüyle bakarsak davaya destek vermek, sonuna kadar gidilmesi için çaba göstermek ancak yapılan yanlışlara da açıkça karşı çıkmak gerekiyor. Ergenekon davasının "savcısının" Başbakan Erdoğan, "avukatının" ise CHP lideri Kılıçdaroğlu olduğu düşünüldüğünde, bu davanın istenen sonuca ulaşmasının zorluğu daha iyi anlaşılacaktır.

Biz, Ergenekon örgütünün varlığına inanıyoruz. Bu ülkede yıllarca yapılan yargısız infazların, katliamların, cinayetlerin, darbelerin arkasında bu derin devlet örgütünün olduğunu biliyoruz. Ancak Ergenekon örgütü salt bu davada yargılananlardan ibaret olamaz, örgütün büyük bölümü, elebaşları halen dışarıdadır ve nedense operasyon onlara uzanamamaktadır. Buna karşın, örgüt ile doğrudan ilgisi olmayan pek çok kişi de bu davaya "sokuşturulmuş" durumdadır.

Ergenekon operasyonu ne yazık ki, en çok faaliyet gösterdiği "Fırat'ın ötesine" geçememiştir. 1990'lı yıllarda "faili meçhule" kurban giden binlerce kişinin katilleri hâlâ ortalıkta gezinmektedir. Bu durumda Ergenekon davası inandırıcılığını yitirmektedir.

Her olayda olduğu gibi, Ergenekon davasına da hakikatin ve vicdanın gözüyle bakıyoruz. Ne Ergenekon'un savcısı ne de Ergenekon'un avukatıyız. Biz Ergenekon davasının sonuna kadar götürülmesi, derin devletin tüm pisliklerinin ortaya çıkarılmasını, suçluların cezalandırılmasını istiyoruz. Ancak bu yapılırken hukuk kurallarından ve insan haklarından ayrılmaması kırmızı çizgimizdir.

Ülkenin geçmişiyle hesaplaşması, geçmişteki karanlık ve yasadışı uygulamaların ortaya çıkarılması için bir şans doğmuştu. Ancak yapılan yanlışlar veya yanlış tercihler bu şansın kaçırılmasına neden olmakta. Şunu unutmamak gerekir ki geçmiş ile hesaplaşmadan, eşit, adil, özgür bir gelecek kurulamaz.