SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Ergenekon, Cemaat ve AKP

Yazının Giriş Tarihi: 20.04.2021 10:19

2008 yılında başlatılan Ergenekon soruşturması, önceleri toplumda olumlu ve umutla karşılanmıştı. Ülkede sık sık yaşanan askeri darbeler, 1990'lı yıllar başta olmak üzere hemen her dönemde yaşanan "yargısız infazlar", suikastler, kayıplar nedeniyle demokrasi karnesi zayıf olan ülkenin demokratikleşmesi için bir fırsat olarak görülmüştü.

2007 yılında yapılan "Cumhuriyet Mitingleri"nde ortaya çıkan "darbe çağrıları", 27 Nisan 2007'deki "e-muhtıra", 19 Ocak 2007'de Hrant Dink'in öldürülmesi gibi olaylar da Ergenekon soruşturmasına desteği artırmış, ülkede var olduğu kabul edilen "derin devlet", "kontrgerilla" gibi yapıların tasfiye edilebileceği umudu doğmuştu. Ancak soruşturmanın giderek "sulandırılması" ve bir tür "muhalif avı"na dönüşmesi bu soruşturmaya olan desteği azaltmış, hatta iktidar ile muhalefet arasında "davanın savcısı" ile "davanın avukatı" tartışması ortaya çıkmıştı.

17-25 Aralık 2013 tarihinde başlayan "yolsuzluk ve rüşvet soruşturması" ise iktidar ile yıllardır birlikte hareket ettiği "cemaat"in arasını açtı. İktidarını sürdürebilmek için "cemaat" yerine başka güçler ile ittifak ihtiyacında olan AKP iktidarı, bu kez MHP, VP, "derin devlet" ile ittifak kurdu. Bunun sonucunda "Ergenekon operasyonu"na son verildi, sanıklar, tahliye edildi, operasyonu "cemaatçi" savcıların yaptığı, kendilerinin "aldatıldığı" ifade edildi.

Sonuçta pek çok kişi suçsuz yere cezaevinde yattı, bazıları yaşamını yitirdi. Öte yandan ülkenin demokratikleşmesi önünde en büyük engellerden biri olan "derin devlet" ya da "Ergenekon" örgütü tasfiye edilemedi, gerçek suçlular da beraat ederek "aklandı"lar. Ama AKP iktidarı suçu "cemaat" üzerine atarak kendini temize çekmeye çalıştı, hatta Ergenekon sanıklarının bir bölümü ile işbirliği yaptı.

Yargılanmaktan kurtulan Ergenekoncular ise, kendilerine yapılanları unutarak AKP iktidarına destek verdi, iktidarın "cemaat" ve Kürtler ile olan savaşında onun yanında yer aldılar. Avrasya teorilerine güç verdiler, iktidarın Suriye'de, Libya'da, Akdeniz'de yeni maceralara  atılmasını desteklediler. Böylece ülkenin  giderek daha büyük bataklıklara saplanmasında pay sahibi oldular.

Geçenlerde "derin devlet" sözcülerinden biri Hrant Dink'in arkadaşlarını suçladı, Dink katliamını "cemaat"in gerçekleştirdiğini, bu katliamla ilgili olarak Ergenekoncuların suçlanmamasını istedi. Hrant Dink öldürülmeden önce mahkeme kapılarında Hrant'a hakaretler eden, onu hedef haline getiren Veli Küçük, Kemal Kerinçsiz, Sevgi Erenerol gibi Ergenekon sanıklarını unutmuşuz gibi!

Bir zamanlar her suçu "Ergenekon" üzerine atan AKP iktidarı, nasıl ki "cemaat" ile yolları ayrıldıktan sonra tüm suçları "cemaat" (veya PKK) üzerine atıyorsa, Ergenekoncular ve ulusalcılar da aynı yolu izliyorlar. Cemaat üzerinden hem kendilerini hem de AKP'yi aklamak için özel bir gayret gösteriyorlar. Kendi sorumluluklarını örtmek için, olumsuzluklardan cemaatle birlikte Kürtleri, "liberaller"i, "Yetmez Ama Evet"çileri sorumlu tutuyor, iktidar diliyle konuşarak farklı düşünenleri düşmanlaştırıyorlar.

Bugün geldiğimiz noktada yaşananların sorumluluğu kuşkusuz ki iktidar olan AKP'nindir. Ancak ne yazık ki sorun sadece AKP değil. Muhalefetin bir bölümü de milliyetçi, ayrımcı söylemlerle toplumdaki kutuplaştırmayı derinleştiriyor, iktidarın dış politikasına ve militarist tavırlarına "milli birlik" diyerek destek oluyorlar, çoğulculuk yerine "tekçi"liği savunuyorlar.

Kuşkusuz ki öncelikle bu iktidarı değiştirmek için çaba göstereceğiz. Ama AKP'nin gitmesi yetmez! Darbeciler, bu ülkede on binlerce faili meçhul yaratan derin devlet unsurları  yargılanmadan, eşit yurttaşlık temelinde bir Anayasa oluşturulmadan demokratik, özgür, laik, eşitlikçi bir ülke bizler için hayal olacak!